Close Menu
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
Sitede Gezinin
  • ADALET MÜCADELELERİ (31)
  • EKOLOJİ/İKLİM HAREKETLERİ (77)
  • English (24)
    • maın (5)
  • GÜNDEM (320)
    • ETKİNLİKLER (11)
  • MEDYA (5)
    • PODCAST (2)
    • VIDEO (3)
  • SÖYLEŞİ (54)
  • TEORİ (266)
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım (24)
    • Emekoloji (22)
    • Genel (2)
    • Gıda Egemenliği (22)
    • Hayvan Özgürlüğü (8)
    • İklim (25)
    • Kent Ekolojisi (26)
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi (28)
    • Marksist Ekoloji (24)
    • Mücadele ve Örgütlenme (26)
  • YAYINLAR (64)
    • Faaliyet Raporları (3)
    • Polen Bülten (26)
    • Polen Dergi Yazıları (8)
    • Polen Ekoloji Kitaplığı (11)
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
Home » Yazar “Marksist”, Yayıncı “Marksist” Ama Kitap Anti-Marksist!

Yazar “Marksist”, Yayıncı “Marksist” Ama Kitap Anti-Marksist!

By Cemil Aksu29 Ekim 202613 Mins Read
Share
Twitter Facebook Bluesky Threads Copy Link

Evet, gerçekten durum başlıktaki gibi! Hani abartıyor muyum diye kendimi çimdikliyorum ama Alfredo Saad-Filho’nun İlerici Kalkınma Politikaları kitabında tek bir marksist kavram dahi yok!

Yordam Yayınları tarafından yayımlanan bu kitapta Saad-Filho, “devrimci bir eko-sosyalist toplum yaratma” senaryosunun uygulanabilir olmadığını ve tamamen gerçek dışı olduğunu söylüyor. Bunu kaşarlanmış Fukuyama söylemiş olsaydı, güler geçerdik elbette. Ama Saad-Filho, “marksist iktisatçı” olarak tanınan biri. Kriz Çağı – Neoliberalizm, Demokrasinin Çöküşü ve Pandemi, Kapitalizme Reddiye – Marksist Bir Giriş, Marx’ın Kapital’i (Ben Fine ile birlikte) gibi Türkçeye de çevrilmiş eserlerin sahibi. Bu nedenle sözlerini ciddiye almamız gerekiyor.

Kitapta marksist anlayışa uygun tek bir kavram, cümle dahi yok. Ne Saad-Filho’nun “uzmanlık alanı” olan “marksist iktisat” bakımından ne de iklim bilimi bakımından. Hatta kitabın “iklim değişikliği” ile ilgili olduğu izlenimi veren bir başlık kullanılarak okurun neden yanıltıldığını bile sormak lazım.

Kitabın Kökeni: Sipariş Bir Rapor

Saad-Filho’nun bu kitabı, Oxfam America’nın isteği üzerine hazırlanan “Climate Change and Oil-Dependent Countries: An Agenda for Economic Diversification and Social Inclusion” (İklim Değişikliği ve Petrole Bağımlı Ülkeler: Bir İktisadi Çeşitlendirme ve Toplumsal Kapsayıcılık Gündemi) raporuna dayanıyor. Kitabın teorik ve politik çerçevesinin sipariş edilen raporu aşmadığını söylemek zorundayım. İş icabı böyle sipariş raporlar yazabiliriz; bu sorun değil, hepimiz işçiyiz ve işimizi seçecek lüksümüz olmuyor. Ama kitap için aynı toleransı gösteremeyiz, değil mi? Bir şirket ya da vakıf için yazdığımız raporun verilerini kendi kitabımız için kullanabiliriz ve bunu yaparken de elbette kendi dünya görüşümüzü esas alarak yaparız.

