Dev/let-Şirketler ve Güçlülerin Suçları

0
142

Bu yazı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 20-23 Mayıs 2021 tarihlerinde düzenlediği “Salgın Sonrası Dönemde İnsan Hakları Gündemi” başlıklı uluslararası sempozyumda sunulan bildirilerden biridir. Sempozyumun Bildiriler Kitabı’na bu linkten ulaşabilirsiniz.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kentsel ve Bölgesel Planlama Bölümü öğretim görevlisi Aslı Odman’ın sempozyum için hazırladığı bu bildiriyi ekoloji politik gündemin en yakıcı gündemlerinden biri olarak sitemizde tekrar yayınlıyoruz.

Salgın sonrası dönemde insan hakları gündemini konuşmaya başlamak için ne kadar da güzel bir başlık! Devletin şirketleşmesi insan hakları için ne anlama geliyor? İnsan hakları ihlalleri alanından başlayarak, çevre hakları ve tüm türlerin haklarından konuşmaya faillerden ve ‘faillerin kurduğu ilişki ağlarından’ konuşarak başlamak ne kadar da isabetli.

Bugün burada yapacağım sunumun deneyim bağlamı 2007’den beri Tuzla Tersaneler Bölgesi’nden başlayarak, Türkiye’nin dört yanındaki çalışma alanları ve tekil işyerlerinde İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak yaptığımız iş cinayetleri, meslek hastalıkları ve buradan yola çıkarak halk sağlığı ve çevre suçları belgelemesine ve bu iş cinayetlerinin çok azını Ceza Hukuku önünde takip ettiğimiz Adalet Arayan İşçi Ailelerine Destek Grubu içindeki mesaimize dayanıyor. Yani ölümden ve suçtan geriye yapılan bir fail ve kurduğu ilişkiler soruşturması bu. Tekil faillerin bütünsel özelliklerini gördüğümüz yerlerde ise ‘kolektif örgütlü sermaye, yani şirket sorumluluğu’, ‘yavaş suçlar’ ve sistematik cezasızlık ile karşılaştığımız için ilgi ve faaliyet alanımız gittikçe daha fazla, işçi, halk ve çevre sağlığının ilişkisel olmazsa olmazı olan şirketlerin suçlarını belgelemek, yayılımlarını , örgütlenmesini ve yol açtıkları geri dönüşsüz türler-arası kayıpları göstermeye dönmek oldu. Sanırım eşzamanlı olarak doktora tezimde 1930’ların küresel olarak yayılım gücü en büyük ve illiberalizm ve otoriterliğin fabrikada ‘kitabını yazmış’, ‘kavramını üretmiş’ (fordizm) şirketlerinden Ford Motor Company’nin Tophane’deki fabrikası üzerinden bir şirket monografisi yazıyor olmam, örgütlü sermaye olan şirketlere olan ilgimi ve çalışılması için gerekli araçlara olan ihtiyacımı artırdı. Şimdi düşününce, daha da geriye gidersem, üst düzey bir şirket çalışanı olarak yetiştirilmek için yollandığım Avusturya Ticaret Akademisi’nde aldığımız muhasebe, dış ticaret, pazarlama, şirket hukuku gibi dersler de, bu epey karanlıkta kalan dünyanın ABC’sine ‘tersinden’ yaklaşmama ve içinden okumama yardımcı olmuş olmalı. Tüm bu deneyim ve kolektif öğrenme-eyleme bağlamında ben devletin şirketleştiği iddia edilen dönemi devlet formu analizleri ve otoriterleşme analizleri çatısı altında değil, sermayenin örgütlenmesinin yeni formları üzerinden, şirketlerin iç örgütlenmesine bakarak çözümlemek için gündem ve izlekler önermeye çalışacağım. İnsan hakları alanındaki ana muhatabın devletlerin suçları olduğunu aklımda tutarak bunu yapmaya çalışacağım.

Son dönemlerde ‘şirketleşme’ ve ‘devletin şirketleşmesi’ başlığı altındaki sorgulamalar, ‘neoliberal dönemde kamusallıklardan ve sosyal devletten kopuş’ ana savından ayrılmayacak şekilde arttı. Fakat bu yaklaşım sıklıkla (1) ‘karbon demokrasisi’nin (Mitchel 2014) sonu diyebileceğimiz 1970’lerden sonraki döneme atıfla bir kırılma ima ediyor ve (2) sermayenin en örgütlü formunun, yani ‘tüzel kişilik olarak şirket’in 1886’dan beri bizimle olduğu ve tüm hukuk/haklar anlayışının bu tüzel kişiliği bir bireyin tabi olduğu ceza hukuku sisteminden ayrıştırma esası üzerine bina edildiği gerçeğinin, diğer bir deyişle ‘uzun sürekliliğin’ üstünü örtercesine kullanılıyor.

