Close Menu
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
Sitede Gezinin
  • ADALET MÜCADELELERİ (31)
  • EKOLOJİ/İKLİM HAREKETLERİ (76)
  • English (24)
    • maın (5)
  • GÜNDEM (317)
    • ETKİNLİKLER (11)
  • MEDYA (5)
    • PODCAST (2)
    • VIDEO (3)
  • SÖYLEŞİ (53)
  • TEORİ (265)
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım (24)
    • Emekoloji (22)
    • Genel (1)
    • Gıda Egemenliği (22)
    • Hayvan Özgürlüğü (8)
    • İklim (25)
    • Kent Ekolojisi (26)
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi (28)
    • Marksist Ekoloji (24)
    • Mücadele ve Örgütlenme (26)
  • YAYINLAR (64)
    • Faaliyet Raporları (3)
    • Polen Bülten (26)
    • Polen Dergi Yazıları (8)
    • Polen Ekoloji Kitaplığı (11)
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
Home » Militarizasyon Ekstraktivisttir: Madenlerden Füzelere

Militarizasyon Ekstraktivisttir: Madenlerden Füzelere

By Yes To Life No To Mining11 Ekim 202641 Mins Read
Share
Twitter Facebook Bluesky Threads Copy Link

Dünya çapında madenciliğe karşı direnişleri bir araya getiren, emperyalizmin ekstraktivist politikalarına karşı kampanyalar örgütleyen bir ağ olan Yes To Life No To Mining ağının 2025 yılında yayınladığı tutum metni, dünyanın pek çok noktasında silahlanmanın, askeri yöntemlerin, askeri-sınai kompleksin gelişimiyle ekstraktivizmin nasıl iç içe geçtiğini ve birbirini beslediğini gözler önüne seriyor. Ağ, “adil geçişi” ekstraktivizme karşı kendi ilkeleriyle içeriklendiriyor ve enternasyonal dayanışmanın önemini vurguluyor. Polen Ekoloji Kolektifi olarak iletişim içinde olduğumuz bu ağın bu detaylı metninin Türkiye’deki mücadelelerin gelişimine katkı sunmasını umuyoruz.

Çeviri: Cemre Nayir | YLNM Tutum Metni, 2025


İÇİNDEKİLER

  1. Giriş
  2. Maden Direnişlerinin Ön Saflarındaki Militarizasyon
    1. Kongo ve Tigray: Maden Savaşı Vurguncuları
    2. Meksika: Sistemik ve Organize Şiddet Aracılığıyla Dayatılan Ekstraktivizm
  3. Militarizasyon Mineralleri: Kaynak Savaşlarının yapısı
    1. Gazze: Ekolojik ve Sosyal Yıkımın Çoğaltılması
    2. “Yeşil Metallerden” “Kritik Minerallere”: Derin Deniz Madenciliğine Makyaj
    3. Ana Oyuncular; Kıtlık ve Jeopolitik Sağkalım Anlatısı
    4. Alt – Emperyal Güçler: Avustralya ve Kanada
    5. Lynas Rare Earths: Askerileştirilmiş Ekstraktivizmin Canlı Örneği
  4. Topluluk Direnişi ve Küresel Savaş Vurgunculuğunun Kesişim Noktaları
    1. Batı Papua ve Myanmar: Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Maden Direnişi
    2. Guatemala: Militarizasyon ve Xinka Bölgesi Escobal Gümüş Madeni
    3. Kuzey İrlanda: Sperrin Dağları
    4. Ekvador: Doğa Haklarına karşı Ekstraktivizm ve Neoliberalizm
  5. Demilitarize ve Ekstraktif Olmayan Gelecekler
  6. Eylem Çağrısı ve Dayanışma Talepleri

1. Giriş

Yes to Life No to Mining (Yaşama Evet, Madene Hayır), ekstraktivizmin şiddetine karşı mücadele eden Yerli Halkların ve ön saflardaki toplulukların yaşadıkları gerçeklik ve direnişlerinden doğan küresel bir dayanışma ağıdır. Ortak bir inanç bizi bir araya getirdi: Madene Hayır demek kalkınmayı reddetmek değil; toprağı, suyu, kültürü, egemenliği ve yaşamın kendisini korumak için kolektif bir eylemdir. Prensiplerimizin temelinde adalet, haysiyet ve Dünya’ya özen göstermek var. Toprağı kaynak, insanı engel ve kârı en yüksek yasa olarak gören bir model olan ekstraktivizmin sistemik şiddetini teşhir ediyoruz.

Militarizasyon ve ekstraktivizm ezelden beri birbirine bağlı olmuştur. Sömürge işgallerinden günümüzdeki küreselleşmiş maden imtiyazlarına, silahlı kuvvetler toprakları işgal etmek, halkları yerinden etmek, direnişi bastırmak ve minerallerle metallere erişimi temin etmek için kullanılagelmiştir. Gelişen teknolojiler bu uğurda seferber edildikçe sömürgeci talanı örgütleme kapasitesi yükselmiştir. Bugün geçiş mineralleri ile kobalt, lityum, tungsten, nikel, NTE’ler ve dahasını teşkil eden sözde “kritik mineraller” yalnız tüketici piyasalarını doyurmak için çıkarılmıyor, aynı zamanda gittikçe daha güçlü ve karmaşık savaş silahları, gözetleme teknolojileri ve militarize edilmiş sınır güvenliğini inşa ediyor. Bu açıdan madencilik sektörü askeri sınai kompleksten ayrı tutulamaz; hatta ikincisi, ilkinin temelidir.

Askeri sınai kompleks

Askerî sınai kompleks, ulusal ve uluslararası askerî ve siyasî kurumlar arasındaki ilişkileri ifade etmek için kullanılan bir terim olup, bilhassa siyasî kurumların savaştan kâr etmesi ve böylece sürekli militarize şiddetten fayda sağlamasını tarif eder. Bu tür ilişkiler, siyaset ve sözde savunma sanayiinin arasında açık kapı kalması veya siyasetçilerin seçilebilmek için silah üreticilerine mecbur olmalarıyla meydana gelir.

Bugün ekstraktivizm, kaynaklara erişimi kolaylaştırmak, korumak ve artırmak adına giderek artan şekilde orduya, paramiliter güçlere, militarize polis güçlerine ve bazı durumlarda organize suça bel bağlıyor. Silahlı güçler, maden sahalarına karşı toplumsal direnişi baskılama, şirket faaliyetlerini koruma ve ekstraktif projeleri rıza almadan dayatma amaçlı gitgide daha fazla kullanılıyor. Ulusal güvenlik için hayati önemde görülen minerallere erişimi ve pazarlarla tedarik kaynakları üzerindeki stratejik denetimi güvence altına almak adına, tedarik zincirleri boyunca bölgeler tümüyle militarize ediliyor.

Jeopolitik düzeyde, güçlü devletler silah üretimi, gözetleme sistemleri ve yüksek teknoloji savaş için elzem olan metallere ve minerallere erişimi temin etmek üzere askeri güç kullanımı veya tehdidini finanse eder ve kullanır. Bunun yanı sıra, bu madencilik operasyonları, arkalarında kalıcı toksik ve radyoaktif kalıntılar bırakırlar ve bu atıkları güvenli şekilde yönetemeyecek ülkelerde yerel toplulukların sağlığını ve ekolojisini giderek daha da tehlikeye atarak yavaş şiddete neden olurlar. Bu sistemik şiddet yeni değil, sömürge ekstraktivizminin devamıdır.

Devletler ve şirketler “kritik mineraller” için yarışırken, militarize ekstaktivizm mantığı sıklıkla ulusal güvenlik, enerji dönüşümü veya doğrudan yabancı yatırımlar yoluyla kalkınma kılıfıyla derinleştirilir. Bu şiddetin en ağır darbesini yerli halklar ve ön saflardaki topluluklar, özellikle de Küresel Güney’deki halklar yer. Halklar; arazi kamulaştırmalarıyla, kriminalize edilerek, hedefli şiddetle, bölgelerin ordu, paramiliter güçler veya organize suç örgütlerinin kontrolü altına girmesiyle, çevresel yıkımla, toksik mirasla ve savaşla darbe yer.

Bu tutum metni, militarizasyon ve ekstraktivizmin, orduları besleyen madenlerden, madenleri koruyan ordulara uzanan iç içe geçmiş doğasını teşhir ediyor. Ancak bu sistem genişledikçe sıklıkla büyük direnişlerle karşılaşır. Bu metin, Dünya savunucularının seslerini ve mücadelelerini merkeze alarak cüretkâr ve elzem bir dönüşümün çağrısını yapıyor: Ekstraktivizm ve tahakküm üzerine kurulu bir dünyadan, adalet, dayanışma ve yaşamı sürdüren alternatiflere doğru bir dönüşümün çağrısını.

2. Maden Direnişlerinin Ön Saflarındaki Militarizasyon

Maden sahalarında militarizasyon, özellikle yerli halka ait olan ve kırsal bölgelerde direnişleri bastırmak ve şirket çıkarlarını korumak adına silahlı kuvvetleri, militarize polisi, özel güvenliği ve hatta organize suçu kullanır. Yaşam savunucularını kriminalize ederek, öldürerek ve kaybederek, ya da bölgeleri kontrol etmek adına korku ve terörü kullanarak, insan hakları ihlallerinde cezasızlık politikalarını besleyerek, çatışma alanlarını madenciliğin genişlemesi için gözden çıkarılan alanlar haline getirerek ekstraktif şiddeti ortaya çıkarır.

Ön saflardaki topluluklar, Yerli Halklar, kırsal yoksullar ve toprak ve su savunucuları, madencilikte militarizasyondan ağır darbeler alır. Madencilik şirketleri çok daha fazla ekstraktif kâr elde etme amacıyla yarışa girerken dikkatleri, atadan kalma topraklarının altı nikel, bakır, kobalt, lityum ve başkaca ‘geçiş mineralleri’ dolu olan topluluklara kayar. Bu topluluklar yalnız yerlerinden edilmez, aynı zamanda sürekli gözetime, tehdide ve devlet onaylı şiddete maruz kalırlar.

Global Witness’ın 2023 tarihli bir analizine göre, dünyanın en büyük 19 üretici ülkesinde geçiş minerallerinin çıkarılmasıyla bağlantılı en az 334 şiddet olayı ve protesto eylemi kaydedildi; bu, yıllık ortalama 111 olaya denk geliyor ve bunların yaklaşık %90’ı daha yoksul, gelişmekte olan ekonomilerde meydana geldi (1). Filipinler’de Global Witness ve Kalikasan PNE, 1990’lardan bu yana yerli Filipinlilerin, madencilik faaliyetleri nedeniyle Doğu Timor’un yüzölçümüne eşdeğer bir arazi kaybına uğradıklarını ve aynı zamanda orantısız düzeyde misilleme ve şiddete maruz kaldıklarını belgeledi. 2012 ile 2023 yılları arasında yerli hak savunucularının öldürülmesinin en büyük sorumlusu Filipin ordusu oldu (2).

Bu rakamlar kıtadan kıtaya yayılıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DKC) kobalt endüstrisinin merkezi olan güneydeki Kolwezi bölgesi, on yıllardır insan hakları ihlallerine, şiddete ve militarizasyona sahne olageldi. Bu ihlaller arasında, madencilik şirketlerinin arazi gaspı amacıyla toplulukların tamamının asker ve polisler tarafından bölgeden zorla çıkarılması da yer alıyor(3). Zambiya’da, Afrika kıtasındaki en hızlı kritik mineral madenciliği genişlemelerinden biri yaşanıyor. Bu süreçte yolsuzluk, çevre kirliliği ve toplumsal direniş hızla artarken denetimsiz madencilik faaliyetlerinde ve buna bağlı silahlı çatışmalarda da keskin bir artış görülüyor (4).

