Kentin Mistik Tülünü Kaldırmak

Çeviri: Helin Nur Güler

0
423

Mistik tül metaforunu Marx, Kapital’in birinci cildinde kapitalist üretim tarzının toplumsal yaşamı belirleyiciliği üzerine kullanmaktadır. Ona göre, kapitalist üretim tarzıyla örgütlenen/belirlenen toplum, üzerine örtülü bu mistik tülü üretim sürecine hakim olduğunda atacaktır1. Bu belirleyiciliği kent ölçeğinde Engels İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu adlı eserinde işçi sınıfının doğum yerinin büyük kentler olduğunu söyleyerek ortaya koymuştur2. Engels’ten neredeyse 200 yıl sonra bugün üretim tarzının mekan üzerindeki etkisinin somut bir örneği olarak sürdürülebilir kent tartışmalarını görüyoruz. Ancak mevcut koşullarda “sürdürülebilirlik” yalnızca sermayenin sivil toplum temsilcisi örgütleri için bir söylem olma işlevi görüyor. Nitekim Birleşmiş Milletler, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin on birincisi olan “sürdürülebilir şehirler” maddesinde kentlerde yoksulluk, konut sorunu, kentsel hizmetlere dair çözümler sunduğunu iddia etse de kapitalist koşullarda yalnızca sorun öteleyici bir karaktere bürünebiliyor. Çünkü Engels’in vurguladığı gibi kapitalist kentteki bir sorun ancak yakın bir arka sokağa ötelenebiliyor3. Tam da kentsel sürdürülebilirliğin kentsel hizmetlere indirgendiği bir ortamda kentsel politik ekoloji kavramsallaştırması tekrar değerleniyor. Başka bir deyişle kentsel politik ekoloji, kentin ekonomik ve politik örgütleniş tarzını merkezine almakla birlikte, bir dönüşümün ekolojik politikasını da üretme hedefinde. Böylece Marksist kentsel politik ekoloji için ekoloji ve politik ekonominin bir kesişimi olduğunu söylemek mümkün4. Bu nedenle Erik Swyngedouw, Maria Kaika ve Nik Heynen’ in kaleme aldıkları “kentsel politik ekoloji manifestosu5” ekolojik bir sosyalizm üzerine düşünürken rafine edilmiş bir rehber işlevi görebilir. (Çeviri ve sunuş: Helin Nur Güler)

Kentsel Politik Ekoloji İçin Bir Manifesto

“Manifestolar” bugünlerde modası geçmiş olsa da hem tartışma, iyileşme ve dönüşüm için iyi başlangıç noktası hem de gelecek araştırmalar için bir alan işlevi görür. Aşağıdaki on maddelik manifestonun tam da bu işlevleri yerine getirmesini umuyoruz.

  1. Çevresel ve sosyal değişimler birbirlerini belirler. Sosyo-çevresel metabolik dolaşım hem sosyal çevre hem de fiziksel çevreyi dönüştürür. Sosyal ve fiziksel ortam (mesela şehirler) yeni ve belirgin nitelikler kazanır. Başka bir deyişle, çevreler, hem toplumsal içerik hem de fiziksel çevre nitelikleri açısından aktif ve tarihsel olarak üretilmiş sosyo-fiziksel yapılardan oluşur. İster kent parklarını, doğal kent rezervlerini ister gökdelenleri göz önünde bulunduralım: her biri metabolik ve sosyal ilişkileri içeren ve bu ilişkilerin somutlaştığı, birbiriyle kaynaşmış sosyo-fiziksel süreçleri içinde barındırır.

  2. Şehirler, genetiği değiştirilmiş organizmalar, baraj kurulmuş nehirler ve sulanan araziler gibi üretilmiş çevrelerde –a-priori– doğal olmayan hiçbir şey yoktur. Üretilmiş çevreler sosyo-çevresel süreçlerin özgül tarihsel sonuçlarıdır. Kent dünyası, kısmen doğal/kısmen sosyal, kısmen teknik/kısmen kültürel; ancak net ayrımları, merkezleri veya sınırları olmayan bir siborg dünyasıdır.

  3. Fiziksel ve çevresel değişmenin türü, karakteri ve bunun sonucunda ortaya çıkan çevresel koşullar özgül tarihsel, toplumsal, kültürel ya da ekonomik şartlardan ve bunlara eşlik eden kurumlardan bağımsız değildir. Kentsel doğaların üretiminin somut tarihsel-coğrafi analizi, eşitsiz güç ilişkilerinin iç yüzünü anlamayı sağlar. Bu eşitsiz güç ilişkileri aracılığıyla kentsel “doğalar” üretilir ve bu da bu güç ilişkilerinin dönüşümü için işaretler sunar.

  4. Değişmez bir şekilde, bütün sosyo-mekansal süreçler fiziksel, kimyasal ya da biyolojik bileşenlerin dolaşımı ve metabolizması üzerine inşa edilir. İnsan dışı eyleyenler sosyal ve doğal dolaşımda ve metabolik süreçleri harekete geçirmede aktif bir rol oynar. Bu dolaşım kanalları genellikle uzak yerleri ve sistemleri birbirine bağlar. Yerel süreçlerin, daha geniş sosyo-metabolik akışlar, networkler, biçimler ve dinamiklerle ilişkilenmesine izin verir.