Devlet-sermaye ilişkisini, siyasi zor ile piyasa zoru veya ekonomik zor ilişkisini anlamakta esinlendiğim ve en ilişkisel/derin bulduğum bazı yaklaşımlara dair hafızamızı tazelemek istiyorum. Marx uzun 19. yüzyıl kapitalizmini, Besonderung des Staates, yani siyasi olan ile ekonomik olanın, yani genel/kamu çıkarı ile tekil çıkarın ayrışmış gibi görünmesinin ve devlet şeklinin toplum ve tarih ötesi bir töz gibi ele alınmasının iyice tekamül ettiği bir dönem olarak tanımlamıştır (Hirsch 1995).

Charles Tilly (2001), kapalist devletin ‘doğuşunu’ feodalizmin son dönemlerinden, şehir devletler içinde serpilmesine, buradan da ta bugünlere getirerek, sürekliliği vurguladığı ‘Bir Organize Suç Örgütü olarak Devlet’ yaklaşımında, sermaye, zor ve devleti, bazı avantajlara sahip eşkıya ve korsanların diğerlerinden sıyrılarak, tüccarın yolunu kesip haraç almak ve yağmalamak yerine, onlara düzenli vergi karşılığında saldırmazlık ve güvenlik sağlamasına uzun geçiş olarak tanımlar. Ama evrimdeki bu ‘çekirdek üreteç’, yani ‘hareketli sermayenin, bu süreklilik ve güvenlik çerçevesini sağlayan bir grup derebeyine, yani zor tekeline haraç vermesi’ mantığı, devletin sonraki evriminde içinde her zaman sermaye ve mafyanın hareket yasalarını baki tutar.

Pierre Bourdieu (daha sonra öğrencisi kent araştırmacısı Loic Wacquant’ın genişlettiği şekliyle) bu bir aradalığın yarattığı gerilimde dönem dönem devletin ‘sağ elinin’ (hazine, ekonomi bakanlığı, hapishaneler, kolluk güçleri, asker, yani ‘metalaşmayı çerçeveleyen’ ve ‘güvenlikçi’ yönünün), dönem dönem ise ‘sol elinin’ (sosyal güvenlik politikaları ile nispeten kapitalizmde biriken değerleri dağıtan, içeren yönünün) öne çıktığını söyler (Akçaoğlu 2014). Devletin meşruiyet ve yasallık zemini hep bu ‘tikel örgütlü muktedirlerin’ çıkarları ile genelin çıkarları arasındaki gerilimde kesintiye ve değişime uğrar.

Peki benim, Türkiye’de devletin sağ elinin güvenlilikleştirme ve kriminalleştirme pratiklerinde ayrıcalıklı yer tutan ve sağa sola yapıştırılan ‘DEV-’ önekini tersine döndürerek kullanmaya çalıştığım DEV-Şirket’in bugünkü şeklinde bu sürekliliklerin ve kırılmaların yeri nedir? Eğer devletin ‘yeni’ bir şeklinden bahsediyorsak, acaba bu bir olgu olmaktan çok, uzun zamandır ciddi bir şekilde dönüp analiz etmediğimiz bir gerçekliğe ilişkin bilimsel ve programatik bir zaaftan, geçim kaynaklarımız gittikçe kendisine bağımlı hale gelen ve örgütlü sermaye olan şirketlerin şiddetini ve şiddetle değiştirici gücünü görmeyişimizden kaynaklanıyor olabilir mi?

Devletin ‘sağ kolunda’ tecessüm eden görünür, planlanır, kanun çerçevesinde tanımlanmış ve merkezi şiddetine bakışlar, şirketlerin görünmez ve yerküreye derin nüfuz etmiş, doğa ve insanı kaynaklaştırırken doğal bir haleyle bezenen partiküler ve granüler fiili şiddetinin üzerini örtmeye yarıyor olabilir mi? Kent merkezlerindeki, son senelerde iyice devasa ve absürt bir ölçek kazanmış olan ‘hükümet konakları’ veya ‘adliye saraylarının’ görünürlüğü, nispeten dokunulmamış her dereye, her ormana, her kıyıya, her kırsala, her ekosisteme inceden bin bir yatırım ile nüfuz ve duhul eden dağınık ve dönüştürücü sermayenin şiddetli ve yıkıcı gücünün tezahürlerini karanlıkta bırakıyor olabilir mi?