Liberal Keynesçilik, Marksizm Kılığında

Alfred Saad-Filho

Saad-Filho kitabında böyle yapmamış; tanındığı gibi bir “marksist iktisatçı” olarak yazmamış kitabını, onun yerine “heterodoks iktisatçı”, bence moda olduğu üzere Keynesçi iktisat çerçevesinde yazmış. “Demokratik İktisat Stratejileri”, “Demokratik İktisat Politikaları” gibi başlıklar altında yapılan tartışmalar tamamen liberal iktisat kuramları içinde, onlara mahsus kavramlarla yapılmış. Zaten Saad-Filho, kapitalizmi neoliberalizme, neoliberalizmi de finansallaşmaya, finansallaşmayı da kısa vadeli vurgunculuğa indirgiyor. “Demokratik İktisat” dediği de “Yoksuldan Yana Kalkınma” olarak da adlandırılan, devletin maliye politikaları ve planlamaları sayesinde uzun vadeli altyapı yatırımları yapılması, sermaye kontrolleri, yüksek ücret, “teknolojik verimlilik” sağlanması gibi ilkeler öneriyor (s. 85, 96-98, 107 vd.).

İlerici Kalkınma Politikaları kitabında kapitalizm yok, emperyalizm yok, mülkiyet ilişkileri, emek ve işçi sınıfı yok. Kim oldukları bile belli olmayan “yoksullar” diye bir grup var. “İlerici kalkınma politikaları” ile bu yoksulların da geçim ve yaşam standartları yükselecek, ama aynı zamanda “kamu yatırımları özel yatırımları da teşvik ede[cektir]” (s. 109). Mali, siyasi, askeri, teknolojik bağımlı ülkeler ve emperyalist kapitalist ülkeler yok; Gelişmiş Kapitalist Ekonomiler (GKE), Gelişmekte Olan Ekonomiler (GOE) var. GOE’lerde sınıflar yok; emperyalist kapitalist işbölümünde yer alan ve hallerinden memnun yerli kapitalistler ve bu küresel kapitalist sistemin sömürüp canını çıkardığı işçi sınıfı ve emekçi köylüler yok; gariban, dilsiz “yoksullar” var!

“Tuhaf” Bir Kapitalizm Eleştirisi

Saad-Filho, kitabının Giriş’inde, “Bu kitabın en önemli savı, kapitalizmin özgür ve onurlu bir varoluşa, iklim değişikliğinin ise yaşamın ta kendisine bir tehdit oluşturduğu ve ikisine birden karşı çıkılması gerektiğidir“ demektedir. Bu cümledeki “özgür ve onurlu varoluş”a imkân tanımadığı için kapitalizmi eleştirmesinin, marksist değil romantik (Rousseaucu diyebiliriz, sanırım) tarafını sineye çekip, iklim değişikliğine karşı mücadelenin kapitalizme karşı bir mücadele olması gerektiğini vurguladığı için alkışlayabiliriz. Zira neredeyse yarım asırdır yeşil hareket ve iklim hareketi, “iklimi değil sistemi değiştir” sloganını kullanıyor ama bir türlü bu sistemin adını koyamıyor.

Ama Saad-Filho, birkaç satır sonra bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Çünkü kapitalizm derken aslında “neoliberal kapitalizm”den bahsettiğini anlıyoruz: “[B]u kitap, kapitalizmin mevcut varoluş biçimi, evresi veya tarzı olarak anlaşılan neoliberalizmi hedef almaktadır.” Neoliberalizm bunlardan hangisi; “varoluş biçimi” mi, “evre” mi, “tarz” mı, ona bile karar vermemiş bizim marksist hocamız! Ve hocamız, “Neoliberal kapitalizm, karbon salımlarını azaltmaya yönelik politikaları süratle uygulamayacağı için devrilmelidir” diyor.

Değerli hocamız bir cümlede iki yanlış yapmayı başarmaktadır. Birinci yanlışı şudur: İklim değişikliğinin nedeni (tek nedeni) karbon salımı değildir; karbon fetişizmi, egemen sınıfların ideolojik argümanıdır. İkinci yanlışı ise şudur: (Saad-Filho’nun dediğini kabul ederek) “karbon salımlarını azaltmaya yönelik politikalar”ın uygulanmasının önündeki engel “neoliberalizm” değil, bizatihi kapitalist-emperyalist sistemdir. Sorunu neoliberalizm ile sınırlamak bir marksistin, hele de Marx’ın Kapital’i kitabını yazan bir akademisyenin ağzından çıkabilecek bir şey olamaz. Hele ki Marx’ın Ekolojisi’nin yayımlanmasından 26 yıl geçtikten sonra.