  5. Sosyo-çevresel metabolizmalar, bir dizi hem etkinleştirici hem de devre dışı bırakıcı sosyal ve çevresel koşulları üretir. Bu üretilmiş ortamlar sıklıkla çelişkili eğilimleri içinde barındırır. Bir taraftan çevresel (hem sosyal hem fiziksel) nitelikler (bazı yerlerde) bazı insanlar ve insan dışı varlıklar için iyileştirilirken, başka yerlerde toplumsal, fiziksel ve/veya ekolojik şartların ve niteliklerin bozulmasına yol açar.

  6. Metabolik değişim süreçleri hiçbir zaman toplumsal ve ekolojik olarak tarafsız olamaz. Bu da belirli toplumsal grupların, yerlerin ya da ekolojilerin sabitliğini veya uyumunu baltalayan sosyo-çevresel değişim gidişatlarına yol açan koşullara sebep olur. Söz konusu bu koşullar eş zamanlı olarak başka yerlerdeki sürdürülebilirliği de geliştirebilir. Özetle, kentleşme sürecinin politik ekolojik sorgulaması metabolik dolaşımın değişim sürecinin (kendine içkin) çelişkili doğasını ortaya koyar ve sosyo-çevresel değişmeleri besleyen kaçınılmaz çatışmaları (ya da bunların yer değiştirmelerini) açığa çıkarır.

  7. Metabolik dolaşım süreçlerini çevreleyen toplumsal güç ilişkileri (ister maddi ister söylemsel, ekonomik, politik ve/veya kültürel olsun) bilhassa önemlidir. İnsanlar, insan dışı aktörler ve onları taşıyan ve eninde sonunda kimin kaynaklara erişebileceğine ya da kaynakları kontrol alacağına karar veren sosyo-doğal bağlantılar bu güç geometrileridir6. Aynı şekilde bu güç geometrileri nihai olarak kimin çevrenin diğer ögelerine erişiminin olacağı ve bunları kontrol altına alacağı ve kimin (veya nelerin) bu metabolik anlaşmazlıklar içinde pozitif veya negatif bir şekilde kalacağını da belirleyecektir. Bu güç geometrilerine gelince, onlar belirli toplumsal ve çevresel biçimlerde yaşadığımız hayatı şekillendirir. Lefebvre’in “şehir hakkı” aynı zamanda metabolizma hakkını da ifade eder.

  8. Sosyo-çevresel sürdürülebilirliğe dair sorular temel olarak politik sorulardır. Politik ekoloji, belirli metabolik dolaşım değişmelerinden kimin veya neyin kazançlı çıkacağını ve kimin bedel ödeyeceğini, kimin faydalanacağını ve kimin (hangi yolla) acı çekeceğini açıklığa kavuşturma girişimidir. Ayrıca, politik ekoloji, kimin ya da neyin sürdürülmesi gerektiği veya nasıl korunabileceği, elde edilebileceğine dair sorulara da cevaplar arar.

  9. Bireyler ve sosyal gruplar arasında ortaya çıkan toplumsal ilişkilerin doğasını, dahası ekolojik değişim süreçlerinde nasıl aracılık ettiğini ve yapılandırıldığını ortaya çıkarmak önemlidir. Başka bir deyişle, çevresel dönüşüm sınıf, cinsiyet, etnik veya diğer güç mücadelelerinden bağımsız değildir.

  10. Sosyo-ekolojik sürdürülebilirlik yalnızca demokratik olarak kontrol ve organize edilen bir sosyo-çevresel inşa (ve yeniden inşa) süreci aracılığıyla sağlanabilir. O halde politik ekolojinin (politik) programı, sosyo-çevresel inşanın demokratik içeriğini geliştirmektir. Bu hedef daha adil bir toplumsal güç dağılımının ve daha kapsayıcı bir üretim doğasının başarılabileceği stratejilerin saptanmasıyla gerçekleşir.

1 Karl Marx, Kapital I, Sol Yayınları, 2011, s. 89.

2 Friedrich Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu, Sol Yayınları, 1997, s.183.

3 Friedrich Engels, Konut Sorunu, Yordam, 2020, 98.

4 Swyngedouw, E. Urban Political Ecology, Justice and the Politics of Scale. Antipode. 2003. 35(5), 898–918.

5 Nik Heynen, Maria Kaika, Erik Swyngedouw. “Urban political ecology: Politicizing the production of urban natures”, In the Nature of Cities: Urban Political Ecology and the Politics of Urban Metabolism. 2006. Routledge. s.11- 12.

6 Güç geometrisi kavramını Marksist feminist coğrafyacı Doreen Massey mekanın ve dolaşımın toplumsal güç ilişkileri tarafından şekillendirildiğini ve yeniden üretildiğini ifade etmek için kullanmaktadır.