Şekil 1: Şiddet ve Mekansal Yayılımında Devlet-Şirket Algı Farkı

Lafı dolandırmadan, buna kendim sorup, kendim ‘evet’ diye cevap vereceğim. Evet, kapitalizm’in gizli öznesi ‘kapital’ ve onun en örgütlü şekli, tüzel kişilik ‘şirket’lerle ‘sokaktaki vatandaşın’ da, biz bilme ve eyleme mesafesini kısaltmaya çalışan bilim insanlarının da ilişkisi ekseriyetle ‘su içinde balık’ gibi. Bilimin işlevinin görünürün ötesindeki, doğallaştırılan ve parçacıklaştırılan ilişkileri görünür kılmak olduğundan yola çıkarsak, bunun kanıtlarını Türkiye’de bilimsel alanda devlet analizlerinin ifrata varan çokluğunda ve sermaye monografilerinin tefrite varan kıtlığında gösterebileceğimize inanıyorum. Bu çarpıcı yokluğun Ceza Hukuku’nda da elle tutulabilir sonuçları var. Tüzel kişiliği haiz şirketlerin son derece rasyonel bir iş organizasyonu içinde envai mühendislikler, örgüt sosyolojisi vs gibi dalları kullanarak gerçekleştirdiği iş organizasyonunun ve bununla kısıtlı kalmamakla beraber özellikle sınır ötesini aşan yatırımlarının kitlesel olarak hayatı tahrip ettiği ve ekolojik kırıma (ekokırım) açtığı zamanlarda bile, ‘yatırım kastının’ örgütlü bir sorumsuzluk ve yükümsüzlük ile karşılandığını görüyoruz. Şirket suçları yerkürenin mekanına çok daha yayılmış, sonuçları çok daha geri dönüşsüz, kitlesel olmasına rağmen ekseriyetle bırakın ceza görmeyi, adı bile koyulmayan, içinden güç devşirilen suçlar haline geliyor. Şirketlerin Bhopal’den Beyrut’a, Soma’dan, Davutpaşa’ya, Meksika Körfezi’nden Bozüyük’e kadar varan eylemlerinin sonucunda kitlesel olarak uzun erimli sonuçları olan kırımlar yaşandığında bile bu süreçleri kamu güvenliği, halk sağlığı, çevre adaleti bağlamında ‘yargıya taşımanın’ ve sonuç almanın ne kadar zor olduğunu, ne kadar da ‘yumuşak rehber ilkeler (soft law) aşamasında kaldığını,1 şirketlerin cürümleri ile ters orantılı bir cezasızlıktan istifade ettiklerini görüyoruz.

Şirketleri insan hakları alanında sorumluluklarına dair Birleşmiş Milletler’in İlkeler Rehberi henüz 2011’de yayınlandı (BM 2011) ve bu henüz yaptırım mekanizmalarından mahrum bir ‘öneriler seti’. Bu önerilerin ve ilkelerin, hali hazırdaki mağdurlar ve yatırımcılar arasındaki güç asimetrisi bağlamında, kısa vadede ancak şirket itibarına geri dönen Kurumsal Sosyal Sorumluluk veya Halkla İlişkiler reklamlarına dönüştüğü ölçüde tekil şirketleri bağlaması çok muhtemel. Burada uzun vadede ilkelerin çizdiği, hatta yapısal dönüşümler, ne kadar kısa vadedeki ‘yeşile, kızıla, pembeye çalma’ (green, red, pink washing) gibi PR faaliyetlerinden sâdır olabilir, işte bu çok önemli bir soru.

Den Hague’daki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (ICC) soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları, uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda işlenen savaş suçlarının yanında failleri şirketler olan ‘ekokırım’ın da yargı konusu edilebilmesi için Stop Ecocide Vakfı’nda buluşan bağımsız hukukçular birliğinin bu Haziran ayında önerdiği Roma Statüsü’nü modifiye eden taslak metnin (Stop Ecocide 2021) ise resmen bir üye ülke tarafından önerilerek sürecin başlatılmasının bile on yıllar süreceği ifade edilmektedir. Zira ICC Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurucu belgesi olan Roma Sözleşmesi/Statüsü’nün oluşturulma tartışmalarına dahil olma tarihçesi 50 yıl öncesine kadar giden, failleri şirketler olan ‘ekokırım’ suçu, sözleşmenin nispeten erken aşamalarında özellikle ABD, Birleşik Krallık ve Hollanda’nın başını tuttuğu denge politikasının deliklerinden düşüp, 1998 senesindeki son metinde hiç bir iz bırakamadan, kaybolup gitmişti (Hesket 2021).