Endonezya’da (5), şirketlerin ve devlet elitlerinin çıkarlarına hizmet etmek üzere tasarlanmış yasalarla desteklenen nikel madenciliğine direndikleri için onlarca kişi cezai kovuşturmaya uğramış ya da şiddete maruz kalmıştır. Meksika’dan (6) Arjantin’e (7) kadar Latin Amerika’nın büyük bir kısmı, çokuluslu madencilik devlerinin gölgesinde su ve sağlık hakları için harekete geçerken, zaman zaman ölümcül güç kullanımı da dahil olmak üzere benzer baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Arjantin’in Jujuy eyaletinde Haziran 2023’te, lityum madenciliğine karşı düzenlenen kitlesel halk gösterileri polis tarafından şiddetle bastırıldı. Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre bu olaylarda 170 kişi yaralandı ve 99 kişi keyfi olarak gözaltına alındı (8).

Kongo ve Tigray: Maden Savaşı Vurguncuları

DKC ve Tigray’daki militarize çatışmalar, uluslararası kamuoyunun pek dikkatini çekmedi. Bu durumlar, birçok açıdan farklı olsalar da maden endüstrisinin savaş ve insan hakları ihlalinden fayda sağladığı, hatta kimi zaman bunların doğrudan faili olduğu örneklerdir. Ayrıca, bu örneklerde maden izinlerinin askeri şiddet yoluyla elde edildiğine dair bir örüntü görülmektedir.

DKC sömürgeci güçler tarafından sürekli talan edilmiş, bağımsızlığını kazandığından beri birçok iç savaş yaşamıştır. Bu mineral zengini ülkede, çatışmaların en yoğun olduğu zamanlarda bile uluslararası maden şirketleri, bu minerallerin çıkarılmasına yönelik faaliyet göstermiştir. Bu faaliyetlerden elde edilen servet DKC’de kalmamış, sömürgeci ve emperyalist güçleri zengin etmeye devam etmiştir. Bu şirketler istikrarsızlık nedeniyle rızanın imkânsız olduğu bir bağlamda faaliyet sürdürmekle kalmamış, katliamlar ve başka insan hakları ihlallerine doğrudan dahil olmuşlardır. Kanada-Avustralyalı bir maden şirketi olan Anvil, 2004 yılında 70 kişinin katledildiği bir olaya lojistik destek verdi (9). Daha yakın bir tarihte, Kanadalı Ivanhoe şirketi, zorla yerinden etme yoluyla insan haklarını ihlal etmekle suçlandı (10).

Tigray’da maden şirketleri, soykırım ve zorla aç bırakma suçlamalarına rağmen maden aramalarına devam etmektedir (11). Etiyopya’nın bir bölgesi olan Tigray, 2020-2022 arasında, Eritreli birliklerin desteklediği Etiyopya güçleriyle Tigray güçleri arasında yaşanan 21. yüzyılın en ölümcül çatışmalarından birine sahne oldu. Bu ölümcül ve eşitsiz savaş sürerken, SunPeak Metals gibi şirketler (ki bu şirketin CEO’su Eritre’de zorla çalıştırmayla suçlanmaktadır (12)), Kanada hükümetine bağlı Canadian Executive Service Organization (CESO) kurumunun tam desteğiyle altın arama çalışmaları yürüttü (13).

Bu vakalar, enternasyonel dayanışmaya ihtiyaç duymaktadır ve Afrika kökenli diaspora dışında yeterince ilgi görmemiştir.

Militarize madencilik toplulukları ve ekosistemleri yıkıma uğratırken, bunların etkileri en yakındaki şiddet ve mülksüzleştirmenin ötesine ulaşıyor. “Militarizasyon amaçlı madencilik”in genel yapısı, hükümetler ve şirketler tarafından öne sürülen “yeşil” ve iklim yıkama söylemleriyle keskin bir çelişki içindedir.

Yakın zamanda yapılan analizler, sadece ABD ordusunun dünyanın en büyük sera gazı salımı yapan kurumu olduğunu ve 2010’dan bu yana yaklaşık 636 milyon metrik ton miktarında CO₂ salımından mesul olduğunu gösterdi (14). Küresel ölçekte, askeri faaliyetler toplam salımların %5,5’ini teşkil ediyor ve askeri sektörler sivil sektörlerden neredeyse iki kat daha fazla karbon salıyor (15). Buna rağmen, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, küresel iklim yönetişiminde kasıtlı bir boşluk bırakacak şekilde, devletlerden askeri salımlarını raporlamasını istemiyor (16).

Sonuç olarak madencilik faaliyetleri, militarizasyonla el ele giderken bunlardan etkilenen topluluk ve bölgelere katmanlı yıkım getiriyor. Ekstraktivizm; toprağın, suyun ve biyolojik çeşitliliğin sömürülmesi ve yok edilmesiyle başlayarak geleneksel müşterikleri yıkar, gıda egemenliğini baltalar, kültürleri aşındırır. Bu şiddet; direnişi baskılayarak korku, gözetim ve açık saldırganlıkla toplumsal kontrolü dayatan silahlı kuvvetlerin varlığı ve militarize bir güvenlikçilikle yoğunlaşır.

Bu döngü aynı zamanda iklim felaketini hızlandırır; maden sahalarından yükselen kirlilik, orduların devasa ve kontrolsüz karbon salımlarıyla birleşir; bu durum özellikle kaynak kontrolü için yapılan savaşları körükleyen ordular için geçerlidir. Dolayısıyla, topluluklar yalnızca mülksüzleşme ve baskı ile değil, iklim krizinin biriken etkisiyle de yüzleşiyorlar. Bu esnada hem ekstraktif sektör hem de askeri altyapı, adeta yıkımın motoru işlevini görüyor.

Meksika: Sistemik ve Organize Şiddet Aracılığıyla Dayatılan Ekstraktivizm

Meksika’da organize suç ağlarıyla ilişkili sistemik şiddet ülke geneline yayılmaya devam ediyor. Böyle bir şiddet ekstraktivizmi kışkırtır, madencilik için gözden çıkarılan bölgelerin açılmasını (17), madenlerin sürekli faaliyetini ve ilgili zararlar karşısında cezasızlığı (18), ve suyun, toprağın ve bölgelerin bireysel veya topluluk düzeyinde savunusunun hiç olmadığı kadar risk altına girmesini kolaylaştırır (19).

Sistemsel şiddet; genellikle organize suçla ilişkilendirilen, nüfus üzerinde korku yaratarak çeşitli şirket çıkarları için toplumsal ve bölgesel kontrol devşirme amacı güden bir dizi eylem olarak anlaşılır. Bu bağlamda şiddet sistemseldir, zira bunu mümkün kılan büyük suç ağları olmadan tüm bunlar gerçekleşemezdi. Bu ağlar, söz konusu şiddetten çıkar sağlayan ve birçok durumda doğrudan sorumlu olabilecek yasal iş dünyasını ve siyasi aktörleri de içermektedir. Gençlerin çetelere katılması, haraç, gözetim, silahlı devriyeler, sokağa çıkma yasakları, kaçırmalar, cinsel saldırılar, cinayet, kaybetmeler ve zorla yerinden etmeler gibi şiddet eylemlerinin tümü sistemik şiddetin ifadeleridir.

Bu nedenle, bu türden şiddet genelde şu veya bu kartele atfedilse de, bunları mümkün kılan büyük suç ağlarını tanımlamak önemlidir. Bu büyük suç ağları, devletin şirketler tarafından ele geçirilmesinin ötesine uzanır ve kurumsal aktörler, işletmeler ve silahlı suç örgütleri arasında sıkı bir koordinasyon gerektirir. Karteller ve kartellerin iş ilişkileri genellikle devlete dışsal görülür, ancak büyük suç ağlarında valiler, savcılar veya emniyet memurları gibi devlet aktörleri genelde kilit rol oynar (20).

Kartel patronlarını yakalama veya tekil şiddet eylemlerine odaklanma stratejisi sadece kartellerin parçalanmasına ve iş alanlarının uyuşturucu kaçakçılığının çok ötesine geçmesine katkı sağlarken, örtülü ekonomik ve kurumsal ağları ele almakta başarısız olmuştur. Bu olgu, Meksika devletinin, özellikle başkan Felipe Calderón yönetiminden (2006-2012) ve onun yürüttüğü Uyuşturucuyla Mücadele sürecinden bu yana geliştirilen militarist yanıtların sonucu olarak ortaya çıkıp derinleşmiştir. Bu zamandan beri yıllık cinayet oranı yükselerek yılda 30 binin üzerine çıkmış ve 133 binden fazla insan kaybedilmiştir. Claudia Sheinbaum’un başkan olduğu ilk yılda da 14 binden fazla kişi kaybedilmiştir.

Kayıtlara geçen yaşam savunucusu cinayetleri ve kayıpların sayıları aynı derecede vahim olmakla birlikte, bu rakamlar giderek artan sistemik şiddetle karşı karşıya kalan direnen toplulukların toprak, sağlık, gıda egemenliği ve daha genel olarak esenliklerini savunmak için göze aldıkları riskleri ve tehditleri tam olarak ortaya koymakta yetersiz kalıyor. Nitekim Meksika’nın, her yıl istikrarlı bir şekilde toprağı ve yaşam alanlarını savunmanın (23) ya da gazetecilik yapmanın (24) en tehlikeli olduğu yerlerden biri olarak gösterilmesi hiç de şaşırtıcı değil. Bu tablo aynı zamanda devletin kamu güvenliğindeki rolünü ciddi şekilde aşındırıyor, birçok mağdur ve gazeteciyi işlenen suçları ihbar etmekten caydırarak “suskunluk bölgeleri” (25) olarak bilinen alanların ortaya çıkmasına ve cezasızlığın yükselmesine yol açıyor.

Bu nedenle, son iki hükümet döneminde ülke genelinde militarizasyonun derinleşmeye devam etmesi endişe verici; ordu artık federal kamu güvenliği güçlerinin yanı sıra limanlar ve havalimanları gibi kritik altyapının da başında, yatırım ve kalkınma adı altında ekstraktivizm ve mülksüzleştirme için yeni alanlar açmayı amaçlayan mega projelerde merkezi bir rol üstlenmektedir.

3. Militarizasyon Mineralleri: Kaynak Savaşlarının yapısı

Militarizasyon savaş alanında değil, madende başlar. Modern savaşı ve devlet şiddetini (26) güçlendiren mineraller uzun süredir sömürgeci fetihe ve şirketlerin açgözlülüğüne direnen toplulukların bulunduğu bölgelerden söküp alınır. Dronlar için kobalt, füze ve dijital savaş makineleri için nadir toprak elementleri, bombalar için tungsten, tüm bu mineraller ve daha fazlası küresel savaş ekonomisinin temelini oluşturur (27).

Silah imalatı için mineral ve metallerin madenciliği, ulusal güvenlik ve jeopolitik üstünlük anlatılarıyla meşrulaştırılan yeni bir ekstraktivizm dalgasını tetikliyor (28). Bunun somut örneği, Donald Trump’ın talebi üzerine 2025 NATO Zirvesi’nde varılan, her NATO üyesi ülkenin “savunma ve güvenlikle ilgili harcamalarını” 2035 yılına kadar GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarma anlaşmasıdır (29).

‘Stratejik mineraller’ ve ‘kritik mineraller’ gibi kasıtlı biçimde yanlış yönlendirici terimlerle silah imalatı amaçlı madenciliğin sorgulanmadan gelişmesine önayak olunuyor. Her iki terim de bir dizi tanımlama ile birlikte birbirinin yerine kullanılırken bir de ‘geçiş mineralleri’ terimi kullanılıyor.

