Madenciliğe Dayalı Yıkım: Nnimmo Bassey ile Röportaj

Çeviri: Cansu Karyemez

0
359

30 Mart 2021

2021’in başlarında, maden çıkarma karşıtı mücadeleler, Shell Oil’in Nijerya’daki operasyonlarına karşı iki büyük hukuki zafer kazandı. Bu kazanımlar, Nijer Deltası aktivistleri ve bölge sakinleri adına onlarca yıllık topluluk örgütlenmesinin birer yansıması. Afrika Politik Ekonomi Araştırmaları’ndan (ROAPE) Lee Wengraf, çevre aktivisti Nnimmo Bassey ile petrol, aktivizm ve Shell üzerine bir röportaj gerçekleştirdi.

***

Ocak ayında verilen kararda, bir Hollanda temyiz mahkemesi, dört balıkçı lehine Shell’in Nijeryalı yan kuruluşu olan Shell Nijerya Petrol Geliştirme Şirketi’nin (SPDC) Goi, Ikot Ada Udo ve Oruma topluluklarının yaşadığı yerlerdeki petrol sızıntılarından doğrudan sorumlu olduğunu tespit etti ve tazminat ödenmesinin yanı sıra bölgede derhal temizlik yapılmasına hükmetti. İkinci kazanım ise Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin Şubat ayındaki Okpabi kararıydı. Bu karar, çokuluslu ana şirket Royal Dutch Shell’in, SPDC yan kuruluşunun eylemlerinden sorumlu tutulabileceğni söylüyordu. Bu vakada, Ogale ve Bille topluluklarının 50.000’den fazla üyesi, 1989 yılına kadar geriye giden petrol sızıntılarının neden olduğu çevresel tahribat için dava açtı. Her iki mahkeme kararı da önemli kazanımları ifade ediyor ve yarım yüzyıldan uzun süredir madencilik kaynaklı kirliliğe ve çevresel tahribata maruz kalan Nijerya’nın petrol üretimi bölgesi Nijer Deltası aktivistleri ve sakinlerinin onlarca yıllık topluluk örgütlenmesinin doruk noktasını temsil ediyor. Taban örgütlerinden birinin belirttiği gibi, bu davalar, “insan haklarını, hesap verebilirliği ve adaleti savunduğunu iddia eden Batılı ve güçlü ülkelerin bilgisi dahilinde” yaşanan kıta çapındaki yıkımı kısaca gözler önüne seren durumlar sadece.

Bu hukuki gelişmeler, topluluk aktivistleri ve sol siyaset için önemli soruları gündeme getiriyor. Birincisi, fosil yakıt şirketlerinin beyan ettikleri karbon salımlarını azaltma ve yenilenebilir enerjiyi genişletme hedeflerine doğru bir değişim bağlamında bu zaferleri nasıl anlamalıyız? Çokuluslu şirketler, bir yandan yenilenebilir enerji piyasasındaki kâr güdülü “yeşil altına hücum” fırsatını yakalamak için kendilerini konumlandırırken, bir yandan da aldatıcı olarak tanımlanabilecek “yeşil göz boyama” çabalarını benimsediler. Bu değişimler, çokuluslu şirketlerle mahkemelerde yüzleşmek ve bir tür tazminat ve adaleti koparıp almak adına topluluklara uygun bir ortam sağladı mı? Son olarak, zaman zaman herhangi bir düzenlemeden muaf olarak nitelendirilen sermayenin var olduğu küreselleşmiş, neoliberal bir ekonomide, Küresel Güney’de devletin rolü ve bu kararların sonuçları nelerdir?

Nnimmo Bassey, Benin City merkezli ekolojik düşünce kuruluşu Health of Mother Earth Foundation’ın (HOMEF) yöneticisi ve Oilwatch International’ın yürütme komitesinin bir üyesidir. 2008-2012 yılları arasında Friends of the Earth International’ın başkanlığını yürütmüş ve 1993-2013 yılları arasındaki Nijerya Çevre Hakları Eylemi’nin icra direktörlüğünü yapmıştır. Nnimmo Bassey, aynı zamanda “Alternatif Nobel Ödülü” olarak da bilinen 2010 Doğru Yaşam Ödülü’ne o yıl layık görülenlerden biri olmuştur. 2019 yılında Birleşik Krallık York Üniversitesi’nden fahri doktora almıştır. Nnimmo, Afrika’daki maden çıkarma ve çevre krizi üzerine kapsamlı yazılar yazmıştır. Nnimmo’ya ait kitaplar: We Thought it Was Oil, But It was Blood – Poetry (Kraft Books, 2002), I will Not Dance to Your Beat – Poetry (Kraft Books, 2011), To Cook a Continent – Destructive Extraction and the Climate Crisis in Africa (Pambazuka Press, 2012), Oil Politics: Echoes of Ecological Wars (Daraja Press, 2016).

