Kentin Kırı

0
830

İklim Değişikliği, Bizim Rolümüz ve Bir Çözüm Olarak Permakültür

İnsanlar doğadan ayrı değildir; topraktan uzaklaştıkça küresel çapta ekosistemin dengesi tek yönlü hale gelir. Bu durum mikro menfaatlere üstün gelir. Çokuluslu şirketler, artık nüfus ve kaynakların eşitsiz dağılmasından dolayı iklim değişikliğine karşı önlem alınmasını güçleştirir. Unutulmamalıdır ki;

doğa insanların  egemenlik  kurabileceği bir alan değildir.

Sürdürülebilir tarım olmaksızın değişen iklim koşullarında sosyal ve doğal düzen mümkün değildir. Doğaya baktığımızda yapısal ve işlevsel ağ yapıları sayesinde gerçek anlamıyla sürdürülebilirliği sağlamış sistemlerin mevcut olduğunu görebiliriz.

“Bizim de dünyaya geri vereceklerimiz olmalı.” – Permakültür Çalıştayı, 2009

Başta karbondioksit olmak üzere kükürt, azot oksitler ve metan gibi gazlar Dünya’ya gelen güneş ışınlarını emerek bu ışınların yeryüzüne dağılıp geri dönmesini engeller. Sera etkisi denilen bu süreç, yeryüzünün, kabul ettiği enerjiyi tekrar uzaya göndermesine engel olur. İşte bu sera gazlarının salımının artışı mevcut şekliyle devam ederse, küresel ısınma 2030 ile 2050 yılları arasında Paris İklim Anlaşması’nda tehlikeli sınır olarak kabul edilen 1,5 ºC sınırını geçecek. Bu ölümcül sınırı geçmemek için küresel salımların 2030 yılına kadar 2010 yılına göre %45 azaltılması, 2050 yılında ise tamamen sıfırlanması (net sıfıra inmesi) gerekiyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2012

Sürdürülebilir önlemler almalı ve karbon ayak izimizi azaltmalıyız.

  1. Bireysel araç kullanımı: Seyahat ve günlük ulaşım aktivitelerinde yürüyerek, bisiklet kullanarak, toplu taşıma araçlarını tercih ederek kişi başı %27,
  2. Ambalajlar ve atıklar: Atıkları kaynağında azaltarak, doğada çözünen biyo-bozunur malzemeler tercih ederek, organik atıkları kompost ile değerlendirerek kişi başı %7,
  3. Enerji Kullanımı: Yenilenebilir enerji kullanımı ile kişi başı %15,
  4. Kurumsal Aktiviteler: Enerji alanında faaliyet gösteren kurumların neden olduğu karbondioksit salımını azaltarak kurum başına %12, ortalama oranlarında sera gazı salımlarını azaltmak mümkün.

Elbette bu yaşamlarımızda yapacağımız bireysel değişiklikler, bu tercihleri yapabilmemiz için önümüzde sistemin dayattığı yapısal engeller yoksa gerçekleştirilebilir. Örneğin, açlık sınırının altında bir gelirle yaşayan bir ailenin kışın ısınmak için evine ya yardım olarak ya da kendi gücü yettiğince aldığı kömür giriyorsa, burada bu aileye neden karbon salımını artırıyorsun diye değil de onun içinde bulunduğu bu duruma karşı bir itiraz geliştirmemiz gerekir. Yani, iklim değişikliğinin sınıfsal boyutu göz ardı edilemez.

Yapabiliriz! Peki, neler?

Üretiminde çok fazla enerji harcanan yani karbon ayak izi büyük olan ürünlerden vazgeçemez miyiz? Vazgeçebiliriz ve yerine başta temel ürünleri üretiminde yenilenebilir enerjinin kullanımını talep edebilir, yenilenebilir enerji üretime uygulandıkça bu ürünleri tercih edebiliriz; böylece doğayla bozulmuş olan döngüsel ilişkimizi biraz da olsa toparlayabiliriz.

Daha az kullanıp daha az atığa sebep olarak karbondioksit salımlarını azaltamaz mıyız? Azaltabiliriz elbette, tabi azdan az çoktan çok gider, herkes zaten tüketebildiği üzerinden bir azaltım yapabilir. Bakın, yaşamsal ihtiyaçlarımızı dahi zor karşıladığımız bu ülkede dünyada büyük bir furyaya dönüşmüş bir uygulamaya çok daha sonra başlayarak “sıfır atık”a göstermelik de olsa geçmiştik.

Toprağı daha temiz kullanamaz mıyız? Bugüne kadar sınırsızca sömürülen, ilaca boğulan, mineral ve besleyici içeriğinden yoksunlaştırılan toprakta biyolojik iyileştirme yapabiliriz.

Evlerimizi ısıtmak ya da soğutmak için daha az enerji kullanacağımız şekilde inşa edemez miyiz? Edebilir, permakültür ilkelerine göre bunu kent yaşamına da uygun bir model haline getirebiliriz. Değişen iklim koşullarına daha dayanıklı sistemler tasarlayamaz mıyız? Kuşkusuz. Peki, nasıl?

Bir Kalori İçeri, Bir Kalori Dışarı (Bill Mollison İlkeleri): Yüzeysel akışın yönetilebilir olduğu yaşam alanları inşâ etmeliyiz.

Kapitalist sistem yeryüzünün sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 1°C derece ısınmasına sebep oldu. Küresel ısınmanın sonucunda aşırı hava olayları, yükselen deniz seviyeleri ve arktik deniz buzlarının erimesi gibi ekolojik krizin pek çok görünümü ortaya çıktı. Bu yüzden toprak ve su yönetimlerini sürdürülebilir olarak sağlayabileceğimiz alternatif bir tasarım olarak Monokültüre karşı Permakültür!

Bakın permakültür uygulamalarına bir örnek: yağmur sularını biriktirmek. Bunu nasıl kalıcı bir işlem haline getirebiliriz. Permakültür işte bu sorunun cevabını veren tasarım fikirlerini içeriyor. Örneğin buna göre yağmur sularını; toplama kanalları, sarnıç sistemleri, yağmur tankları, yağmur bahçesi, geçirimli döşemeler, kuru kuyular, yağmur hendekleri, sızma çukurları, çatı bahçeleri, yağmur varilleri ile kanalizasyona vermeden toplayabiliriz. Her ne kadar birleşik kanalizasyon sistemlerinden ayrık sisteme geçilmeye başlansa da yağmur suyunu kullanım suyu olarak değerlendirebiliriz. Çatıda toplanan yağmuru suyunu rezervuara vererek tuvalette kullanabiliriz.

Permakültür, doğanın parçası olan her bir öğenin kendi işlevini yerine getirirken insanın bundan en iyi şekilde yararlanmasını sağlayan bir bütünlüklü tasarım fikri. İnsanın doğa içinde kendine en uygun ekosistemi tasarlaması için bir araya getirilmiş fikirler bütünü. Pek çok farklı bilimin bilgisinden yararlanan permakültürden biz de yeni bir yaşamın kurulmasında yararlanabiliriz.