Geçiş mineralleri, yenilenebilir enerji teknolojileri için kullanılan mineraller için kullanılan tabir olup, bu madenlerin kazılması utanmazca iklim eylemi olarak reklam edildi (30). Bu argümana karşı söyleyecek çok söz olmakla beraber bunların çoğunu ‘Why We Say No to Mining‘ [Neden Madene Hayır Diyoruz] başlıklı tutum metnimizde söylüyoruz: elektrifikasyonla karbonsuzlaşma ve bu sırada da altta yatan sisteme hiç dokunmama, bizler için aynı sonuçları taşıyacak, yani daha fazla sömürü, daha fazla yıkım getirecek. Yenilenebilir enerjinin nasıl kullanıldığıyla ilgili sorunlara daha değinmedik bile.

‘Kritik mineraller’ teriminin kullanımı karbonsuzlaşmanın ötesine uzanarak ekonomik önceliklere ve ‘dijital geçiş’e odaklanır. Burada bahsedilen ekonomi ise, ana itkisi, toplumsal ihtiyaçların ötesinde kâr etmek olan ekstraktif kapitalizmdir. Dijital geçiş, yalnızca talep ettiği minerallerin çıkarılması açısından değil, aynı zamanda militarize küresel ekonomileri desteklemedeki rolü bakımından da ekstraktif şiddetle bağlantılıdır. Kritik mineraller, nüfusların gözetim altında tutulmasını, yapay zekâ destekli savaş teknolojilerini (31) ve silah sistemlerini (32) mümkün kılmaktadır.

‘Stratejik mineraller’ terimi, savunmaya, veya Trump’ın da artık daha tutarlı şekilde ifade ettiği üzere savaşa daha doğrudan değinir. 2017 yılında (o dönemki adıyla) ABD Savunma Bakanlığı, silah imalatında 750 bin ton maden kullandı. Bu, Gazze’deki mevcut soykırımdan ve geçtiğimiz yıllarda emperyal güçlerin yeniden yoğunlaşan askeri agresyonundan önce gerçekleşti.

Militarizasyon için madencilik: Gazze ve ekolojik, sosyal yıkımın artması

Militarizasyon için madencilik üçlü bir yük çıkarıyor: Ekstraktivist sömürü, şiddetli militarizasyon ve felaket getiren iklim yıkımı. Filistin, özellikle de Gazze, madenlerin neokolonyalizmin vahşi saiklerine nasıl hizmet ettiğini sert biçimde gözler önüne serer. Ekim 2023 ve 2025’in başları arasında İsrail’in bombardımanları sırasında attığı on binlerce bomba ve füze; beyaz fosfor, ağır metaller ve asbest içeren 50 milyon ton moloz ve tehlikeli madde ortaya çıkardı (35). Bu mühimmatlar, küresel neokolonyal tedarik zincirleri aracılığıyla temin edilen fosfatlar, ağır metaller ve nadir toprak elementleri gibi minerallere muhtaçtır. Bu tedarik zincirleri, şiddet temelli Siyonist bölgesel tahakkümü desteklemektedir.

Bu militarizasyon, tarım alanlarının üçte ikisini yok ederek, yeraltı su kaynaklarını kirleterek, ve ağaç örtüsünün yüzde 80’ini ortadan kaldırarak Gazze’nin doğasını yıkan bir eko-soykırımcı kampanya örgütledi. Su ve kanalizasyon altyapısı tamamen çöktü. Bunun sonucunda işlenmemiş kanalizasyon atıkları Akdeniz’i ve yeraltı akiferlerini kirletti, nesiller boyu sürecek toksik mirasla insani ve ekolojik krizi derinleştirdi. Evlerin ve hayati altyapının yıkımı, Gazze’ye dayatılan hayatsızlığı yoğunlaştırdı; askeri abluka ve kaynak kontrolü yoluyla bölgenin yoksunluğu derinleştirdi.

Küresel çapta, madencilik hakkında yeşile boyama anlatılarının söylediğinin aksine sera gazı salımında ordular başı çekerler. Yalnızca Gazze’ye dönük saldırılarda 420 bin ila 652 bin ton CO2 ilk 120 günde açığa çıktı. Gazze’nin yeniden inşası ise potansiyel olarak 47 ila 60 milyon ton ilave CO2 salımına neden olacak (37).

Açıktır ki maden çıkarımı ile tetiklenen militarizasyon ekolojik ve sosyal yıkımı dayatmakla kalmıyor, iklim felaketini de hızlandırıyor; Gazze de militarizasyon için çıkarılan minerallerin yeni sömürgeci şiddet ve iklim yıkımını körüklemesinin trajik bir merkez üssü haline geliyor.

Dolayısıyla bu yeşile boyanan madenler için talepler yükseldikçe hükümetler ve şirketler, şiddet içeren bu madenciliği meşrulaştırmaya devam edecek. Bu şirketler ve hükümetlerin ‘büyük fikirlerinin’ ardında daha derin bir gerçek yatıyor: toprağın, emeğin ve yaşamın sömürüsü aracılığıyla kaynak savaşları yaratılıyor. Okyanus tabanını ve hatta uzaydaki diğer gezegenleri ve Ay’ı sömürmenin girişimleri yapılıyor.

Bu bölüm, maden çıkarımının militarizasyonu nasıl beslediğini, devletlerin tedarik zincirlerini emniyete almak için yasa ve politikaları nasıl değiştirdiğini, yerli halkların ve etkilenen toplulukların, kaynak kontrol yarışlarında kurban edilmemek veya ikincil zarara dönüşmemek için nasıl direndiğini anlatıyor.

“Yeşil Metallerden” “Kritik Madenlere”: Derin Deniz Madenciliği sektörünün makyajı

Derin deniz madenciliği (DDM), genellikle 4 bin ila 6 bin metre derinlikte, okyanus tabanından mineral ve metal çıkarmaya yönelik planlanan endüstriyel faaliyetleri ifade eder. Polimetalik nodül alanları, deniz tabanındaki kitlesel sülfitler ve kobalt zengini kabuklar gibi alanları hedef alan şirketler ve devletler, DDM’nin nikel, kobalt ve manganez gibi “kritik madenleri” yenilenebilir teknolojiler ve sanayi sektörü için tedarik edebileceğini iddia ediyor. Yalnız, bilim insanlarının uyarılarına göre, birçoğu eşsiz ve henüz keşfedilmemiş türlere yuva olan bu kırılgan derin okyanus ekosistemlerinde madencilik, geri dönülmez biyoçeşitlilik kaybına neden olabilir, karbon emilim süreçlerini bozabilir ve büyük mesafeler aşabilecek toksik gaz sütunlarını salabilir (38).

Pasifik halkları, DDM’lere karşı mücadelede ön saflardadır. Okyanusları yaşam kaynakları, kültür ve kimlikleri olarak korurlar, kaynağını yerli halkların bilgi ve egemenliğinden alan, Pasifik’i gelecek nesiller için koruyacak bir yasağın konulması çağrısını yapan güçlü bir bölgesel ve enternasyonal harekete öncülük ederler.

Geçtiğimiz on yılda DDM sektörü amacını yeniden şekillendirmiş, sözde iklim krizine çözüm anlatısından ulusal güvenlik ve savunmanın temel taşı olma anlatısına geçmiştir. Başlarda yenilenebilir teknolojiler için “yeşil” metallerin tedarikinde elzem olarak reklam edilen DDM, bugünlerde kritik mineraller, stratejik bağımsızlık ve kaynak güvenliği diliyle meşrulaştırılmaya çalışıyor (40).

Bu dönüşüm, ABD Başkanı Donald Trump’ın yayımladığı “Amerika’nın kritik minerallere erişimini” öne çıkaran kararnamesinden ve kurumların Uluslararası Deniz Tabanı Otoritesi’nin (ISA) yetki alanının dışına düşen deniz tabanı kaynaklarından faydalanmaya yönlendirilmesinden sonra hızlandı.

Bu adım, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) kapsamında on yıllardır süren çok taraflı müzakereleri fiilen atlatarak, deniz tabanının küresel yönetişimini baltaladı ve derin okyanus kaynaklarını insanlığın müşterek mirası olmaktan çıkarıp ulusal çıkar meselesi olarak yeniden tanımladı (42).

The Metals Company gibi şirketler ve ABD gibi DDM yanlısı hükümetler, o zamandan beri jeostratejik rekabet söylemlerini güçlendirmiş; özellikle de tek taraflı derin deniz madenciliğini meşrulaştırmak için Çin’in maden işleme alanındaki hakimiyetini gerekçe göstermişlerdir (43). Kritik mineraller silah sistemlerinin, denizaltıların ve dron teknolojilerinin kilit girdilerini de oluştuduğu için DDM’nin askeri-sınai emellerle uyuşması günden güne görünürleşiyor (44).

Militarizasyon ve ekstraktivizmin yakınlaşması gözle görünürdür: Küresel silahlanmayı teşvik eden aktörler, derin denizleri de endüstriyel sömürüye açmaya uğraşıyor.

Ana Oyuncular; Kıtlık ve Jeopolitik Sağkalım Anlatısı

Militarize ekstraktivist sistemin kalbinde, silah imalatı ve askeri hakimiyet kurmak için ihtiyaç duyulan metal ve minerallerin tedarikini garanti altına almak için el ele veren güçlü devletler, şirketler ve finans kuruluşları vardır.

Mineral çıkarımı, savaş makinesinin yakıtıdır. Temiz enerji çözümü olarak anlatılan mineraller, aslında modern orduların belkemiğidir: Zırhlı araçlardan füzelere, dronlardan savaş jetlerine, yapay zeka destekli silahlardan dijital gözetim sistemlerine kadar pek çok askeri teknoloji bu minerallere dayanmaktadır.

ABD, Çin, Rusya ve AB’ye üye devletler bu minerallere talebin başını çekerken kobalt, lityum, nadir toprak elementleri, tungsten ve titanyum gibi kritik mineralleri savunma stratejilerine ve silah üretimine dahil ediyorlar. Bu devletler, NATO ve AUKUS gibi ittifaklarla ve çoğunlukla Küresel Güney’de bulunan “gözden çıkarılan bölgeleri” Kuzey’deki jeopolitik kontrole bağlayan kritik mineral anlaşmalarıyla destekleniyor.

Bu gündemi yönlendiren bir diğer temel anlatı ise, kritik mineralleri sınırlı, tehdit altında ve jeopolitik bir sağkalım meselesi olarak tasvir eden “kıtlık” kavramı. Askeri güç, sömürgeci toprak gaspları ve stratejik zorlama da dahil olmak üzere her ne pahasına olursa olsun kaynakları ele geçirmenin ‘güvenlik’ adına kabul edilebilir olması mantığı, tehlikeli bir mantıktır. Bu aynı zamanda rekabeti, güvenliği temin etmenin tek yolu olarak dayatan bir mantıktır: Biz diyoruz ki, öne çıkan mantığın işbirliği ve karşılıklı fayda olduğu bir dünyada hepimiz daha güvende oluruz.

Batılı hükümetler, özellikle ABD ve AB, Çin’in nadir toprak elementleri ve diğer stratejik kaynaklar üzerinde tuttuğu sözde ‘sıkı denetim’ hakkındaki kaygıları körükleyerek bunu yerli halkların topraklarında, derin deniz ekosistemleri ve koruma alanları gibi önceden erişimi yasak bölgelerde madenciliğin hızla yayılmasını meşrulaştırmak için kullanıyor. Dikkat çekici olan, Çin’in küresel nadir toprak elementi üstünlüğünün ABD’nin 1970’lerin sonlarında çevre yasalarını sıkılaştırmasının ardından başlamış olmasıdır. Bu yasa düzenlemelerinin ardından ABD’nin kirletici sanayisi, yarattığı tehlikeleri ve radyoaktif kirlilik sorunlarını Çin’e taşımıştı. Bu kıtlık söylemi, savunma gereksinimi ve tedarik zincirinin dayanıklılığı adı altında ekstraktif yayılmacılığı, militarizasyonu, kuralsızlığı normalleştirmeye yarıyor.