Nnimmo, Lee Wengraf ile bu sorular ekseninde ve iç savaşın (1967-1970) maden çıkarma, yabancı yatırım ve kuralsız bir endüstriye dayanan federal bir sistemi doğurduğu “petrolle bölünmüş bir ulus”tan kalan miras üzerine konuştu.

Lee Wengraf: Geçtiğimiz haftalarda Shell Oil için iki önemli hukuki yenilgiye tanık olduk. Her ikisi de, Nijer Deltası’ndaki ekolojik yıkımın ortasında onlarca yıldır yaşayan çiftçiler ve balıkçılar için açık bir zaferi simgeliyor. Her ikisinde de, yabancı sermayeli çokuluslu bir şirketin, kaynaklarını çıkardığı bir ülkede eylemlerinden sorumlu tutulup tutulamayacağı sorusu önemli bir yer tuttu. Bu davaların önemi ve bu zaferlerin Nijer Deltası toplulukları ile madencilikle mücadele açısından ne ifade ettiği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Nnimmo Bassey: Zaferler, özellikle birbirlerini neredeyse pekiştirdikleri için son derece önemli. Shell çok uzun yıllar bir inkâr içindeydi ve üçüncü bir tarafın (örn. sabotaj) neden olmadığı çok belli olan kirliliğin sorumluluğunu kabul etmeyi reddediyordu. Bu nedenle de, Hollanda’daki temyiz mahkemesinin 2004 ve 2005’ten beri neden olunan kirlilikten etkilenenlerin travmalarını Shell’in tazmin etmek zorunda olduğuna karar vermesi çok büyük bir rahatlama sağladı. Birleşik Krallık’taki Yüksek Mahkeme kararı da son derece önemli; çünkü bu, Shell gibi çokuluslu şirketler için saklanmanın bir yolu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Nijerya’da kirliliğe yol açtıklarında, kendi arka bahçelerindeki mahkemelerde yargılanabilirler demek bu.

Yani, bu Nijerya’daki ve diğer yerlerdeki kurbanlar için ortak bir zafer; çünkü şirketler çoğu zaman her şeyi yapabilecekmiş gibi davranırlar, maden çıkarma faaliyetlerine yaklaşımlarında da son derece “sömürgeci”dirler. Bu yüzden, bu defa adalet insanların lehine işledi. Bu zafer, yıllar boyunca fosil yakıt dumanları ile boğulan insanlar için temiz bir nefes gibi. Ayrıca petrol şirketlerinin daha iyi bir tutum takınması için de itici bir güç olmalı.

Sizin de söylediğiniz gibi, Hollanda örneğinde, sızıntılar 2004 yılına kadar uzanıyor. Kirliliğin onlarca yıl öncesine uzandığı durumlar da var. Delta toplulukları üzerinde somut olarak etkisi ne oldu?

Nijerya iç savaşı dışında, kirlilik Delta’yı etkiledi. Bunlar, çevre üzerindeki kalıcı yara izleridir. Örneğin, petrol sızıntısının Shell aleyhindeki davadaki davacılardan biri olan Şef [Eric] Barizaa’nın geldiği yer olan Ogoni toplulukları üzerindeki yıkıcı etkisini ele alalım. Bu topluluk gerçekte herhangi bir petrol altyapısına sahip değil: Ne boru hattı, ne de petrol kuyusu var. Ancak oradaki derenin doğası gereği petrol kirliliği başka bir yerden gelip orada alev aldığı için, tüm bölge yanıyor. O yanan bölge, Goi bölgesi, hâlâ büyük ölçüde yerleşimin olmadığı bir alan. Ogoniland’a her gittiğimde şahsen ziyaret ettiğim bir yer var ve orada birkaç dakika oturup kendime bu adaletsizliğin halı altına süpürülemeyeceğini hatırlatıyorum. Çocukların yüzeyi petrol kaplı suda yüzdüğünü, petrole bulanmış suda balıkçıların bir şeyler yakalama umuduyla olta attıklarını görüyorum. Bazen bir veya iki çipura çıkarırlar. Oraya en son gittiğimde bir balıkçıdan balığın içini açmasını istedim, balığın göbeğinde ham petrol bulduk. Orada yakaladıkları balıklar insan tüketimine asla uygun değil.

