English version is below.
Bir yılı daha kapatıyoruz. 2025, yaşamlarımız etkileyen pek çok önemli gelişmenin olduğu bir yıl oldu. Bir yanda Kürt sorunun çözümü için devam eden sürecin tüm devrimci, demokratik mücadele güçlerinin strateji tartışmalarına etkisi ve 19 Mart’ta kendini bir kez daha gösteren gençlik başta olmak üzere halkın isyancı dinamikleri, diğer yanda önceki yıllarda “bölüşüm krizi” olarak ifade edilen halkın alım gücünün iyice daralmasıyla patlak veren beslenme, barınma, sağlık krizleri. Bir yanda “yeni nesil çeteler”in emekçi halkın yaşadığı yerlerde sokakta palazlandırılması sonucu ortaya çıkan uyuşturucu, şiddet, güvensizlik ortamı ve hiç durmadan süren erkek şiddeti ve kadın cinayetleri ile bu toplumsal tablonun zeminini oluşturan ağır emek sömürüsü ile ortaya çıkan işçi cinayetleri.
Ekoloji mücadelesi, Türkiye kapitalizminin bu sefalet tablosunda, emperyalist işbölümünün parçası olarak şiddetlenen ekstraktivist faaliyetlere karşı toprağını, suyunu, havasını koruma direnişleri biçiminde gündemde kendine yer buldu. İklim değişikliğini hızlandıran doğayı daha fazla soyma politikalarının sonucu olarak şiddetlenen, yaygınlaşan aşırı hava olayları, kuraklık, gıda üretimindeki sert düşüş birçok kentte aylarca günlük yaşamın bir parçası haline geldi.
5 Aralık Dünya Toprak Günü’nde Kırklareli Merkez’e bağlı Koruköy’de Çimentaş’ın orman arazisine yapmak istediği patlatmalı taşocağı projesine karşı Kırklareli Doğa ve Kültür Koruma Derneği’nin (DOKU) açıkladığı gibi “Geçmişe olan saygımız, geleceğe olan sorumluluğumuz bunu gerektirir. Unutmamak gerekir ki, toprağı koruyarak, kirletmeyerek yaşanabilir bir gelecek mümkün olacaktır.”
15 Aralık’ta ise ekoloji ve insan hakları örgütleri Adalet bAkanlığı önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi ve bir kez daha “Hakan Tosun’a ne oldu?” sorusunun cevaıbını alana kadar bu cinayetin peşini burakmayacaklarını duyurdular.
Yıllardır pek çok kampanyada girişilen ancak bir türlü gerektiği düzeyde örgütlenemeyen “bilim kurulu” ve “saha çalışması”nın bir örneği kirlilik nedeniyle büyük bir ekosistem bozulması yaşayan Gediz Deltası’nda gerçekleştirildi. Bu saha çalışması ancak belediye ve ilgili kurumların müdahil olmasıyla gerçekleşti. Bir kez daha bilim insanlarının mücadelede örgütçü roller oynamasının, hareketin içinde konumlanmasının önemini görüyoruz.
Aralık ayındaki bir diğer gelişme ise Atık Yönetimi Yönetmeliği’nde oldu. Su Kirliliği Yönetmeliği’nin 23. maddesine eklenen yeni hükümle “madencilik ve endüstriyel tesis kaynaklı onlarca çeşit atığın “tehlikesiz” etiketiyle deniz tabanına döşenebilecek hale geldi.” Son yılların önemli gündemlerinden müsilajın artık bahar aylarında da görülmesinin ardından devlet, artan madencilik faaliyetlerinin deniz ekosistemlerini daha da tahrip edeceği ilan ediyor.
Bu ay ayrıca popüler devlet kurumlarından TÜİK, 2024 yılı su ve atık su verilerini açıkladı. Buna göre, ülke genelinde işletmede 57 kömür ve linyit yakıtlı termik santral bulunuyor. Planlanan kömür ve linyit yakıtlı termik santral sayısı ise 17. Belediyeler, imalat sanayi iş yerleri, termik santraller, organize sanayi bölgesi (OSB) müdürlükleri, maden işletmeleri ve köyler tarafından 2022 yılında su kaynaklarından toplam 19,2 milyar metreküp su çekilirken, bu rakam 2024’te 20,3 milyar metreküpe çıktı. Yani sanayi ve madenler tarafından kullanılan su miktari yüzde 5 arttı. En fazla atık suyu ise termik santraller deşarj etti. Çekilen suyun yüzde 54,6’sı denizden, yüzde 23,6’sı yeraltı sularından ve yüzde 21,8’i yüzey sularından olmak üzere toplam yüzde 45,4’ü tatlı su kaynaklarından temin edildi.
Bu ay yayımlanan bir diğer raporda ise her bir soluğumuz için mücadele etmenin artık kaçınılmaz olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Dünya Hava Kalitesi Endeksi (World Air Quality Index) projesinin dünya genelinde yaklaşık 10 bin ölçüm istasyonundan alınan verilerle hazırladığı son rapora göre Edirne-Keşan PM 2.5 temel göstergesinde (2,5 mikrometreden küçük ince partikül maddeler) 158 puan ile ve Hatay-İskenderun 155 puan havası “sağlıksız” ilçeler oldular. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) hava kalitesi standartlarına göre 151–200 aralığındaki değerler “sağlıksız” olarak tanımlanıyor.