Şirketler nezdinde Rio Tinto, Glencore ve Teck Resources gibi maden devleri hammaddeleri çıkarırken, Lockheed Martin, Raytheon, BAE Systems ve Thales gibi silah imalatçıları bu hammaddeleri füzelere, dronlara ve gözetim sistemlerine dönüştürüyor.

Emeklilik fonları, özel sermaye şirketleri ve Pentagon ile Japonya’daki JOGMEC (45) gibi devlet destekli yatırımcılar da dahil olmak üzere finans kurumları, bu çarkı döndürerek savaşları ve jeopolitik gerilimleri kâra dönüştürüyor. Bu aktörler izole değil, koordineli bir güç olarak hareket ediyorlar; toplulukların mülksüzleşmesi ve ekosistemlerin sömürüsü üzerine inşa edilen küresel bir savaş ekonomisini sürdürüyorlar.

Alt-Emperyal Güçler: Avustralya ve Kanada

Küresel sahnede sıklıkla ikincil veya iyiliksever aktörler olarak konumlandırılan Avustralya ve Kanada, askeri-sınai projede kritik alt-emperyal roller üstleniyor. İki ülke de modern savaşların temelini oluşturan nadir toprak elementleri, tungsten, lityum, bakır, alaşım çelik, alüminyum, kobalt ve uranyum gibi mineraller ve metallerin önde gelen ihracatçısıdır. Her ikisi de madencilikle ilgili endüstrilerin çıkarlarını destekleyen, bunları hesap verebilirlikten koruyan yasal, finansal ve diplomatik bir çerçevede hareket eder.

ABD ve NATO’nun kilit müttefiklerinden olan Avustralya ve Kanada, silah sistemleri, gözetleme altyapısı ve enerji yoğun savunma teknolojileri için gerekli hammadde kaynaklarını sağlamada istikrarlı ve siyasi açıdan uyumlu hareket ediyorlar. Bu devletler ekstraktivizme karşı koymak bir yana ekstraktivizme teşvikler ve vergi indirimlerinin yanı sıra ekonomik kalkınma ve kritik minerallerin güvenliği maskesi altında maden şirketlerinin arazilere erişimini açmak gibi destekler sunuyorlar.

Avustralya ve Kanada aynı zamanda egemen güçlerin ekstraktivist emellerini jeopolitik açıdan güçlendiriyorlar. Kanada Maden Arayıcıları ve Geliştiricileri Derneği (PDAC) fuarı ve Uluslararası Madencilik ve Kaynaklar Konferansı (IMARC) gibi küresel madencilik endüstrisi konferanslarına ev sahipliği yaparak ve ayrıca AUKUS (Australia, the United Kingdom, and the United States, kısaltması, Hint-Pasifik’te Çin’e karşı kurulan askeri ittifak – ç.n.), NORAD (The North American Aerospace Defense Command kısaltması, ABD ve Kanada’nın ortak hava savunma ittifakı – ç.n.), NATO gibi ittifaklara ve çeşitli kritik maden ortaklıklarına katılarak, maden tedarik zincirlerinin küresel ölçekte askeri hale getirilmesini pekiştirmeye ve meşrulaştırmaya katkıda bulunuyorlar.

Export Development Canada gibi devlet destekli yatırım düzenlemeleriyle korunan Kanadalı şirketler, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar uzanan çatışma bölgelerinde faaliyet gösteren en agresif işletmeler arasında yer alıyor. Bu sırada Avustralya’nın nadir toprak elementleri sektörü, doğrudan savunma bütçesine bağlı olarak, raporlara göre Gazze gibi soykırımlarda kullanılan silahlarda kullanılan materyalleri ihraç ediyor. Her iki ülke de yalnız kaynak tedarik etmiyor, aynı zamanda “stratejik dayanıklılık”, “enerji geçişi” ve “ulusal güvenlik” anlatılarıyla militarist bir ekstraktivizmi yeşile boyuyor. Böylece, küresel kâr hırsı ve ekolojik tahribatın alt-emperyalist destekçileri olarak rollerini pekiştiriyorlar.

Avustralya ve Kanada: Kritik mineral tedarik zincirine içkin sömürgecilik ve militarizm

Hem Avustralya hem Kanada, sömürgeci soykırımlar üzerine kurulmuş devletler olup, bu soykırımcı sömürgeci mantık hükümet politikalarına ve “Kritik Mineraller” sektörlerinin tedarik zincirlerine uzanıyor.

Avustralya ve Kanada’nın federal hükümetleri 2022’de Kritik Mineral Strateji politikalarını yayınladı. Her biri stratejik olarak önemli addettikleri 31 mineral ve metali listeledi. Bu sözde kritik minerallerin öne çıkarılması enerji dönüşümü bağlamında ele alınsa da bunların çıkarılması savaşlarda kullanılan silah ihtiyacı için de teşvik ediliyor. Avustralya’nın listesindeki minerallerin 13’ü savunmayla ilgili teknolojiler açısından hayati öneme sahip olarak değerlendirilmiştir. Madencilik ve militarizm, Kanada’nın ulusal güvenliği için vazgeçilmez unsurlar olarak değerlendiriliyor (48) ve kritik minerallere yönelik harcamalar savunma harcamaları kategorisine dahil ediliyor (49). Bu stratejiler, hem Avustralya’da hem de Kanada’da maden çıkarma faaliyetlerini “yerele çekme” (onshore) yönündeki artan çabaların bir parçası olarak değerlendirilebilir, ki genellikle yerli topraklarında “gözden çıkarılan bölgeler” yaratmaktadır. Devletler savaş, silahlı çatışmalar ve soykırımların yol açtığı jeopolitik istikrarsızlık nedeniyle bu tür üretim faaliyetlerinin yerel hale getirilmesini gerekli görüyor.

Avustralya’da Federal Hükümet, ulusal güvenliği güçlendirmek ve jeopolitik etki gücünü artırmak amacıyla stok oluşturmaya öncelik veriyor. Bunun bir örneği, 1,2 milyar dolarlık yatırımla 2025 yılında kurulması planlanan Kritik Madenler Stratejik Rezervi (50) önerisidir. Bunun amacı, ulusal alım anlaşmaları yoluyla yurt içi arzı güvence altına almaktır. Avustralya, savunma amaçlı kritik maden tedarik zincirlerini güvence altına almak amacıyla Çin’den uzaklaşıp ABD, Japonya ve Avrupa’ya yönelmeye çalışıyor. 2021 yılında Avustralya Hükümeti, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasında tartışmalara yol açan, milyarlarca dolarlık AUKUS (51) üçlü güvenlik anlaşmasını hayata geçirdi. AUKUS’un planladığı nükleer denizaltıların ve savaş uçaklarının yapımında, özellikle nadir toprak elementleri olmak üzere kritik minerallere ihtiyaç duyulmaktadır; ayrıca yapay zekâ, siber güvenlik, kuantum hesaplama ve gelişmiş tahrik sistemleri gibi teknolojilerde de bu mineraller gerekmektedir (52).

Kanadalı maden şirketleri, modern savaş için gerekli metalleri üretmenin yanı sıra, çok çeşitli ağır insan hakları ihlallerine ve çevreye verilen zararlara müdahil oluyor. Kanadalı şirketler, “yerelleştirme” çalışmalarına paralel olarak, Tigray’da (53), Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (54) ve diğer yerlerde askeri temelli şiddetten kâr elde etmeye devam ediyor. Yine bu şirketler, Tanzanya’da zorla yerinden edilme olaylarına (55), Guatemala’da suikastlara ve cinsel şiddete (56), Ekvador’da toprak savunucularının kriminalizasyonuna ve onlara yönelik militarize saldırılara (57), yanı sıra Papua Yeni Gine ve Peru’da Kanada’nın madencilik projelerini dayatmak ve ilerletmek amacıyla özel güvenlik güçleri ve paralı askerlerin kullanılmasına (58) karışmışlardır.

Avustralya’nın kritik mineralleri İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımda kullanılan silahların yapımında doğrudan kullanılmıştır. Avustralya, İsrail’e ABD merkezli tedarikçi Lockheed Martin yoluyla tedarik edilen F-35 savaş uçakları için özel parçalar ihraç ediyor. Bu parçaların arasında, Avustralya’nın küresel çapta tek üreticisi olduğu bomba atma mekanizmaları ve titanyum yapısal bileşenler bulunuyor (60) (Titanyum, Avustralya’da çıkarılan kritik bir mineraldir). F-35 uçaklarının üretimi ayrıca yaklaşık 420 kg nadir toprak metali gerekiyor (61), ki Avustralya bu minerallerde ABD’ye giderek daha önemli bir tedarikçi haline geliyor. Kanada’nın silah ambargosunu sürdürdüğünü iddia ederken bile İsrail’e silah gönderdiği ortaya çıktı (62); silah malzemelerinin nereden geldiğine dair şeffaflık eksikliği olsa da, bu silahların Kanadalı şirketler tarafından tedarik edilen madenlerden çıkarılmış malzemelerle üretilmiş olması kuvvetle muhtemel.

Avustralya’da Aborjin (63) ve kırsal topluluklar (64, 65), kritik mineral çıkarımının genişlemesi nedeniyle hızla artan çevresel ve toplumsal adaletsizliklerle karşı karşıya. Avustralya’daki kritik mineral projelerinin yüzde 57,8’i, yerli halkların Yerli Hak Talepleri de dahil olmak üzere yasal müzakere haklarına sahip olduğu alanlarda bulunuyor. Yine Kanada’da, özellikle yerli halkların topraklarında arama ve maden çıkarmaya yönelik direniş sıklıkla militarize şiddet veya kriminalizasyonla karşılık buluyor.

Kanada ve Avustralya madenciliği başından beri soykırımcı şiddetten faydalanmış ve günümüzdeki haliyle askeri-sınai kompleksi beslerken ve ona dayanırken, her ne pahasına olursa olsun kâr etmeye devam etmek için iklim krizi kisvesini kullanmaya devam ediyor.

Lynas Rare Earths: Askerileştirilmiş Ekstraktivizmin Canlı Örneği

Avustralyalı bir madencilik şirketi olan Lynas Rare Earths Ltd, stratejik güvenlik ve enerji geçişi mottosuyla meşrulaştırılan militarizm ve ekstraktivizmin iç içe geçişinin bir örneği. Avustralyalı bir diplomatın oğlu olan Nick Curtis tarafından kurulan Lynas, başlangıçta Çin’den bağımsız önemli bir “kritik mineral” tedarikçisi olarak sunuldu. Ancak ABD-Çin ticari gerilimi tırmandıkça şirketin pozisyonu değişti ve stratejik önemi, özellikle ağır nadir toprak elementlerinin gelişmiş silah sistemlerindeki ve askeri teknolojilerdeki rolü göz önüne alındığında, giderek jeopolitik ve militarize bir bağlama oturdu.

Lynas, ABD Savunma Bakanlığı (66) ile Japon ve Avustralya hükümetleri tarafından finanse ediliyor ve Çin’in nadir toprak elementi hakimiyetine karşı “temiz” ve güvenli bir alternatif olarak pazarlanıyor. Ancak bu anlatı, sömürgeci çıkarımın, zehirli mirasın ve toplumsal direnişin daha derin gerçekliğini gizliyor.