Bakın, Saad-Filho Giriş’te kapitalizmin kötülüklerini şöyle sıralıyor: “İstismarcı istihdam biçimleri”, “hayasız sömürü oranları”, “tuhaf bölüşüm tarzı”, “anlamsız tüketim takıntısı”, “finansal varlıkların aşırı tüketimi”, “ödenmeyecek borçların üst üste yığılması”, “demokrasinin yozlaşması”, “eşi benzeri görülmemiş yolsuzluklar”, “artan dengesizlikler ve her aşamadaki adaletsizlikler”… Bu bir kapitalizm eleştirisi ise Kapital’i tuvalet kâğıdı yapalım. İstismarcı, hayasız, tuhaf, anlamsız, aşırı tüketim, ödenmeyecek borç, yozlaşma, yolsuzluk… bunların olmadığını elbette söylemiyoruz, fakat Marx Kapital’i kapitalizmi ahlaki kategorilerle değil bilimsel olarak eleştirmek için yazdı. Kapital’de “hayasız sömürü oranları” diye bir bölüm yoktur; artı-değer, emek-sermaye ilişkisi, sermaye birikimi, kâr oranları gibi kavramlar vardır. Kapitalist bölüşüm tarzı “tuhaf” değildir. Dünyadaki zenginliğin nüfusun yüzde 1’inin elinde toplanması, silahlı zor tekelini elinde bulunduran devletin bekçiliğinde korunan mülkiyet ilişkilerinin doğal sonucudur. “Borçların yığılması” emperyalist ilişkilerle açıklanabilir. “Demokrasinin yozlaşması”, “yolsuzluklar” vb. zaten kapitalizmin bütün aşamalarında var olan semptomlardır; bunlar neoliberalizme özgü değildir! 1. ve 2. Dünya Savaşları’nın, faşizmin “neoliberal kapitalizm” öncesinde yaşandığını inkâr edemeyiz, değil mi?

Hegemonik İklim Siyaseti ve Karbon Fetişizmi

Bu tartışmalar “hegemonik iklim siyaseti” tarafından domine edilmektedir. Bunun başlıca sebebi elbette egemen sınıfın fikirlerinin egemen düşünceler olmasıdır. Devletler, “devletin ideolojik aygıtları” ve milyonlarca STK bunun için çalışmaktadır. Bilgi tekelini de elinde bulunduran bu güçler kamuoyunu istedikleri gibi manipüle edebilmektedirler. Diğer taraftan küresel olarak komünist hareketin teorik ve politik olarak zayıflığı, ekoloji alanına yeterince ilgi gösterilmemesi (her ne kadar son yıllarda hayli bir gelişme sağlansa da) egemenlerin işini daha da kolaylaştırmaktadır. Küresel olarak egemenlerin kendi kurdukları uluslararası hukuku çiğneyerek dünyanın insan, hammadde ve enerji kaynakları, tedarik yolları üzerinde yeniden “emperyalist paylaşım savaşı”na adım adım ilerlediği biliniyor. Hâlihazırda zaten emperyalist-kapitalist sistemin sınıfsal, sosyal, ekolojik eşitsizlikler ve adaletsizliklerin bedelini ödeyen işçi sınıfı ve ezilen halklar böyle bir konjonktürde bu sistemden nasıl kurtulabilir sorusunun hayati önemi de artmaktadır.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in COP31 zirvesine ev sahipliği yapacağı bir dönemde Saad-Filho’nun kitabının yayımlanmış olması da manidar olmuş. COP zirveleri (ve de diğer çevresel felaketler) iklim ve ekolojik yıkım konularının daha fazla konuşulduğu, tartışıldığı bir an oluyor. BM’nin “iklim zirvesi” ve buna karşı iklim ve çevre hareketlerinin, sendikaların alternatif ve/ya karşı zirve çalışmaları “iklim krizi ve çözüm politikaları”nın yaygın bir şekilde tartışılmasına vesile oluyor.

Hegemonik iklim siyasetinin en büyük cambazlığı, küresel ekolojik yıkımı “iklim krizi”ne, “iklim krizi”ni “karbon emisyonları”na, çözümü de fosil enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş olarak çerçevelemesidir. Bu sorun ve çözüm zincirinde, fark etmişsinizdir, üretim, üretim ilişkileri, mülkiyet ilişkileri, emperyalizm vb. gibi kapitalist dünya sistemini anlamamızı sağlayan hiçbir kavram yok!

