Polen Ekoloji Kolektifi’nin de katılımcısı olduğu konferansın izlenimleri, Uluslararası Çevre Konseyi oluşumunun mücadele tutacağı yerin önümüzdeki aylarda gerçekleştireceği pratiğin başarısına bağlı olduğunu gösteriyor.
Uluslararası Çevre Stratejisi Konferansı’ndan Birleşik Mücadele Çağrısı
İlki Nisan 2024’te Potsdam’da Almanya’da gerçekleşen uluslararası “Çevre Stratejisi Konferansı”nın ikincisi 23-25 Ekim’de Stuttgart’ta 300’e yakın kişinin katılımıyla gerçekleşti. 23 Kasım’da Stuttgart kent merkezinde konferansa yönelik çağrıların yapıldığı bir serbest kürsü ve kitleye broşür dağıtımı ve kültür gecesinin ardından 24-25 Kasım’daki tartışma oturumlarıyla konferans tamamlandı. Almanya Marksist-Leninist Partisi (MLPD) başkanı Gabi Fechtner konferansta aldığı sözlerle Almanya’daki çevre hareketine dair analizlerini ve önerilerini sundu. Özellikle otomotiv ve maden sektörlerindeki sendikalı işçilerle oluşturduğu Çevre Sendikası’nın ev sahipliğinde düzenlenen konferansın ağırlığını Almanya’da farklı kentlerden ve sektörlerden MLPD üyesi sendikalı işçiler, akademisyenler oluştururken Gana, Uganda, Kamerun, Togo, Nijerya, Malawi, Moritanya’daki çevre STK’larından temsilciler, Brezilya’dan metal sendikası CSP Conlutas, Peru’dan çevre koruma çalışmaları yürüten Canto Vivo, Yemen’de savaş koşullarında devlet kurumlarında çevre koruma birimlerinde ve sivil toplum örgütlerinde çalışmalar yürüten temsilci, Pakistan’dan komünist partide örgütlü bir akademisyen, Sri Lanka’dan NDMLP temsilcisi, İsveç’ten sosyalist Vaxjös Gnista gazetesinin editörü, gençlik örgütü Young Struggle ve Rebell ile Portekizden Climaximo ve Polen Ekoloji Kolektifi enternasyonal katılımcılar oldular. Konferansa çevrimiçi dinleyiciler katılırken Venezuela, Nijerya ve Peru’dan çevre örgütleri, Afganistan’dan Kendiliğinden Kadın Hareketi temsilcileri de bağlantıyla söz aldı.
Özellikle savaş coğrafyaları Yemen ve Afganistan’dan kadın konuşmacıların yaptığı sunumlarda savaşın kalıcı ekolojik etkileri ve toplumsal yaşamın altüst oluşu karşısında insanların var olma mücadelesi aktarıldı. Afganistan’dan Khatira’nın okunan mesajında, “Bu savaşın en acı bölümlerinden biri haşhaş tarlalarına havadan ilaçlama yapılmasıydı. Amerikan ve NATO güçlerinin, özellikle Helmand ve Nangarhar illerinde bulunduğu dönemde uçaklar haşhaş tarlalarının üzerinde glifosat gibi kimyasal herbisitler püskürttü. Amaç uyuşturucuların imha edilmesiydi; ancak gerçekte olan çevresel ve insani bir felaketti. Bu zehirler sadece haşhaş tarlalarını değil, meyve bahçelerini, buğday ve sebze tarlalarını ve doğal otlakları da yok etti. Rüzgar bu zehirleri köylere, evlere ve otlaklara taşıyarak yüzey ve yer altı sularını kirletti,” sözleriyle işlenen suçları teşhir etti. “Bagram’dan Kandahar’a kadar NATO askeri üslerinde plastikler, asbest, insan atıkları ve tehlikeli maddeler gece gündüz gömüldü ve yakıldı. Ortaya çıkan duman ve kirlilik, yalnızca yabancı askerlerin hastalanmasına yol açmakla kalmadı; aynı zamanda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu binlerce Afgan sivilin kansere yakalanmasına, doğuştan gelen kusurlar yaşamasına ve tiroid sorunları çekmesine neden oldu (…) Tüm bu felaketlerin yükü, herkesten çok kadınların sırtına biniyor. Afganistan’da yüz binlerce kadın, savaşta eşlerini, babalarını ya da erkek kardeşlerini kaybettikleri için haneyi geçindirme işini üstlendi. Ancak Taliban, kadınların çalışmasını yasakladı,” sözleriyle halk sağlığı sorunları ve kadınların yaşamına değindi. ABD askerlerinin kimyasal maruziyeti nedeniyle tazminat hakkı aldığını ama Afgan halkının geride bırakılmasıyla çevresel adaletsizliğin derinleştiğini bildirdi. Yemen’in Taiz kentinde çalışan ve konferansa yüz yüze katılan temsilci ise devlet içindeki yolsuzluk ve dağılmanın kentteki su, enerji gibi temel altyapının çökmesinde, kamusal alanların kazılarak çöp depolama ve yakma alanlarına dönüştürülmesinde etkili olduğunu ve savaşın etkilerinin Taiz gibi kentlerde uzun süre süreceğini belirtti.