Batı Avustralya’daki Weld Dağı nadir toprak elementi madeniyle birlikte, Lynas’ın Malezya’nın Kuantan kentindeki işleme tesisi 2011’den bu yana kitlesel muhalefetle karşı karşıya (67). Faaliyetine toplumsal onayı olmayan, çevre ve planlama önlemlerini ihlal eden tesis, muson kuşağında bulunan bir turba bataklığında yaklaşık iki milyon ton radyoaktif atık depolayan, gözden çıkarılmış bir alana dönüşmüştür (68). Atık binlerce yıl, hatta sonsuza dek tehlikeli kalmaya devam edecek olmasına rağmen, bizzat şirketin danışmanları depolama tesisinin yalnız 20 yıl boyunca güvenli kalabileceğini iddia ediyorlar.

Çevresel tahribatın ötesinde Lynas, üreme ve doğum öncesi sağlığa yönelik radyasyon ve kimyasal maruziyet riskine rağmen bu tehlikeli ortamda çalışan Müslüman kadınları göstererek tesisini “kadın dostu” bir işyeri olarak tanıtması örneğinde olduğu gibi, imajını temizlemek için yanıltıcı anlatılar da devreye sokmuştur. Bu arada şirket, nadir toprak elementi madenciliğini “kritik” ve “yeşil” olarak sunmayı sürdürürken bilinen ve geri döndürülemez zararlarına rağmen Malezya genelinde spekülatif bir nadir toprak elementi dalgasını kışkırtıyor.

Lynas’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne genişlemesi doğrudan Pentagon tarafından finanse edildi ve şirketin askeri tedarik zincirlerindeki rolünü pekiştirdi (69). Fakat militarizasyon yalnız küresel değil, aynı zamanda yereldir. Malezya’da kuralsızlaştırma politikaları Lynas’ın cezasızlıkla faaliyet göstermesine olanak tanıdı: Güvenlik standartları uluslararası normların çok altındaydı, uzun vadeli denetim kaldırılmıştı ve kurumsal vergi muafiyetleri verilmişti. Malezya hükümeti, kendi ülkesindeki güvenlik, adalet ve egemenliğin önüne yabancı orduların dahil olduğu özel çıkarları koymuştur.

Buna karşın toplumsal direniş süreğen ve öngörülüydü. Proje ilk olarak 2011’de bir New York Times’taki makalede ortaya çıktığından bu yana (70), muhalefet Lynas’ın yeşil aklama çabasına, şeffaflık eksikliğine, çevresel ihlallerine ve toplumsal rıza eksikliğine karşı çıkmayı sürdürüyor (71). 2025’te görülecek davada, şirketin önerilen kalıcı radyoaktif atık deposu için yasal planlama süreçlerine uymadaki başarısızlığı yargı önüne çıkacak.

Lynas’ın temsil ettiği küresel militarize ekstraktivizm örüntüsünde “kritik mineraller” ekolojik şiddet, kuralsızlaştırma ve jeopolitik denetim için bir arkaplan işlevi görüyor. Lynas örneği militarizm ve madenciliğin birbirini nasıl güçlendirdiğini yansıtırken, bunlarla ilk elden yüzleşen topluluklar sonuçlarını yaşıyor ve direnişe öncülük etmeyi üstleniyorlar.

4. Topluluk Direnişleri ve Küresel Savaş Vurgunculuğunun Çakışma Noktaları

Tüm dünyada yerli halklar ve ön saflardaki topluluklar, toprağı, suyu ve yaşam tarzını mahveden, giderek askerileşen güçler tarafından desteklenen ve jeopolitik planlarla meşrulaştırılan ekstraktivist sisteme karşı ayağa kalkıyor.

Topluluklar yaşamı savunmak için madenciliğe hayır derken, ulusötesi şirketler ve devlet aktörleri, silahlara, gözetim teknolojilerine ve militarize “yeşil” geçişlere yönelik minerallerin şiddetli çıkarımından kâr sağlıyor.

Derin denizden çöllere, Batı Papua’dan Filistin’e kadar bu bölüm, toprağı ve yaşamı savunanlar ile ekstraktivist cephenin militarizasyonu yoluyla güç ve servet biriktirenler arasındaki keskin karşıtlığı ortaya koyuyor. Bunlar yalıtılmış mücadeleler değil, mülksüzleştirme ve çatışmayla beslenen küresel bir vurgunculuk sisteminin birbirine bağlı cepheleridir.

Batı Papua ve Myanmar: Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Maden Direnişi

Kendi kaderini tayin ve ekstraktivist militarizasyondan kurtulma mücadelesi, yerli ve ezilen halkların yeni-sömürgeci kaynak sömürüsüne direndiği Batı Papua ve Myanmar’da canlılığını koruyor.

Batı Papua’da, süregelen Endonezya işgali yerli halkın bağımsızlık arzusunu 1960’lardan bu yana şiddetle bastırıyor. 1970’te kurulan Özgür Papua Hareketi (Organisasi Papua Merdeka, OPM), Endonezya’nın askeri kontrolüne ve çok uluslu madencilik şirketlerinin -en dikkat çekici olarak ABD ve İngiltere sahipli Freeport altın ve bakır madeninin- yol açtığı çevresel yıkıma karşı silahlı bir direniş olarak ortaya çıktı.

Bu devasa açık ocak maden, kutsal kabul edilen toprakları harap etmiş, nehirleri zehirlemiş ve yerli toplulukları yerinden etmiş, toprak ve kaynaklar için bir savaşı körüklemiştir. Suikastları, kitlesel tutuklamaları ve kültürel imhayı içeren acımasız askeri baskıya rağmen, Batı Papualılar özgürleşme mücadelelerini hem silahlı direniş hem de Batı Papua için Birleşik Kurtuluş Hareketi gibi birleşik siyasi cephelerin beslediği kültürel canlanma yoluyla sürdürüyor.

Benzer şekilde Myanmar’da Karen, Kaçin ve Şan gibi etnik azınlık grupları, kereste, mineral ve yeşim taşı çıkaran devlet ve şirket güçlerine karşı uzun süredir kendi kaderini tayin hakkı için mücadele veriyor. Askeri cuntanın kaynak açısından zengin bölgeleri denetim altına alma yönündeki şiddetli hamleleri yerel ekosistemi harap ediyor ve sonu gelmeyen yerinden edilme, militarizasyon ve çevresel bozulma döngülerini besliyor. Buradaki direniş hareketleri, madencilik ve militarizasyonun otoriter denetimi ve ekonomik sömürüyü pekiştirmek için el ele işlediğinin altını çiziyorlar ve halkın sömürge karşıtı özlemlerini çevresel adaletle iç içe geçiriyorlar.

Bu mücadeleler, ekstraktivzmin ve madenciliğin militarize hale getirilmesinin yerli halkların kendi kaderini tayin etme ve ulusal kurtuluş hareketlerini şiddetle bastıran yeni-sömürgeci tahakküm araçları olduğunu ortaya koyuyor. Ekstraktivizm güdümlü militarizm yalnızca çevreyi yok etmekle kalmıyor, politik şiddeti ve sistemik baskıyı da kalıcılaştırıyor. Mineraller ve silahlar, uğruna direndiği toprak ve kaynakların üzerinde halkın kendi egemenlği olmasını reddeden rejimleri ayakta tutuyor.

Guatemala: Militarizasyon ve Xinka Toprakları Üzerindeki Escobal Gümüş Madeni

Escobal Madeni, güneydoğu Guatemala’da yer alan büyük bir yeraltı gümüş madenidir ve Haziran 2017’den bu yana Santa Rosa, Jalapa ve Jutiapa’nın barışçıl direnişi ve ardı ardına gelen mahkeme kararlarıyla, ayrımcılık ve Xinka yerli halkına danışma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle askıya alındı. Yaklaşık on beş yıldır Xinka yerli ve çiftçi toplulukları, büyük ölçüde tarımsal olan bölgede su kirliliği ve suyun tükenmesine ilişkin kaygıların yanı sıra toplumsal, kültürel ve manevi etkiler ve kendi kaderini tayin haklarına saygı gösterilmemesi nedeniyle projeye karşı çıkmıştır (72). Maden ilk olarak 2014’te Tahoe Resources tarafından işletmeye alınmış, bu şirket 2019’da Vancouver merkezli Pan American Silver tarafından satın alınmıştır.

Escobal madenindeki 2014-2017 arası faaliyetler, yerel muhalefeti bastıran ve bunu ulusal güvenliğe tehdit olarak niteleyen militarize bir güvenlik stratejisi sayesinde mümkün olmuştur (73). Madenin açılmasına giden yıllarda topluluklar, özel güvenlik, polis ve ordu tarafından şiddetli baskıya, ayrıca toplum liderlerini karalama ve kriminalize etme kampanyasına maruz kalmıştır. Barışçıl protestolara katıldıkları için yaklaşık 100 kişi kriminalize edilmiştir.

16 yaşındaki Topacio Reynoso da dahil olmak üzere direnişin çeşitli üyeleri bu süreçte öldürülmüştür. Nisan 2013’teki bir olayda, Tahoe özel güvenlik güçleri barışçıl protestoculara ateş açarak altı kişiyi ağır yaralamıştır. Mağdurlar şirketi British Columbia’da sivil mahkemede dava etmiş, 2019’da Pan American Silver’ın silahlı saldırı olayı ve insan hakları ihlallerini üstlendiği önemli bir başarı elde etmiştir (74). Ancak mahkemedeki bu uzlaşma, topluluğun madene yönelik muhalefetini yatıştırmamıştır.

Haziran 2017’den bu yana, madeni çevreleyen üç bölge olan Santa Rosa, Jalapa ve Jutiapa’dan sakinler, madene yönelik süregelen muhalefeti göstermek için 24 saat süren bir direniş kampı sürdürmektedir. Kamp aynı zamanda, önceden yerel halka danışma eksikliği ve ayrımcılık nedeniyle projenin askıya alınmasını kararlaştıran Temmuz 2017 Yüksek Mahkeme kararına uymayı güvence altına almayı amaçlamaktadır.

2018’in sonlarında başlayan danışma süreci boyunca Xinka liderlerine ve topluluk üyelerine yönelik taciz, tehdit, saldırı ve karalama eylemleri devam etmiştir. Xinka Parlamentosu liderlerine yönelik hedefli gözdağı ve gözetim 2024’ün son aylarında o kadar arttı ki, Xinka Parlamentosu’nun eski başkanı ve ailesi Guatemala’dan kaçmak zorunda kaldı ve ülke dışında yaşıyor (75).

8 Mayıs 2025’te, yedi yıllık bir bilirkişi sürecinin ardından Xinka halkı madenin yeniden açılmasına ilişkin ret kararını açıkladı (76). Resmi bilirkişi süreci sona ererken yerli halk, şimdi kararlarına saygı gösterilmesi için mücadele ediyor.

Kuzey İrlanda: Sperrin Dağları Direniyor

Sperrin Dağları’nda, günümüzde ABD merkezli Orion Finance’e ait olan Kanadalı şirket Dalradian Gold, Kuzey İrlanda’da bugüne kadarki en büyük planlama başvurusunu bir altın madeni için sunmuştur. Önerilen proje planları, Curraghinalt’ta bir yeraltı altın madeni, bir işleme tesisi ve Greencastle köyüne bir kilometreden az mesafede, Crockanboy Tepesi’nde 17 katlı yükseklikte bir atık depolama tesisini içermektedir.