Fakat bu bellekten de beslenen tekil kazanımlar ekokıyım yaratan çarkları yavaşlatmak için önemli bir araç, manivela da sağlıyor. Henüz uygun hukuk sistemi bütünsel olarak oluşmamışken de, örneğin Avrupa Birliği ve ABD’de ölümlü iş kazası / meslek hastalığı durumlarında açılan bazı öncü davalarda öne çıkan ‘kamu güvenliği’ vurgusu, mağdurun tazmini ile yetinmeyen ‘çevresel felaket’ gerekçesine dayandırılabildi. 2007 İtalya Thyssen-Krupp ve Torino Casale Eternit Davaları ile Fransa Toulouse Total-AZF Davası (Thébaud-Mony 2013) bunlara sadece birkaç örnek teşkil ediyor. ABD’de 1990’larda işe bağlı yaralanma ve ölümlere dair sorgulamaların, ceza mahkemelerinin alanına geçmesi ve burada şirket sahibi ve müdürlerinin adam öldürme ve cinayet iddiası ile yargılandığı davalardaki artış da göze çarpıyor (Rosner 2000).

2007 senesinde Birleşik Krallık’ta Corporate Manslaughter and Corporate Homicide Act (Kurumların Sorumluluğundaki İnsan Öldürme/Cinayetlere Dair Kanun) sadece şirketleri değil, devlet kurumlarını, kar amaçlı olmayan dernek, sendika gibi kurumları da kapsayan bir kurumsal yelpazede bu kurumun ‘üst yönetimine’ atfedilebilen insan hayatına mal olan ‘özen yükümlülüğüne aykırı, ağır ihmal’ sonucu yaşanan can kayıpları vakalarını yargılamak için yürürlüğe girdi. Aslen ‘kurumsal’ büyük şirketlerde ‘üst yönetim’in işçi, halk ve çevre sağlığı alanındaki sorumlulukları, muadili bir yetki aktarılmadan gittikçe daha küçük şirketlere ve bağımlı profesyonellere devretmesi nedeni ile bu kanun çerçevesinde bugüne dek ancak otuz kadar hüküm oluşturulabildi. Bunlarda ise failler ‘yönetim-kurum sahipliği/sorumluluğu’ ilişkisini kanıtlamanın kolay olduğu mikro ve orta ölçekli işletmeler oldu. Büyük faillerin iç ve iş organizasyonu ile can kayıpları arasındaki sistematik bağların bu kanun kapsamında kurulması henüz mümkün olmamış gözükse de, 71 sakininin hayatını kaybettiği 2017 Grenfell Tower Yangını sonrası açılan dava, kanunun uygulamadaki sınırlarını genişletme imkanı taşıyor (Parsons 2018). Türkiye’de Adalet Arayan İşçi Aileleri Ağı da henüz belirgin bir hukuki kazanımla sonuçlandıramasa bile, 2008’den beri iş cinayetlerindeki asıl sorumlulukları ortaya çıkarmaya yönelik ceza hukuku ve kamuoyu mücadeleleri sürdürüyor (Demir ve ark. 2021). Sayıları gittikçe artan yerel çevre mücadeleleri davalarında kolektif mağduriyet nasıl kanıtlanır, devletin, şirket failler ile kolektif mağduriyetler arasına girmesine nasıl engel olunabilir konusunda da, benim hikayelerine hakim olmadığım ciddi bir deneyim olduğunu takip edebiliyorum.

Hukuk alanından şirketlerin bilim alanındaki varlık ve yokluğuna dönersek: Tekrar bize en yakın coğrafya ve pratiğe geldiğimizde savladığım ‘devlet merkezli analizlerde ifrat’ ve ‘sermaye/şirket odaklı analizlerde tefrit’ ile ilgili izlenimsel olarak birkaç somut örnek vermek isterim. Başta bahsettiğim 30’ların en görünür şirketi Ford’un Tophanedeki otomotiv fabrikası hakkında yazdığım tez için, Türkiye’de yazılmış tüm şirket tarihi olarak nitelendirilecek çalışmaları inceleyip bir tasnif yapmaya çalışmıştım (Odman 2021, 47).