İşçi sınıfının ekolojik taleplerinin, sendikaların sınırlarını aşarak siyasi mücadelenin bir parçası olduğunu belirten Polen Ekoloji temsilcisi çevre hareketinin partilerden meslek odalarına bileşenlerinin emeğin ekolojisi yaklaşımıyla kapitalizmin ataerki, sömürgecilik gibi tüm baskı sistemlerinin ekolojik sonuçlarına karşı mücadele etmesi gerektiğini savundu. Yeşil Yeni Düzen ve Adil Geçiş gibi reform çerçevelerinin bugünkü krize yanıt olmadığını ve sermaye düzeninin devamını sağladığını savunan Polen Ekoloji temsilcisi, Türkiye’deki işçi ve çocuk işçi cinayetlerine, barış sürecinin yeni ekolojik tahribatı için zemin haline getirildiğine ve ekstraktivizme karşı yürütülen mücadelenin büyüdüğüne dikkat çekti.
Portekiz’den Climaximo temsilcisi ise 2015’ten bu yana yürüttükleri çalışmalarda 2020’de ülkedeki tüm yeni petrol ve gaz aramalarının durdurulmasını sağladıklarını, ancak bunu başarı değil sadece kaybetmemiş olmak olarak gördüklerini, kapitalizmi yıkmanın enternasyonal bir iş olduğunu ve bunun için kendilerini 2020’den bu yana her yıl yeniledikleri bir seferberlik ve radikalleşme içinde gördüklerini kaydetti. Güncel olarak yazın yaşanan dev orman yangılarına karşı halkın önlemler için örgütlenmesi ve konut krizine karşı eylemlerde öne çıkan Climaximo, Lizbon ve Porto’da kurulan çadır nöbetlerine yönelik konferans günü olan polis saldırısına karşı eylemlerini sürdürdüklerini söyledi. Geleneksel sendikaların engellemelerine rağmen konut hakkı mücadelesinde kurulan halk meclislerinde 11 Kasım’da İspanya ile eşzamanlı olarak bir İberya genel grevi ilan edildiğini duyururken bu hareketin çevre ve temel hakları birleştiren bir mücadele olduğunun altını çizdi.
Young Struggle, Rebell, FFF Uganda ve Brezilya’dan gençlik örgütü ortak bir söz alarak Brezilya, Fransa, Arnavutluk, Endonezya, Belçika, Hindistan’da süren gençlik ve halk isyanlarını selamladı. Konuşmada, sermayenin kısa vadeli çıkarlarının çevresel felakete yol açması ve faşist saldırganlığı karşısında sosyalist gençlik hareketinin büyüdüğünü, geleceği kazanmak için tüm jenerasyonların el ele işçi, kadın ve tüm toplumsal hareketler olarak isyana geçtiğini belirttiler.
Faşizm, savaş ve militarizasyon; başarılı doğa koruma mücadele deneyimleri ve toplumsal isyanda örgütlenme ve protesto biçimleri başlıklarında 3 ana temada gerçekleştirilen oturumlarda emek ve çevre hareketlerinin ortak hareketi ve çevrenin korunması için barışın gerekliliği ve savaşlara karşı mücadele konuşmacıların en çok üzerinde durduğu konular oldu. Enternasyonal katılımcılar ülkelerindeki çevresel sorunları, bunlara karşı örgütlenme ve mücadele deneyimlerini paylaştı. Afrika’da STK’Ların ağaçlandırma, ilkokullarda eğitim, sulak alanlarda araştırma ve temizleme çalışmaları halkın yaşam alanlarını koruma ve savunmasında öne çıkarken temel yaşamsal ihtiyaçlar için dahi dış mali bağımlılıkların sürdüğü anlatımlardan yansıyan bir yön oldu. Göç, iç çatışmalar, iklim krizinin tarım ve sulak alanlara etkisi Afrika ülkelerinin ortak sorunları olarak enternasyonal çevre hareketinden daha fazla dayanışma görmeyi bekliyor.
Konferans yeni dönemde işçi ve çevre hareketinin ortak mücadelesinin büyütülmesi çalışmasına ve otomotiv işçilerinin ulaşım sektöründeki militarist dönüşüme ve fosil yakıtların kullanımına karşı başlatacakları kampanyaya yoğunlaşma kararı aldı. Konferans katılımcılarının serbest kürsüdeki sözlerinin ardından konferans sonuçlarını özetleyen ve Çevre Konseyi’nin 2024’ten bu yana faaliyetlerinin özetini sunan sonuç bildirgesinin okunması ve 2024’teki konferansta ilan edilen Enternasyonal Çevre Konseyi’nin yeni dönemdeki koordinasyonunun belirlenmesiyle konferans sona erdi. Sonuç bildirgesi ilerleyen günlerde internet sitesinde yayınlanacak.