Bu proje, yakın dönemde onlarca yıl süren çatışma ve yüzyıllar süren sömürgeleştirme görmüş yerel bir nüfusa dayatılmaktadır. İngiliz sömürgeci işgalini kolaylaştırmak için İrlanda nüfusu verimli ovalık arazilerden kayalık yaylalara -bu durumda Sperrins’e- sürülmüştür. Barışçıl bir sivil haklar hareketinin şiddetle bastırılmasından kaynaklanan 30 yıllık çatışma sırasında, bu bölge, Kuzey İrlanda’da devam eden İngiliz yönetimine güçlü bir direniş alanı olarak görüldüğü için İngiliz ordusu tarafından da ağır biçimde militarize hale getirilmiştir. Yüzyılın başındaki “barış süreci”, çaresizce yabancı yatırım arayışı içindeki “Ticarete Açık” bir neoliberal model biçiminde geldi. Ekstraktivist projeler açısından ana hedef Sperrins idi.

Ancak yerel nüfus bu yeni tehdide karşı bir araya gelmiş ve on yılı aşkın bir süre madeni durdurmak için çok başarılı bir kampanya (77) yürütmüştür. Halk, Şubat 2018’den bu yana önerilen proje alanı içindeki bir bölgeyi işgal etmektedir.

Bu direnişe karşılık topluluklar, “barış sürecine” karşı “muhalifler” diye etiketlenerek hedef alındıkları kolluk denetimi (78), sürekli gözetim (79), sızma, gözdağı ve ölüm tehditleriyle (80) karşı karşıya kalmıştır. Ayrıca, yıllarca süren mahkeme süreçlerine sürüklenen bir dizi çevre savunucusuyla birlikte ağır biçimde kriminalize edilmişlerdir.

Savunuculara dönük militarizasyona ek olarak bu maden, askeri-sınai kompleksle de bağlantılıdır. Önerilen altın madeni hakkındaki süregelen kamu soruşturması için sunulan belgeler altın, bakır ve tellürü listelemektedir (tellür planlama başvurusunda görünmese de). Bu üç elementin tümü F-35 savaş uçağının imalatında kullanılır. Invest NI, bu uçaklar için parça üreten şirketlere şimdiden 19,66 milyon sterlin (81) kamu parası vermiştir; bu jetler İsrail tarafından Gazze’deki soykırımda kullanılmıştır. 2014’te Invest NI, Dalradian’a da 326 bin sterlin (82) kamu parası ile on binlerce sterlin (83) tutarında vergi muafiyeti sağlamıştır. Militarizm ve ekstraktivizm, Kuzey İrlanda hükümeti için kilit öncelikler arasındadır.

Ekvador: Ekstraktivizm ve Neoliberalizme karşı Doğanın Hakları

Kasım 2021’de Ekvador Anayasa Mahkemesi, mega-biyoçeşitli bir bulut ormanı olan Los Cedros için Doğanın Hakları’nı anayasal olarak onaylayarak ulusal ve uluslararası bir hukuki emsal yarattı. Karar, rezervde madenciliği kalıcı olarak yasakladı. Los Cedros’u kurtarma kampanyası üç yıldan uzun sürdü. Tabandan yürütülen kampanya, çeşitli koruma grupları, hukuk uzmanları, bilim insanları, sanatçılar ve aktivistlerden oluşan bir ekibi bir araya getirerek uluslararası bir seviyeye kadar yayıldı. Bu güçlü kampanyanın hikayesi, Yes to Life No to Mining’in ikonik bir vaka çalışmasında anlatılmaktadır (84).

Ormanın kazanımıyla cisimleşen tarihi emsale rağmen, bunun Ekvador’daki etkisi, siyasi vizyonu giderek daha neoliberal hale gelen bir dizi hükümet yönetimi tarafından bastırıldı. 2008’den bu yana Ekvador hükümeti, eski petrol endüstrisinin yerine madenciliği geçirmeye yönelik bir gündem izlemektedir. Sözde Ulusal Madencilik Planı, çoğunlukla halka danışmadan şirketlere verilen binlerce arama lisansının yönetimini ve tümü Kanadalı veya Avustralyalı ulusötesi şirketlere ait, sırada bekleyen çeşitli büyük ölçekli madencilik projelerinin geliştirilmesini içermektedir (85).

2024’ten bu yana, Başkan Daniel Noboa hükümeti, yerli ve çevre örgütlerini, özellikle maden genişlemelerine karşı çıkanları bastırmaya yöneldikçe artan sayıda insan hakkı ihlali iddiasıyla (86), sivil hak ihlalleriyle ve Anayasa’ya yönelik saldırılarla gündeme gelmektedir. Militarizasyon, devletin başını çektiği taktiklerin kilit bir özelliği olmuştur; 2023’ten bu yana 43 kişi zorla kaybedilmiş ve ordu ile bağlantılı çeşitli ölümler yaşanmıştır (87). Eylül’den Ekim 2025’e kadar, Noboa hükümetinin giderek otokratik hale gelen tutumuna karşı yerli halk önderliğinde bir ayaklanma çıktı. Bu ulusal grev sırasında Ekvadorlu insan hakları örgütleri, bir protestocunun polis tarafından sokakta öldürülmesi de dahil olmak üzere devlet ve askeri güçler tarafından işlenen yüzlerce insan hakları ihlalini kayda geçirdi (88).

Noboa hükümeti ayrıca dört öneri üzerinde oy kullanmak için 16 Kasım 2025’te bir referandum çağrısında bulundu; en önemlisi Galápagos Adaları’nda bir ABD askeri üssü inşa etmek olan, madenciliğin gelişimini kolaylaştırmak amacıyla değiştirilmek veya kaldırılmak üzere özellikle hedef alınan “Doğanın Hakları” maddeleriyle Ekvador anayasasını değiştirmeyi amaçlıyordu. Dört önerinin tümü için çoğunluk “Hayır” oyu çıktı – bu, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde tabanda kutlanan, halkın gücü ve çevre için bir zaferdi. Ancak hükümetin ekstraktivist planları ve bunun insan haklarına ve biyoçeşitliliğe yönelik tehditleri, ülke genelindeki kritik madencilik noktalarında çatışma ve militarizasyon sürerken büyümeye devam ediyor.

Bu, dünyanın en ilerici anayasal çerçevesinin sınandığı bağlam: Yerli önderliğindeki bir “Sumak Kawsay” ya da “iyi yaşam” vizyonu ile milyarderlerin desteklediği şiddet, neoliberal hegemonya ve küresel askeri-sınai kompleksin ekstraktivist vizyonu arasında doğrudan bir karşı karşıya gelme hali. Hangi vizyonun galip geleceği sorusu büyük ölçüde Ekvador halkının mücadelelerine ve onları desteklemek için ne ölçüde dayanışma inşa edilebileceğine bağlıdır.

5. Demilitarize ve Ekstraktif Olmayan Gelecekler

Militarize ekstraktivizmin ötesinde bir dünya tahayyülü için, güvenli olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlamakla başlamalıyız. Uzun süredir güvenlik, hükümetler ve şirketler tarafından toprağı, sınırları ve kaynakları güç yoluyla denetleme hakkı olarak bir silah olarak kullanılmış ve güç yoluyla tanımlanmıştır. Bu mantıkta mineraller “kritiktir,” çıkarım kaçınılmazdır ve direniş bir tehdittir.

Madencilik ve militarizasyonun ön saflarındaki topluluklar için güvenlik tamamen farklı bir anlama gelir. Toprak ve su üzerinde egemenlik ve kendi kaderini tayin etme; gözetim veya şiddet olmadan yaşayabilme; gıda yetiştirebilme; çocukları korkusuzca büyütebilme; özgürce konuşabilme ve örgütlenebilme; ve nesillerdir süren zarardan iyileşebilme anlamına gelir. Gerçek güvenlik köklerini, karşılıklı özen, ekolojik denge, toplumsal adalet ve yıkıcı faaliyetlere hayır deme kolektif hakkında bulur.

Demilitarizasyon yalnızca silahları ortadan kaldırmakla ilgili değildir, onları üreten sistemleri dönüştürmekle ilgilidir. Bu bir iyileşme sürecidir: sömürgeci fetihten, savaş ekonomilerinden ve doğa ile toplulukları harcanabilir gören ekstraktivist mantıktan iyileşme.

Bu vizyon yalnızca YLNM tarafından savunulmuyor. İklim adaleti, abolüsyon, sömürge karşıtı özgürleşme, yerli egemenliği ve feminist ekonomiler için mücadele eden müttefik hareketler tarafından da paylaşılıyor.

Hapishaneleri ve sınırları ortadan kaldıran, fosil yakıt faşizmine meydan okuyan, yerleşimci sömürgeciliğe direnen ve yeni özen, özyönetim ve ekolojik gözetim sistemleri inşa edenlerin yanında duruyoruz.

Mücadelelerimiz birbirine bağlı, geleceklerimiz de öyle. Demilitarize ve ekstraktivizmden kurtulmuş bir dünya hayal değil. Bu, zaten feda edilmeyi reddeden ve başka bir yolun yalnızca gerekli değil, aynı zamanda çoktan başlamış olduğunda ısrar eden topluluklar tarafından uygulanıyor, korunuyor ve mümkün kılınıyor.

6. Eylem Çağrısı ve Dayanışma Talepleri

Militarizasyon ile ekstraktivizmin derinleşen iç içe geçmişliğiyle yüzleşmek ve gerçekten adil ve yaşamı koruyan bir geleceğe doğru ilerlemek için sistemik değişim yalnızca gerekli değil, aynı zamanda acildir.

Adil bir geçiş, fosil yakıt çağını uzun süredir tanımlayan sömürgeci şiddet, kaynak çıkarımı ve militarize denetimle aynı temeller üzerine inşa edilemez. Önümüzdeki yol, ilerleme ve kalkınma kisvesi altında yeni bir sömürü sınırına dönüşmemelidir. Adil bir geçiş, ekstraktivizmden bir çıkış anlamına gelmelidir, onun farklı bir kisve altında hızlanması değil.

“Güvenlik,” “kritik mineraller,” “enerji geçişi” ve “dijital dönüşüm” bayrakları altında madenciliğin şiddetli ve militarize genişlemesinin sona ermesini talep ediyoruz. YLNM’nin İlkeler Bildirgesi’nde teyit edildiği gibi, Dünya’yı sınırsız bir kaynak olarak gören, doğayı metalaştıran ve toplulukları ile ekosistemleri feda eden -yeşil ya da başka türlü- her türlü ekstraktivizmi reddediyoruz.

Çağrımız şudur:

  • Maden sahalarının, tedarik zincirlerinin ve bölgelerin militarizasyonu derhal durdurulmalı. Topluluklar topraklarını ve su kaynaklarını korudukları için kriminalize edilemez, gözetim altına alınamaz veya şiddete maruz bırakılamaz. Devletler ekstraktivizm bölgelerini demilitarize etmeli ve tüm yaşam savunucularının haklarını korumalıdır.
  • Yerli halklara ve ön saflardaki topluluklara kendi kaderini tayin hakkı sağlanmalı. Özgür, Önceden ve Bilgilendirilmiş Onay (FPIC), bir formalite olarak değil, egemenlik ve kendi kaderini tayin etmenin bir ifadesi olarak saygı görmelidir.[1] Topluluklar HAYIR deme ve madencilik ötesindeki kendi yaşam biçimlerini tanımlama hakkına sahiptir.
  • Daha güçlü düzenlemeler ve uluslararası anlaşmalar. Bunların, tüm tedarik zinciri boyunca şirketleri ve devletleri çevresel ve insan hakları ihlallerinden sorumlu tutması gerekir. Buna mineral anlaşmalarının, şirket sözleşmelerinin ve askeri-sınai bağlantıların tam şeffaflığı da dahildir.
  • Ekstraktivizm-sonrası alternatiflerin korunması ve güçlendirilmesi. Alternatifler zaten mevcut ve dünya genelinde topluluklar tarafından inşa ediliyor. Mineral açısından zengin topraklar, daha zengin ulusların yararına birer çıkarım bölgesine indirgenmemelidir. Bunun yerine, yıkmak yerine onaran, yerel köklü ve ekolojik olarak adil ekonomileri beslemeleri için desteklenmelidirler.
  • Küresel vurgunculuk sisteminin dağıtılması. Buna, ekstraktivizmi şiddet, yeni sömürgeci dayatma ve cezasızlık yoluyla mümkün kılan ve meşrulaştıran finans kurumları, askeri ittifaklar ve ulusötesi ticaret ile yatırım çerçeveleri dahildir.