Şekil 2: Türkçe literatürde şirket tarihi

Bu amaçla yaptığım araştırmada Türkiye’de sosyal bilimlerin her alanını dahil ettiğimde şirketi odağa alan çalışmalarda çarpıcı bir nedret ile karşılaştım. Şirketlerin dönüşümü üzerinden Türkiye’de siyaset, ekonomi ve toplumun dönüşümüne bakan, odağa şirketi alan çalışmalar çoğu zaman bizzat şirketlerin siparişi üzerine hazırlanan ‘kurumsal tarih’ler ya da şirketleri İşadamları Dernekleri, soyut sermaye veya ‘yabancı sermaye’ üst başlığında homojenleştiren araştırmalardı. Şirketleri sahiden tekil olarak odağa alan, evrimini, yatırımlarını, devletle, ekosistemle ve emekle ilişkisini inceleyen çalışmalar için emek tarihi ve endüstri mirası tarihinin birkaç güzide örneğine bakmak gerekiyordu. Türkiye’deki ilk Şirket Tarihi konferansının 2014 senesinde Yalova Üniversitesi’nde yapılmış olduğunu öğrenmek, eminim sizi de benim kadar şaşırtacak ve bu manalı yokluk, bu şirket öznesini, failliğini toplumsal analizlerin marjına bile yerleştirmeyen düşünme geleneklerimiz üzerine düşündürtecektir.

Aynı dönemde eleştirel bilimsel faaliyet içinde ‘devletin yeni şekli, siyasi rejim tartışmaları’ başını alıp yürümüştü. Meslektaşım Demet Dinler (2011), bu hummalı faaliyetin peyzaj ve sınırlarını ‘Türkiye’de Güçlü Devlet Geleneği Tezinin Eleştirisi’ makalesinde kapsamlıca ele almıştı. Tarihsel dönüşümün öznesi, faili, bu yüzden de ‘Tek Tür’ bütünlüklü anlayışı kapsamında çevre, halk ve işçi sağlığı alanında tanık olduğumuz suçlarda şirketleri, sermayenin örgütlü formunu bu kadar gözlerden kaçıran ne olabilir? Bu gözden kaçırma bizi anlamak ve değiştirmenin mesafesini kısaltma, muktedirler tarafından deklare edilen olağanüstü haller içine düşmeden, dinamikleri anlayıp bunlara uygun bir şekilde eşitlikçi ve adil müdahale imkanlarımızı nasıl zayıflatıyor?

Şirket/sermaye odaklı analizler, hak mücadeleleri, izlem eksikliğine, yani manalı yokluklara bakmaya devam ettiğimizde, Türkiye’de başka alanlarda müthiş canlı ve cevval olan STK’lar ve emek ve demokrasi örgütlerinin özgün olarak dokunmadığı pek çok çalışma alanını anglosakson muadillerinde bulabiliyoruz. Corporate watch2 denilen, çevre, emek ve tüketici örgütlerinin şirketlerin ‘ensesinden ayrılmadığı’, tüm hareketlerini, iç örgütlenmelerini takip ettiği inisiyatifler neden hala Türkiye’de gelişmedi? Türkiye’de şirketlerin, farklı sektörlerdeki projeler üzerinden farklı devlet kurumları ile kurdukları ayrıcalıklı ilişkileri haritalamak, bu kapsamlı, temiz araştırma süreci ve kolektif emeğe dayalı ürünü, bir sanatçı/veri bilimcinin oluşturduğu graphcommons.com arayüzünün yarattığı sinerji üzerinden akademi ve sair kurumsal tanımlı bilim alanı dışından mı gelmeliydi?3

Halbuki şirketler ekosistemi ve tüm mensuplarını, unsurlarını geri dönüşsüz olarak bugün, yoğun bir biçimde ve geri dönüşsüz sonuçlar doğuracak şekilde yağmalarken, ‘tüzel kişiliklerine binaen’ Ceza Hukuku çerçevesinden korunarak işledikleri, zamana yayılmış, ‘yavaş suçların’ sonuçları gayet kümülatif, somut ve akut. Bu sonuçların ele alınabilmesi için odak ve perspektifin şirketler üzerine koyulması gerekiyor. Hatta şirketlerin sermaye ölçekleri ve nüfuzları ölçüsünde işledikleri her suçun güce dönüştüğünü, bunun da hala ‘hukuki Platzhalter (yer tutucu)’ olarak işlev gören devlet organları tarafından çerçevelendiğini, çitlemelerin bu yeni hukuksallaştırma (judiciarization) olmadan mümkün olamayacağını savlamak gayet makul. Sermaye birikiminin en önemli hız ve gücünü üretmek (doing) üzerinden değil de varlıklar (assets, having) üzerinden kazandığı bu yeni süreçte, devletin bu ‘varlık sahibi olma’ hallerini yeni ve yoğun hukuksallaştırma, çerçeveleme faaliyetleri ile sağlayan işlevi öne çıkıyor.4 Halbuki bugün devletlerin tüm yıllık gelirleri ile şirketlerin gelirlerini karşılaştırıp, ilk 100 ekonomiyi listelediğimizde 2018’de 71 şirket ve 29 devlete rastlıyoruz (Türkiye bu listede 2018’de 34. sırada).5 Özellikle enerji alanında bazı uluslararası ‘kamu’ şirketlerinin bu listede olması, tam da ‘kamusal çerçevelendirmenin’ tekil sermaye birikimi, offshorelaştırma, ulus-ötesine yani bir sonraki birikim ölçeğine çıkarabilme gücü ile ne kadar ilişkili olduğunu kanıtlıyor.

