Halep’in Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Beni Zeyd mahalleleri bugün HTŞ ile diğer cihatçı ve faşist çetelerin, onları destekleyen ABD ve sömürgeci Türk devletinin Kürt halkına yönelik sistematik bir soykırım ve insansızlaştırma saldırısı altında. Ocak 2026 itibarıyla tırmanan bu saldırılar bu halk düşmanı kesimlerin demokratik bir Suriye’ye karşı olduklarının ve Rojava devriminin bölge halkları lehine kazanımlarının sürekli boğulmak ve tasfiye edilmek istendiğinin yeni bir göstergesi olmuştur.
Ne olmuştu?
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê, 2011 yılından itibaren hem rejim hem de sömürgeci-emperyalist destekli cihatçı gruplar nedeniyle yerinden edilen yaklaşık 200 bin kişi için güvenli bir sığınak haline gelmişti. Bu mahalleler, Esad hükümetine karşı ayaklanan ilk Kürt bölgeleri arasındaydı. Ardından hem İslamcı silahlı gruplar hem de Esad yanlısı güçler tarafından art arda saldırılara, ambargolara ve kuşatmalara maruz kaldılar. Mart 2025’te sağlanan ateşkes ve demilitarizasyon anlaşmalarıyla kurulan geçici durum, bu mahallelerin SDG’nin entegrasyon sürecinde de bir pilot bölge rolü görecekti. Ancak, HTŞ fiili hükümetinin Temmuz ayından itibaren uyguladığı yakıt erişiminin kesilmesi; elektrik, su, yakıt ve gıda temininin engellenmesi; mahalleye giriş-çıkışların periyodik olarak kapatılması gibi ambargolarla ve Ekim 2025’te yaşanan kontrol noktası gerginlikleriyle bozuldu. 6 Ocak 2026’dan itibaren ise hastanelerin, altyapının ve evlerin tank, top ve SİHA’larla bombalandığı, HTŞ ve cihatçı çetelerin topyekûn bir katliamına dönüştü. Yüzlerce kişi öldürüldü, yaralandı, kaçırıldı.
Saldırıların Amacı
On binlerce sivilin yerinden edildiği bu sürecin, özellikle 10 Mart tarihli entegrasyon anlaşmasının ardından tırmanması, asıl amacın bölgedeki demokratik halk örgütlenmesini tasfiye etmek; doğrudan Rojava Devrimi’ni ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni hedef almak olduğunu açıkça göstermektedir.
2025 yılı boyunca Lazkiye, Tartus ve Hama’da 1.500’den fazla Alevi sistematik infazlarla katledildi. Süveyda ve Şam banliyölerinde Dürzi halkına yönelik katliamlar gerçekleştirildi. Hristiyanlar, Ermeniler ve Süryaniler de mülksüzleştirme, kaçırılma ve zorla göç ettirme politikalarının hedefi oldu. İsrail ile Paris’te anlaşan ve ülkenin güneyindeki ilerleyişine göz yuman HTŞ, Dürzilere yönelik saldırılarını durdurmak zorunda kalırken patronlarının ülkeyi nüfuz alanlarına bölmesini de kabul etmiş oldu. HTŞ rejimi Suriye’de istikrarlı bir yönetim kurma kapasitesinden yoksun olmasıyla ABD, İsrail ve Türk devleti desteğiyle bölgede demokratik ve özerklik arayışında olan ve kendisini yönetmek isteyen halklara karşı ilk andan beri saldırmaktadır. Geçtiğimiz yıldan bugüne devam eden bu saldırılar, bölgesel ve emperyalist-sömürgeci güçlerin Suriye’yi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etme; halkların özgür iradesini tasfiye etme ve Suriye’de ABD emperyalizminin hizmetinde bir rejim kurma stratejisinin parçasıdır.
Saldırıların Bedeli
HTŞ ve cihatçı çeteler aynı zamanda ekolojik yıkımı bir savaş aracı olarak kullanmaktadır. Bombardımanlar su şebekelerini, kanalizasyon sistemlerini ve gıda tedarik zincirlerini yok ederek on binlerce insanı temiz suya ve gıdaya erişimden mahrum bırakmaktadır. Geçmiş yıllarda kullanılan kimyasal silahlar hem toprağı hem de suyu zehirlemiştir. Tarım arazilerinin yakılması da sömürgeci politikaların bir aracı olarak kullanılmaktadır. Şimdi saldırılar yeniden Tişrin Barajı’na yönelmiş görünüyor; böylece bir kez daha insanların suya erişimi engellenmeye çalışılacak, su açıkça bir silah haline getirilecek.
Bizler, Suriye halklarının özgür ve eşit bir arada yaşama iradesini savunuyoruz. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm Suriye halklarının demokratik, halkçı bir yönetim etrafında bir araya gelen direnişi, coğrafyadaki sömürgeci, emperyalist güçlere karşı bir seçeneğin yaşatılabileceğini göstermektedir. Ancak unutmayalım ki savaş en büyük ekolojik yıkımdır. Savaş ve soykırımlarla beslenen emperyalist ve faşist devletleri, sömürgeci kapitalist sistemi ancak Rojava’dan yükselen ve tüm Suriye halklarını, Filistin’i, İran’ı, Venezuela’yı, Türkiye’yi ve Kürdistan’ı kapsayan halkların birleşik direnişi durdurabilir.
Türk devletinin katliamdaki rolüne karşı durmak Türkiye’deki özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gelişiminde bugünün kaçınılmaz görevi. Halkların özgürlüğünü ve eşit, ekolojik, bir arada yaşam hakkını savunan, bunun için mücadele eden başta Türkiye’deki ekoloji örgütleri olmak üzere herkesi, Suriye halklarının direnişine sahip çıkmaya ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz. Barışı her gün, meydanlarda kazanmalıyız, umudu sokakta büyütmeliyiz.
Yaşasın halkların birleşik direnişi!
Yaşasın Rojava Devrimi!
Bijî berxwedana Rojava!
#DefendRojava