Ekstraktivizmin ötesinde adil bir dünyaya bağlı olan herkesi, -orduları besleyen madenlerden, madenleri koruyan ordulara kadar- militarize kazmacılığa direnen topluluklarla aktif dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz. Buna seslerini güçlendirmek, haklarının savunulmasında dayanışma içinde eylemde bulunmak ve bu şiddetli sistemi besleyen yapıları ifşa edip dağıtmak için birlikte güç inşa etmek de dahildir.

İhtiyacımız olan gelecek madenlerden kazıp çıkarılmayacak, militarizasyondan doğup gelmeyecek. O geleceği dayanışma, bakım ve direnişle büyütmek zorundayız.

Yaşamı savunuyoruz.

Kökünü adalet ve bakımdan alan demilitarize geleceklere evet diyoruz.

Sonnotlar

  1. Global Witness, Critical mineral mines tied to 111 violent incidents and protests on average a year, 2023. Available at: https://www.globalwitness.org/en/campaigns/natural-resource-governance/critical-mineral-mines-tied-111-violent-incidents-and-protests-average-year/
  2. Global Witness, How the militarisation of mining threatens Indigenous defenders in the Philippines, 2024. Available at: https://globalwitness.org/en/campaigns/land-and-environmental-defenders/how-the-militarisation-of-mining-threatens-indigenous-defenders-in-the-philippines/
  3. Amnesty International, DRC: Powering change or business as usual? 2023. Available at: https://www.amnesty.org/en/documents/AFR62/7009/2023/en/
  4. Transparency International Australia, The race to exploit critical minerals amidst governance concerns in Zambia, 2023, available at: https://transparency.org.au/the-race-to-exploit-critical-minerals-in-zambia/
  5. https://yestolifenotomining.org/latest-news/resistance-to-the-dirty-face-of-the-green-transition/
  6. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2023/09/mexico-land-defenders-criminalized-right-to-protest/
  7. https://miningwatch.ca/blog/2025/5/14/open-letter-100-international-organizations-call-argentinian-authorities-end
  8. Amnesty International, Argentina: Two years after brutal repression in Jujuy, Amnesty International report exposes impunity, 2025. Available at: https://www.amnesty.org/en/latest/news/2025/05/argentina-two-years-after-brutal-repression-in-jujuy-impunity/
  9. EJ Atlas, “Kilwa Mine”. Available at:  https://ejatlas.org/print/kilwa-mine
  10. https://amnesty.ca/human-rights-news/canadian-mining-firm-human-rights-violations-drc/
  11. https://miningwatch.ca/news/2021/10/4/canadian-miners-pursue-prospects-war-torn-tigray
  12. https://www.cbc.ca/news/canada/british-columbia/settlement-amnesty-scc-africa-mine-nevsun-1.5774910
  13. https://breachmedia.ca/leaked-report-accuses-canada-of-covering-for-mining-companies-in-war-torn-ethiopia/
  14. Newsweek, World’s Biggest Polluter is in the US, Study Finds, 2025. Available at: https://www.newsweek.com/climate-change-us-military-pollution-carbon-emissions-2094434
  15. Nature Communications, Rising military spending jeopardizes climate targets, 2025. Available at: https://www.nature.com/articles/s41467-025-59877-x
  16. https://ceobs.org/new-data-reveals-the-military-emissions-gap-is-growing-wider/#:~:text=Introduction,C%20pathways%2C%20accelerating%20dangerous%20warming
  17. Avispa Media, Chiapas: Denuncias reactivación de mina en Chicomuselo bajo hostigamiento y sin permiso ambiental, 2023. Available at: https://avispa.org/chiapas-denuncian-reactivacion-de-mina-en-chicomuselo-bajo-hostigamiento-y-sin-permiso-ambiental/
  18. See the examples of mines in Michoacán and Jalisco described in The Fair Steel Coalition, The Real Cost of Steel, 2024. Available at: https://cer.org.za/wp-content/uploads/2024/05/The-real-cost-of-steel-report.pdf
  19. For example, see examples of Canadian-owned mines in Guerrero described in JCAP, The “Canada Brand”: Violence and Canadian Mining Companies in Latin America, 2015. Available at: https://justice-project.org/the-canada-brand-violence-and-canadian-mining-companies-in-latin-america/
  20. Revista Hispana para el Análisis de Redes Sociales, Las estructuras políticas en las redes de macrocriminalidad en Veracruz (México), 2019. Available at: https://doi.org/10.5565/rev/redes.948
  21. Revista Hispana para el Análisis de Redes Sociales, Las estructuras políticas en las redes de macrocriminalidad en Veracruz (México). Available at: https://doi.org/10.5565/rev/redes.948
  22. A dónde van los desaparecidos, Primer año de Sheinbaum: México, con 40 desapariciones diarias y bajo el escrutinio de la ONU, 2025. Available at: https://adondevanlosdesaparecidos.org/2025/10/03/primer-ano-de-sheinbaum-mexico-con-40-desapariciones-diarias-y-bajo-el-escrutinio-de-la-onu/
  23. Global Witness, Roots of Resistance, 2025. Available at: https://globalwitness.org/en/campaigns/land-and-environmental-defenders/roots-of-resistance/
  24. Reporters Without Borders, Mexico: RSF urges Sheinbaum to honour commitments as 10 journalists killed in her first year of presidency, 2025. Available at: https://rsf.org/en/mexico-rsf-urges-sheinbaum-honour-commitments-10-journalists-killed-her-first-year-presidency
  25.  IACC, How Violence Against Journalists in Mexico Creates Zones of Silence, 2024. Available at: https://iaccseries.org/how-violence-against-journalists-in-mexico-creates-zones-of-silence/
  26.  Global Witness, The Critical Minerals Scramble: How the Race for Resources is Fuelling Conflict and Inequality, July 2023. Available at: https://globalwitness.org/en/campaigns/transition-minerals/the-critical-minerals-scramble-how-the-race-for-resources-is-fuelling-conflict-and-inequality/
  27.  SFA Oxford, Critical Minerals in Defence and National Security, 2023. Available at: https://www.sfa-oxford.com/knowledge-and-insights/critical-minerals-in-low-carbon-and-future-technologies/critical-minerals-in-defence-and-national-security/
  28.  London Mining Network, Martial Mining: Resisting Extractivism and War Together, 2020. Available at: https://londonminingnetwork.org/project/martial-mining-2020/
  29. https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_49198.htm
  30. https://www.worldbank.org/en/topic/extractiveindustries/brief/climate-smart-mining-minerals-for-climate-action
  31. Loewenstein, Antony, The Palestine Laboratory: How Israel Exports the Technology of Occupation Around the World, Verso Books, 2023. Available at: https://www.rahs-open-lid.com/wp-content/uploads/2024/01/Loewenstein-Antony-The-Palestine-Laboratory_-How-Israel-Exports-the-Technology-of-Occupation-around-the-World-Verso-2023.pdf
  32. Heritage Foundation, The Pentagon Must Secure Access to Critical Minerals to Deter China, Backgrounder Report No. 3880, December 2023. Available at: https://www.heritage.org/sites/default/files/2024-12/BG3880.pdf
  33. https://www.war.gov/
  34. https://theoregongroup.com/commodities/copper/military-rearmament-is-just-getting-started-without-enough-critical-minerals/
  35. World Bank Group, United Nations, and European Union, 18 February 2025, “New Report Assesses Damages, Losses and Needs in Gaza and the West Bank,” World Bank, available at: https://www.worldbank.org/en/news/press-release/2025/02/18/new-report-assesses-damages-losses-and-needs-in-gaza-and-the-west-bank
  36. Food and Agriculture Organization (FAO), 25 May 2025, “Gaza’s Agricultural Infrastructure Continues to Deteriorate at Alarming Rate,” FAO, available at: https://www.fao.org/newsroom/detail/gaza-s-agricultural-infrastructure-continues-to-deteriorate-at-alarming-rate/en
  37. https://www.qmul.ac.uk/media/news/2024/hss/new-study-reveals-substantial-carbon-emissions-from-the-ongoing-israel-gaza-conflict.html
  38. Deep Sea Mining Campaign, 2019, Blue Peril. Available at: https://dsm-campaign.org/blue-peril/
  39. Pacific Blue Line, Pacific Blue Line. Available at: https://www.pacificblueline.org/
  40. Greenpeace (2024) Deep Deception: How the Deep Sea Mining Industry Manipulates Geopolitics and Greenwashing Narratives. Amsterdam: Greenpeace International. Available at: https://www.greenpeace.org/international/publication/deep-deception/
  41. Center for Strategic and International Studies (CSIS) (2025) Trump’s Deep-Sea Mining Executive Order: The Race for Critical Minerals Enters Uncharted Waters. Washington, DC: CSIS. Available at: https://www.csis.org/analysis/trumps-deep-sea-mining-executive-order-race-critical-minerals-enters-uncharted-waters
  42. “Conflicting Narratives of Deep Sea Mining” (2021) Sustainability, 13(9), 5261. Available at: https://doi.org/10.3390/su13095261
  43. Donald J. Trump (2020) Executive Order on Addressing the Threat to the Domestic Supply Chain from Reliance on Critical Minerals from Foreign Adversaries. Washington, DC: The White House, 30 September. Available at: https://trumpwhitehouse.archives.gov/presidential-actions/executive-order-addressing-threat-domestic-supply-chain-reliance-critical-minerals-foreign-adversaries/
  44. Donald J. Trump (2025) Executive Order: Unleashing America’s Offshore Critical Minerals and Resources. Washington, DC: The White House, April. Available at: https://www.whitehouse.gov/fact-sheets/2025/04/fact-sheet-president-donald-j-trump-unleashes-americas-offshore-critical-minerals-and-resources/
  45. Reuters, Pentagon to Keep Working With US Rare Earths Projects, US Defense Official Says, 15 July 2025. Available at: https://www.reuters.com/world/china/pentagon-keep-working-with-us-rare-earths-projects-us-defense-official-says-2025-07-15/
  46. Declassified Australia, More Tools of War Made in Australia, 18 July 2025. Available at: https://declassifiedaus.org/2025/07/18/more-tools-war-made-australia/
  47. Declassified Australia, Revealed: Australia has exported F-35 fighter jet parts directly to Israel, 18 July 2025. Available at: https://declassifiedaus.org/2025/07/11/revealed-australia-has-exported-f-35-fighter-jet-parts-directly-to-israel
  48. Canada.ca, ‘Critical Minerals: an opportunity for Canada. Available at: https://www.canada.ca/en/campaign/critical-minerals-in-canada/critical-minerals-an-opportunity-for-canada.html
  49. NAI 500, “Canada to Leverage Critical Minerals to Meet NATO’s 5% Military Spending Target”. Available at: https://nai500.com/blog/2025/06/canada-to-leverage-critical-minerals-to-meet-natos-5-military-spending-target/
  50. Parliamentary Budget Office (Australia), Critical Minerals Strategic Reserve — 2025 Election Commitments Costings, accessed 6 September 2025. Available at: https://www.pbo.gov.au/elections/2025-general-election/2025-election-commitments-costings/Critical-Minerals-Strategic-Reserve
  51. Anti-AUKUS Coalition, Fact Sheet on AUKUS, May 2023. Available at: https://antiaukuscoalition.org/wp-content/uploads/2023/05/AAAC-Fact-Sheet-on-AUKUS-v01.pdf
  52. Sharpe, Michael, 28 September 2025, AUKUS – from Quarry to Capability, in AUKUSForum, available at: https://aukusforum.com/aukus-news/f/aukus—from-quarry-to-capability
  53. Mining Watch Canada. Canadian Miners Pursue Prospects in War Torn Tigray. Oct 4th 2021. Available at: https://miningwatch.ca/news/2021/10/4/canadian-miners-pursue-prospects-war-torn-tigray
  54. Pax. DR Congo: Forced Evictions at Barrick Mine. Dec 17th 2024. Available at: https://paxforpeace.nl/news/dr-congo-forced-evictions-at-barrick-gold-mine/
  55. Mining Watch Canada. ‘Reported Violence against Indigenous Kuria by Mine Police at Barrick Gold’s North Mara Gold Mine during 2023-2024’. Available at: https://miningwatch.ca/sites/default/files/brief_northmara_2024.pdf
  56. Rights Action. 13 Brave Giants: How We Won the Landmark Hudbay Minerals Lawsuits in Canada and the Mynor Padilla Criminal Trial in Guatemala, and at What Cost! Available at: https://static1.squarespace.com/static/5e333dd15d21eb4f38e57e9d/t/68daec3b7e076e635e28168b/1759177788000/13+Brave+Giants.pdf
  57. Mining Watch Canada. Available at: https://miningwatch.ca/sites/default/files/brief_mining_impact_ecuador_fta_2024.pdf
  58. Mining Watch Canada. ‘Mine Security: Crossing Boundaries, Abusing Rights’. Available at:  https://miningwatch.ca/sites/default/files/2025-02_miningwatch-canada-submission-to-the-un-wg-on-the-role-of-mercenaries.pdf
  59. Amnesty International, 14 July 2025, Disturbing reports confirm Australia’s supply of F-35 parts used in Israel’s genocide against Palestinians, available at: https://www.amnesty.org.au/disturbing-reports-confirm-australias-supply-of-f-35-parts-used-in-israels-genocide-against-palestinians/
  60. Belot, Henry, 15 August 2025, What parts does Australia supply for the F-35s striking Gaza – and should shipments be halted? The Guardian, available at: https://www.theguardian.com/australia-news/2025/aug/15/is-australia-supplying-weapons-to-bomb-gaza-heres-what-we-know-about-fighter-jet-parts-in-the-f-35-program/
  61. The Hon. Madeleine King MP, 15 November 2023, Speech to ANU Rare Earths Conference, Canberra, accessed 28 September 2025, available at: https://www.minister.industry.gov.au/ministers/king/speeches/speech-anu-rare-earths-conference/
  62. Arms Embargo Now Coalition, Exposing Canadian Military Exports to Israel, 29 July 2025. Available at: https://armsembargonow.ca/wp-content/uploads/2025/07/Exposing-Canadian-Military-Exports-to-Israel_07292025_compressed-.pdf
  63. John Burton, Deanna Kemp, Rodger Barnes, Joni Parmenter, ‘Mapping critical minerals projects and their intersection with Indigenous peoples’ land rights in Australia’, Energy Research & Social Science, Volume 113, 2024, https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2214629624001476
  64. SBS News, Australian Families Who Could Lose Farms in Rare Earths Minerals Push, 4 May 2024. Available at: https://www.sbs.com.au/news/article/australian-families-who-could-lose-farms-in-rare-earths-minerals-push/o3shp981l
  65. ABC News, Rare Earth Mining at Koppamurra Faces Opposition From South-East SA Farmers, 29 October 2024. Available at: https://www.abc.net.au/news/2024-10-29/koppamurra-rare-earths-mining-facing-farming-opposition/104501048
  66. Lynas Rare Earths (2025) U.S. DoD strengthens support for Lynas U.S. facility. Available at: https://lynasrareearths.com/u-s-dod-strengthens-support-for-lynas-u-s-facility/
  67. Whiting, N. (2013) Lynas Corporation sparks fresh anger in Malaysia. ABC News, 9 October. Available at: https://www.abc.net.au/news/2013-10-09/an-lynas-corporation-sparks-fresh-anger-in-malaysia/5011284
  68. Aid/Watch (2023) Aid/Watch welcomes Malaysia’s decision to stop Lynas dumping more radioactive waste. Available at: https://aidwatch.org.au/in-the-news/aid-watch-welcomes-malaysias-decision-to-stop-lynas-dumping-more-radioactive-waste
  69. Mining Weekly (2025) Lynas and Noveon join forces to strengthen U.S. rare earth magnet supply. Available at: https://www.miningweekly.com/article/lynas-and-noveon-join-forces-to-strengthen-us-rare-earth-magnet-supply-2025-10
  70. Bradsher, K. (2011) Rare earth metal mine, born of Chinese restriction, opens in Malaysia. The New York Times, 29 June. Available at: https://www.nytimes.com/2011/06/30/business/global/30rare.html
  71. Al Jazeera (2018) Controversial rare earths plant in fight for survival in Malaysia. 26 November. Available at: https://www.aljazeera.com/economy/2018/11/26/controversial-rare-earths-plant-in-fight-for-survival-in-malaysia
  72. See Resist Escobal: https://www.resistescobal.com/
  73. Luis Solano, Under Siege: Peaceful Resistance to Tahoe Resources and Militarization in Guatemala. Available at: https://www.resistescobal.com/wp-content/uploads/2020/03/undersiege_luissolanoreport_2015.pdf
  74. Resist Escobal, The Civil Lawsuit in Canada. Available at: ​​https://www.resistescobal.com/the-civil-lawsuit-in-canada/
  75. BIV, Guatemalan Indigenous Leaders Demand Canada Pull Support for B.C.-owned Mine. Available at: https://www.biv.com/news/resources-agriculture/guatemalan-indigenous-leaders-demand-canada-pull-support-for-bc-owned-mine-10729159
  76. The Tyee, Guatemalan Indigenous People Bring Their Mine Battle to BC. Available at: https://www.thetyee.ca/News/2025/06/05/Guatemalan-Indigenous-People-Bring-Mine-Battle-BC/
  77. https://yestolifenotomining.org/latest-news/ireland-10-years-of-protecting-the-sperrins/
  78. https://caj.org.uk/wp-content/uploads/2024/09/The-policing-of-environmental-protectors-Final-report-August-2024-for-publication.pdf
  79. https://www.opendemocracy.net/en/dalradian-gold-mine-monitored-social-media-of-environmental-campaigner-for-years/
  80. https://www.frontlinedefenders.org/en/blog/post/home-turf-when-irish-environmental-defenders-receive-death-threats
  81. https://www.independent.ie/irish-news/millions-of-pounds-in-stormont-funding-going-towards-fighter-jets-used-in-israels-bombardment-of-gaza/a1127653446.html
  82. https://www.bbc.co.uk/news/uk-northern-ireland-foyle-west-28848826
  83. https://www.instagram.com/p/DPMVVEICFar/
  84. José Cueva and Liz Downes, Emblematic Case Study: Rights of Nature and Resistance to Mining in Ecuador, Yes to Life No to Mining, available at: https://yestolifenotomining.org/latest-news/emblematic-case-of-los-cedros-in-ecuador/
  85. Roo Vandegrift et al, November 2017. The extent of recent mining concessions in Ecuador, Rainforest Information Centre, available at: https://www.rainforestinformationcentre.org/ecuador_endangered_report_2017
  86. U.S. Department of State, 2024 Country Reports on Human Rights Practices: Ecuador, accessed October 2, 2025, available at: https://www.state.gov/reports/2024-country-reports-on-human-rights-practices/ecuador
  87. Amnesty International, September 2025, Ecuador: Enforced disappearances committed by the military reveal failed security strategy, available at: https://www.amnesty.org/en/latest/news/2025/09/ecuador-desapariciones-forzadas-cometidas-por-militares-evidencian-la-fallida-estrategia-de-seguridad/
  88. Picq, Manuela, October 2025, Ecuador’s Paro Protests Autocracy, Not Diesel, North American Congress on Latin America, available at https://nacla.org/ecuadors-paro-protests-autocracy-not-diesel/