Peki ‘güçlü’ oldukları konusunda sayısal da izlenimsel de bir sorumuz olmayan ‘şirketlerin’ suçları nasıl doğallaşıyor, kabul edilebilir ve görünmez kalabiliyor? Neden suçlar yaratan kolektif örgütlü birim ile kamu güvenliği ve sağlığı alanındaki sorumluluğa çağrılmaları bu kadar zor?

Fransa Ordusu’na asbestli şerit üreten Amisol fabrikasındaki işçilerden Josette, fabrikanın kapatılmasına karşı yaptıkları fabrika işgalinden, kendilerini ve fabrikanın bulunduğu mahalleyi ölüme sürükleyen kanserojen üretim malzemesi asbestin yasaklanması mücadelesine evrilen süreci anlattığı pasajda şöyle diyordu: “Bir kişiyi öldürürsen, hapse gidersin, ya tüm bir köyü, havzayı, içindeki tüm canlılar için yaşanmaz hale getirirsen, o zaman devletten teşvik alırsın” (Thébaud Mony 2012, 70). Asbest, ölümcül hastalıklara yol açtığı 20. yüzyıl başından beri bilinmesine rağmen, şirketlerin ‘yavaş suçlarının’ nasıl zamana yayılarak görünmez kılındığına dair isabetli bir vaka teşkil ediyor. Bilimlerin ilerlediği tam bir yüzyıl boyunca, asbest sanayicilerinin lobi faaliyetleri ve ‘fonlanmış bilimsel araştırmalar’ (Thébaud Mony 2014, 42-70) sayesinde 100 sene sonra ancak yüzyılın sonunda Fransa’da ve AB ülkelerinde tamamen yasaklanabilmiş, şirketler tarafından topraktan çıkarılarak seri katile çevrilmiş bir doğal lif. Aynı zamanda özellikle en tehlikeli, pis ve düşük ücretlendirilmiş (bazen ücretlendirilmemiş) çalışan bedenler, işçilerin bedenleri üzerinde ilk izlerini okuduğumuz asbest, daha büyük halk sağlığı ve çevreye karşı saldırıların, kent ve çevre suçlarının, Bhobal, Beyrut, Soma, Hendek’te de şahit olduğumuz büyük sanayi felaketlerinin bir işaret fişeği.

2011’den beri her ay iş cinayetlerinin kaydını tutan İSİG Meclisi aylık ve senelik iş cinayeti raporu taramalarında iş cinayetinin gerçekleştiği işyerinin ancak dörtte ila üçte birinin şirket ismini bulabiliyor olması da bu manalı görünmezliğin bir başka emaresi. Türkiye özelinde ise aynı anda pek çok karlı sektörde yatırım yapan ahtapot gibi farklı sektörlere yayılmış holdingler, yani konglomerasyonların inşaat ve altyapı şirketlerinin kentsel dönüşüm başlığı altındaki seri yıkımları tetikleyen yatırımlarının, kanserojen asbest liflerini hızlandırılmış şekilde yayan yıkımlarını sağlayan ise gene devletin ‘çerçevelendirici’, ‘yeni mevzuat oluşturucu’ gücü. İstanbul’da yoğun yıkımlara maruz kalan 2012 Afet Kanunu’nun acele kamulaştırma yetkileri veren riskli alan, riski bina ilanları ile rayiç bedel/rant haritasını örtüştürdüğümüzde bu etkiyi görmek kolaylaşıyor (Odman 2019). İnşaat şirketleri için yasadaki ‘kamu yararı için olağanüstü hal ilan etme’ yetkisini kullanan devlet, uygulanması için yargı mekanizmasını dönüştürüyor, yavaşlatıyor, yürütmenin uzantısı olan kolluk kuvvetlerini devreye koyuyor. Hukuksal somut bir formu ifade eden ppp (özel-kamu ortaklıklarının) kökeninde de ‘iltisak’, bu ‘seçilmiş yatkınlıklar’ var.