Orumo’nun durumu da çok ilginç. Boru hattında korozyondan kaynaklanmış olabilecek bir sızıntı vardı ve kesinlikle üçüncü şahısların müdahalesinden kaynaklanmıyordu: zemine, yüzeyin yaklaşık 2 metre altına gömülmüştü ve sızıntı borunun alt tarafındaydı. Dolayısıyla, argümanları her zaman sorumluluktan kaçmanın yollarıyla ilgili olmuştur ve Hollanda’daki yargıçlar Shell’in yasal yükümlülüğü olduğunu söylediğinde, ben bunun çok açık bir işaret olduğunu, çevreye yapılan herhangi bir yanlışlığın ihmale gelmeyeceğini, sabotaj olmayan durumlarda her zaman “sabotaj bu” diyemeyeceklerini anladım.

Ve Yeryüzünün Dostları ile birlikte Hollanda davası, siz oradayken başladı. Bunu mahkemelere taşıma fikri ilk olarak nasıl ortaya çıktı?

Uluslararası Yeryüzünün Dostları oluşumu, belirli konular üzerine birlikte hareket eden, benzer düşüncelere sahip, tabandan örgütlenen çevresel adalet grupları ağıdır. Bu vaka açılmadan hemen önce, bu ağ, Hollanda Yeryüzünün Dostları (Friends of the Earth Netherlands/Milieudefensie) ile yakın işbirliği içinde Nijer Deltası boyunca olası kirlilik vakalarını belgeliyordu. Nijer Deltası’nı birkaç kez ziyaret ettiler, toplulukları ziyaret ettiler, belgelediler ve genel bir destek sağladılar; çünkü Shell kendi arka bahçelerinden geliyordu. Sonra 2000’lerin başında Güney Afrika’da bu tür bir dava açma fikrinin gündeme geldiği bir iklim adaleti toplantısında, Hollanda ve Nijerya Yeryüzünün Dostları ile orada yürütülen tartışmalar takip edildi ve daha sonra da karar gerçekleşti.

Mahkemeleri, madencilik karşıtı eylem stratejisinin bir parçası olarak kullanan topluluklar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Elbette, bu yeni bir gelişme değil, ancak bu stratejinin, özellikle de madencilik karşıtı hareketler güç kazandıkça büyüdüğünü düşünüyor musunuz?

Daha fazla davanın ortaya çıkmasını bekliyorum. Nijerya mahkemelerinde, Nijerya’da mahkemelerin söylediklerini görmezden gelme tavrını takınan şirketlerin olduğu birkaç dava var. Bu nedenle, Avrupa’daki ve Küresel Kuzey’deki mahkemelerin Nijer Deltası’ndaki kurbanları dinlemeye istekli olacaklarını bilmek, görmezden gelinen, endüstrinin vahşetinin içine doğmuş insanlar için çok cesaret verici olmalı. Onların, sanki hayatları önemli değilmiş gibi bunca yıl kurban olarak görmezden gelindikten sonra, bu yeni kapıyı adaleti sağlamak için kullanacaklarına inanıyorum.

Ve Britanya’daki dava, 2500 Zambiyalı köylünün, Konkola Bakır Maden şirketi ve onun İngiltere merkezli ana şirket Vedanta’ya karşı 2019’da kazandıkları hukuki zafer üzerine inşa ediliyor.

Göz ardı edilen ve sürekli olarak sopanın yanlış ucunda bırakılan bu topluluklarda çaresizliğin düzeyine inanamazsınız. Dediğiniz gibi Zambiya davasında ise oraya hiçbir şeyle gidip, sonra milyonlarca dolarla sıvışan o şirketin geçmişini okursanız eğer… Bunların hepsi sıradan insanların aktivizminin çok cesaret verici sonuçları – onlar profesyonel aktivistler değiller, onlar kaderlerini ellerine alan ve mahkemelerde bir fırsat bulan sıradan insanlar, yani adaleti başka nerede bulacaksınız ki?

Fosil yakıtlardan kurtulma sözü veren BP ve Shell gibi şirketlerin planlarını duyduğunuzda, bunlara tepkiniz ne oluyor?

Beni güldürüyorlar. Biliyorsunuz, “Bazı insanları her zaman, bütün insanları da bazen kandırabilirsiniz; ama bütün insanları her zaman kandıramazsınız.” Beni asla kandıramazlar, çünkü örneğin, Shell’in ortaya attığı stratejiye göre, ki daha önce de böyle söylemişlerdi, 2050’ye kadar net sıfıra ulaşacaklar. Şimdi, hepimiz net sıfırın aslında sıfır olmadığını biliyoruz. Bizim istediğimiz sıfır emisyon, net sıfır değil; yani yeraltından bir şeyler çıkarmaya, yeni alanlar aramaya, daha derin sulara girmeye ve daha fazla fosil yakıt elde etmeye devam edemezsiniz ve böyle yapıp da bana net sıfıra doğru çalıştığınızı söylüyorsunuz. Hayır, hayır, hayır, bu safsatadır. Bu tür bir aritmetiği kabul edemeyeceğimizi düşünüyorum. Net sıfır değil, sıfır emisyon istemeliyiz. Shell gibi şirketler kirletmeye devam ederken ve ağaçların onların yarattığı kirliliğe eşdeğer bir karbonu emdiğini varsayarken, ormanlarda ve ağaçlardaki karbon stoğunu korumak zorundayız. Olanı olduğu gibi toprağın altında, ilk yerinde bırakmak yerine yakalamaya ve depolamaya yatırım yapmak gibi çok komik şeyler var. Yani, yaptıkları bu tür duyurulardan hiç etkilenmedim. Sadece zaman kazanmaya, insanları cezbetmeye ve sosyal sermayeyi kendilerine kazanmaya çalışıyorlar, bu sayede şu an yaşayan ve gelecek nesillerde yaşayacak insanlara nasıl zarar verdikleri sorusundan kaçınabiliyorlar.