[1] Uluslararası standartlarda FPIC, yerel halkın topraklarındaki madencilik, baraj veya altyapı projelerine onay vermesi sürecidir. Türkiye’deki mevzuatta bunun idari ve hukuki en yakın muadili ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) Sürecinde Halkın Katılımı Toplantısıdır. Ancak bu toplantılar uluslararası hukuktaki “Rıza alma/Veto etme” hakkından ziyade, bir “danışma ve bilgilendirme” mekanizması olarak işler.

Okunma sayısı: 1
Ekstraktivizm Ekvador Guatemala Kuzey İrlanda Lynas Madencilik Yes to Life No to Mining YLNM
Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin
Share. Twitter Facebook Email Telegram Threads

Öne Çıkan Yazılar

Doğa ve Halka Karşı Suç İşleyenlerin Aceleleri Var

Polen Ekoloji

“Yaşamı Savunmak İçin Neredeyseniz Oradan Harekete Geçin”

Ayçanur Top

“Madenci” İşçiler ve “Çevreci” Köylüler

Polen Ekoloji

Ekososyalist Siyasetin Üç Prensibi

Polen Ekoloji

Soma’nın 12. Yılı: Korunan Şirket Değil, Kömür Düzeniydi

Polen Ekoloji

Sermayenin Doğaya El Koymasına Karşı Sınıf Mücadelesi

Polen Ekoloji
Son Yazılar

Militarizasyon Ekstraktivisttir: Madenlerden Füzelere

11 Ekim 2026

Nepal’deki Kriz: İklim Krizi, Kapitalizm ve Himalayalar’ın Politik Ekonomisi

6 Eylül 2026

Güneydoğu’da Sefalet

25 Ağustos 2026

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

20 Ağustos 2026

Ekolojik Mücadelede Yerellik, Yerel Direniş ve Ekolojik Bütünlük

18 Ağustos 2026
SİTE TAKVİMİ
Ekim 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 
« Eyl    
POLEN EKOLOJİ KİTAPLIĞI

Yaşam Ağında Emperyalizm

5 Eylül 2026

Tabiata Tahakküm ve Direniş: Türkiye’de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi

13 Ocak 2026

Cüret

18 Kasım 2025

Tek İstediğimiz Dünya

4 Ağustos 2025

Kızıl Ekolojik Devrim

13 Mayıs 2025
Hakkımızda
Hakkımızda

POLEN EKOLOJİ KOLEKTİFİ olarak, ekolojik mücadelenin kapitalizme karşı toplumsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak örgütlü sürdürülmesi gerektiğini düşünen bir stratejinin hayata geçirilmesinde yol arkadaşlığı yapmak isteyen herkesi kolektifimize ortak olmaya çağırıyoruz.

As the POLEN ECOLOGY COLLECTIVE, we call on everyone who wishes to be a fellow traveler in implementing a strategy in the direction of an well-organized ecological struggle as part of the broader struggle for social liberation against capitalism, to join our collective.

bilgi@polenekoloji.org
polenekoloji@gmail.com

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
İçerikler

Militarizasyon Ekstraktivisttir: Madenlerden Füzelere

11 Ekim 2026

Nepal’deki Kriz: İklim Krizi, Kapitalizm ve Himalayalar’ın Politik Ekonomisi

6 Eylül 2026

Güneydoğu’da Sefalet

25 Ağustos 2026

Akkuyu’dan Bugüne Bir Mücadelenin Hafızası

21 Ağustos 2026
1 2 3 … 133 Next
Polen Ekoloji’ye Katıl


Kolektif’e Katıl

Destek Ol

Hızlı Destek

Enstitü Seminerlerine Katıl

Bize yaz

  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.