Şirket suçlarının görünmez kılınmasında, ‘ahtapot/konglomerasyon’ gibi örgütlenen ve risk dağılımı, kar maksimizasyonu yapan holdinglerin, taşıyıcı orta sınıf kamuoyunu sanat, kültür, hayırseverlik kurumları ile ‘tatlı tarafını’ gösterip, çevreye ve işçi bedenenine yıkımla nüfuz ettiği anların üstünü mahirce örtebilmesinin rolü yadsınamaz. Şimdi Ezcacıbaşı’nın İKSV’si, sair kültür yatırımları ve steril reklamlarının tozu dumanı arasında, kim Bozüyük’teki seramik fabrikası işçilerinin yaşadığı kitlesel ve kayıtdışı bırakılan slikozis ölümlerinin bırakın bilgisine sezgisine erebilir ki? Veya Koç Holding’in gururla logosunu taşıyan kütüphaneleri, müzeleri, üniversite gibi nezih kurumları ön plandayken, Sivas Bakırtepe’deki bağlı şirketi Demir Export’un altın madenini genişletmek için devlet destekli girişimlerini ve bunlara karşı halkın çevre mücadelesini basından takip edebilir?

Peki güçlülerin suçlarını ortaya koymak ve engellemek için nasıl bir ihtiyaç listesine gerek var? İhtiyaç listemizin üst başlıklarında uluslararası ceza hukuku, radikal kriminoloji6, sermaye haritalamaları, şirket monografileri, şirket antropolojileri var. Bu ihtiyaç listesindeki alt edevatımız yalnızca daha iyi analizlere değil, yavaş suçlar gerçekleşmekte iken bilmek ile müdahale arasındaki mesafeyi kısaltan, çevre, kent, emek, kadın, lgbti+, çocuk, insan, azınlık, mülteci, hayvan hakları savunusu alanlarında çapraz bağlar kurma zeminine de imkan sağlayan bütünsel bakışı mümkün kılabilir. Bağ kurma zeminini sermayenin hane ve bedeni de dahil eden tüm kılcal damarlarının arasındaki ilişkileri, ücretlendirilmemiş emekten, tedarik zincirlerine, devletle ayrıcalıklı ve yoz ilişkilerden, formel işyerlerine kadar tarayarak kurduğumuzda bunun bir ortak hareket ve tazyik noktaları arama sürecine de dönüşeceğine inanıyorum. Bu alandaki dağınık ‘enkazbilim ve kayıpveri’ faaliyetleri (Odman 2019), yeni oluşmakta olan ‘şirket takibi’ (corporate watch) alanı7 ciddi bir ümit ve imkan vaat ediyor. Önümüze Kassandra gibi yaklaşmakta olan felaketi koyup, arkasını da ilmek ilmek ördüğümüzde, haklar alanını failler ve yıkımlarla daha sıkı sıkıya bağladığımızda güçleneceğimize inanıyorum.