Nijerya hükümetinin rolünü ve Shell ile ilişkisini daha geniş bir şekilde nasıl karakterize edersiniz? Görünüşe göre Shell’in sabotaj meselesiyle birlikte sorumluluğun bir kısmını devlet düzenlemesi eksikliğine havale etme girişimi var. Tüm bunlarda Nijerya devletinin rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence Nijerya hükümeti her iki durumda da tamamen suç ortağı, çünkü onlar kirlilikte ortaklar. Shell ile ortak bir girişim yürütüyorlar, bu yüzden şirket kirlettiğinde hükümet de kirletiyor. Shell’e ne kadar lanet edersek edelim, eğer bu terimi kullanmama müsaade varsa, Shell sorumlu tutulduğunda, kendi yargı sistemimiz, onları koruyacak bir hükümetimiz ve saygı duyulması gereken bir yargı sistemimiz varken Nijeryalıların adalet aramak için yurt dışına gitmek zorunda kalmasından utanç duymalıdırlar, endişelenmelidirler. Yani hükümet tamamen suç ortağıdır. Bu uluslararası şirketlerle yapılan sömürgeci bir anlaşmadır, ancak Nijerya hükümetini mazur göstermez. Şirketler, birer işletmeci olsalar da Nijer Deltası’nda olduğu gibi, kirliliğin meydana gelmemesinde yasal yükümlülükleri vardır.

Zambiya örneğinden yola çıkarsak, söz konusu Afrika hükümetlerinin bu şirketlere düzenleme getirme yetkisine sahip olmadığı yönünde bir tartışma var. Bu sizin için ne ifade ediyor?

Bunun doğru olduğunu sanmıyorum. Doğru olan bilgi, hukuk sisteminin endüstriyi düzenlemeye imkân vermemesi. Afrika hükümetleri adalet mekanizmalarını değiştirmeli, yasal çerçeveleri değiştirmelidir. Petrol sektöründe yaşananların çoğu için kullanılan Nijerya’nın yasal çerçevesi, Nijerya iç savaşı sırasında, burası [petrol üreten] bir savaş bölgesi iken oluşturulmuştu. Bu yüzden bu yasaları “savaş yasaları” olarak nitelendiriyorum ve bu yasalar, konu insanlara ve çevreye geldiğinde açıkça adaletsiz. Bu yasaların merkezindeki aynı zihniyet, bölgedeki değişim süreçlerini de karmaşıklaştırıyor.

Bu nedenle, sorun Afrika hükümetlerinin doğuştan gelen yetersizliği değil, düzenleyici çerçevelerin sömürgeci doğasıdır. Yasal çerçeve aynı zamanda, suçu birçok yönden mağdurların üzerine atan ve imajlarını cilalamak için çok yatırım yapan şirketlerin bir medya darbesi, bir halkla ilişkiler darbesidir, bu yüzden de insanlar sorumluluğun her zaman bu adamlara ait olduğunu düşünmezler.

Son olarak, Afrika hükümetlerinin petrol şirketlerini düzenleyemediğini söylemenin neredeyse IMF ve Dünya Bankası gibi küresel organları düzenleyemediklerini söylemek gibi bir şey olduğunu söylememem gerek. Bunların hepsi Afrika kıtasına karşı hileyle yürütülen faaliyetler ve aynı şey kıtanın dışından gelen uluslararası fosil yakıt şirketleri için de geçerli.

Nnimmo Bassey, Nijeryalı çevreci aktivist, yazar ve şairdir. 2008’den 2012’ye kadar Friends of the Earth International’a (FOEI) başkanlık etmiş ve yirmi yıldır da Çevre Hakları Eylemi’nin icra direktörlüğünü yapmıştır. Nijerya merkezli ekolojik düşünce kuruluşu Health of Mother Earth Foundation’ın (HOMEF) direktörüdür.