Kaynaklar

  • Adetunji, Jo. 2018. “Who is more powerful – states or corporations?” The Conversation, 10 Temmuz. URL.
  • Akçaoğlu, Aksu. 2014 “Loïc Wacquant’la Söyleşi: Kentsel Marjinalleşme ve Devletin Sağ Eli”. Birikim 298: 67-72.
  • Barak, Gregg (der). 2015. The Routledge International Handbook of the Crimes of the Powerful. Londra: Routledge.
  • Barak, Gregg. 2017. Unchecked Corporate Power. Londra: Routledge.
  • Bekmen, Ahmet. 2016. Sermayenin Etik İnşası: Küresel Üretim ve Kamusal Sosyal Sorumluluk. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
  • Birleşmiş Milletler. 2011. “İş Dünyası ve İnsan Haklarına dair Rehber İlkeler”. URL.
  • Bittle, Steven, ‎Laureen Snider, ‎Steve Tombs. 2018. Revisiting Crimes of the Powerful: Marxism, Crime and Deviance. Londra: Routledge
  • Christophers, Brett. 2020. “Class, Assets, Work in Rentier Capitalism”. URL.
  • Dawn, Rothe, David Kauzlarich. 2016. Crimes of the Powerful: An Introduction, Londra: Routledge.
  • de Gaulejac, Vincent. 2013. İşletme Hastalığına Tutulmuş Toplum. Çev. Özge Erbek. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  • Demir, Berrin, Eylem Can, Aslı Odman, Tuğçe Tezer. 2021. “İş cinayetleri alanındaki cezasızlıkla hukuki mücadele, emek örgütlenmesinin asli unsurlarından biri hâline gelebilir mi?”. Türkiye’de Geçiş Dönemi Adaleti: Değişen Özneler, Yöntemler ve Araçlar, 38-58. İstanbul: Hakikat Hafıza Adalet Merkezi Yayınları.
  • Dinler, Demet. 2011. “Türkiye’de Güçlü Devlet Geleneği Tezinin Eleştirisi”. Praksis 9: 17-54.
  • Hesket, Ryan. 2021. “How Ecocide Could Become an International Crime”. Bloomberg Green, 25 Haziran. URL.
  • Hirsch, Joachim. 1995. Der Nationale Wettbewerbsstaat. Staat, Demokratie und Politik im globalen Kapitalismus. Berlin: Edition ID-Archiv.
  • Mitchel, Timothy. 2014. Karbon Demokrasisi: Petrol Çağında Siyasal İktidar. Çev. Fırat Berksun. İstanbul: Açılım Kitap.
  • Odman, Aslı. 2019. “Asbest Risk Haritası: Ortalık Toz Duman”. beyond istanbul, kentsel politik ekoloji özel sayısı: 70-79.
  • Odman, Aslı. 2019. “Enkazbilim: Kaybın Verisi Bilgi Müşterekleri Oluşturabilir Mi?”. beyond istanbul 6: 112-118.
  • Odman, Aslı. 2021. Ford Motor Company’nin Tophane-İstanbul’daki Montaj Fabrikası, 1923-1944: Otomobilizasyon ve İki Savaş Arasında Küresel Kapitalizmin Coğrafyası. Savunma aşamasında doktora tezi. Boğaziçi Üniversitesi Modern Tarih Enstitüsü.
  • Pallida, Salvatore (der). 2016. Governance of Security and Ignored Insecurities in Contemporary Europe. Londra: Routledge
  • Parsons, Siman. 2018. “The Corporate Manslaughter and Corporate Homicide Law 2007 Ten Years On. Fit For Purpose?” The Journal of Criminal Law 82(4): 305-310.
  • Rosner, David. 2000. “When does a worker’s death become murder?” American Journal of Public Health 90(4): 535-540.
  • Stop Ecocide Foundation. 2021. “Independent Expert Panel for the Legal Definition of Ecocide”. URL.
  • Thébaud Mony, Annie. 2012. Çalışmak Sağlığa Zararlıdır. Çev. Ayşe Güren. İstanbul: Ayrıntı.
  • Thébaud-Mony, Annie, François Lafforgue. 2013. “Industrial crimes and the criminal justice system: experiences from continental Europe”. Policy and Practice in Health and Safety 11(2): 81-89.
  • Thébaud Mony, Annie. 2014. La science asservie. Santé publique: les collusions mortifères entre industriels et chercheurs. Paris: La Decouverte.
  • Tilly, Charles. 2001. Zor, Sermaye ve Avrupa Devletlerinin Oluşumu. Çev. Kudret Emiroğlu. Ankara: İmge.

1 Bu konuda Türkiye’deki öncü bir çalışma için tekstil ve ayakkabı sektöründeki dev şirketlerde tedarik zincirlerinin yönetimindeki ‘esnek hukuk’ ve ‘etik şirket’i derinlemesine inceleyen şu kitaba bakılmalı: Bekmen 2016.

2 İlk aşamada sayılabilecek bazı inisiyatifler: Center for Corporate Accountability (promoting worker’s health and safety 2000-2009), https://corporatewatch.org/, https://www.corp-research.org/home-page, Violation Tracker, Reports , Corporate Rap Sheets, Guide to Strategic Corporate Research, Dirt Diggers Digest. Bu liste kesinlikle tüketici değil ve ülke/dil çeşitliğini daha iyi yansıtacak ve örnek alınacak şekilde tamamlanmalıdır.

4 Brett Christophers (2020) Deutscher Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada, bu yeni ‘varlık’ edinme üzerinden işleyen sermaye birikimi süreçleri içerisinde şunları sayıyor: Toprak, arazi, altyapı, finansal varlıklar, fikri mülkiyet varlıkları, uzun süreli ihaleler, dokunulmamış doğal kaynaklar, platformlardaki hizmet alanları.

5 Amsterdam Üniversitesi’de bir grup araştırmacı tarafından 2018’de yapılan bu çalışmanın ana bulguları için bkz. Adetunji (2018).

6 Bu alanda özellikle Birleşik Krallık, İtalya, Fransa ve ABD’de geniş bir külliyat oluşmuş; bkz. Baragg 2015; Bittle ve ark. 2018; Barak 2017; Dawn 2016; Pallida 2016; de Gaulejac 2013.

7 Bu konuda gene bağımsız kolektiflerin çalışmalarından Çevresel Adalet Atlası örnek olarak verilebilir: https://ejatlas.org/country/turkey.