Hegemonik iklim siyasetinin “iklim krizi” söylemi (“iklim krizi” betimlemesi bir bilimsel açıklama değil, bir söylemdir) fosil enerji-yenilenebilir enerji arasında kurduğu ilişkide, dünyada bu kadar enerji tüketilerek yapılan meta üretimi nasıl ve hangi amaçlarla gerçekleşmektedir, sorusu bu tartışmada hiçbir şekilde kendine yer bulamaz. Diğer taraftan orman kaybı, okyanusların ve nehirlerin kimyasal olarak kirlenmesi ve çöp kıtalarının oluşumu, tarım arazilerinin soyulması ve çoraklaşması, küresel olarak süregiden dijital teknolojiler ve elektrik depolama pilleri için gerekli hammaddelerin çıkarılması için ekstraktivizm dalgası, üretimde kullanılan hammaddelerin ve üretim proseslerinin yarattığı kimyasal kirliliğin işçi ve çevre sağlığı üzerinde yarattığı yıkım, dev boyutlara erişen “satılamayan ürünler” ve bunların ihtiyaç sahiplerine verilmesi değil de “geri dönüşüm sektörü”ne hammadde yapılması ya da imha edilmesi ve bütün bu akıl almaz süreçlerin hepsini içeren savaş sanayii kompleksi ve bizzat savaşlar… İşte bunlar küresel ekolojik yıkımın nedenleri iken hegemonik iklim siyaseti sadece fosil enerji ve yenilenebilir enerji arasında bir dönüşüme odaklanır.

Karbon fetişizmi üzerine kurulan iklim siyaseti, ormanları bir biyoçeşitlilik havzası, yaşam kaynağı, yeryüzünün akciğerleri vb. olarak görmekten çıkarır; “karbon yutakları”, “eko-hizmetler” gibi afili adlarla piyasalaştırır. Nitekim “net sıfır” hedefini yakalamaları için şirketlere havaya saldıkları karbon emisyonu kadar “karbon yutakları” satın almalarını salık vererek ormanları şirketlere satarlar. Türkiye’de de bunun yasası çıkarılıyor. “Net sıfır” bir bilimsel kavram değil, burjuva muhasebe yönteminin bir özelliğidir. Giren ile çıkanın eşit olmasını ifade eder. Yani kirlettiğin kadar “karbon yutağı”na sahipsen senin şirketin “net sıfır” hedefini yakalamış yeşil, doğa dostu bir şirkettir!

Saad-Filho, talihsiz bir şekilde, BM’nin Paris İklim Anlaşması’nın bir emperyalist-kapitalist küresel sistemde yeni finansal, teknolojik, ekolojik, ekonomik bağımlılık ve sömürü ilişkileri geliştirme anlaşması değil de gerçekten bir iklim anlaşması olduğunu sanıyor! Hiçbir sorgulamaya girişmeden, Paris İklim Anlaşması’nın çerçevesi olan ideolojik (anti-bilimsel anlamda) kavramları, hedefleri olduğu gibi kabul ediyor. Bu muhtemelen bir meslek deformasyonundan kaynaklanıyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCTAD) kıdemli ekonomi işleri görevlisi olarak çalıştı Saad-Filho. Kuşkusuz bu tür küresel yönetişim kuruluşlarında çalışan birçok iyi insan var. Fakat bir kurumda çalışmak, o kurumun (ister bir sosyal yardım vakfı olsun ister insan hakları komisyonu) siyasal, ideolojik vb. sistemsel konumunu unutturmamalı. BM IPCC’de (Intergovernmental Panel on Climate Change – Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) birçok değerli bilim insanının çalıştığı tartışmasızdır. Fakat onların raporlarından hareketle oluşturulan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris İklim Anlaşması’nı bilim insanları hazırlamadılar, onlar imzalamıyorlar; bunlar, hemen hepsi belli sermaye gruplarıyla “duygusal” bağları olan hükümet yetkililerinin, her kelimesi üzerine yoğun pazarlıklar sonucu ortaya çıkan “hukuk” metinleridir. Ve aslen birer ticaret anlaşmalarıdır. En basitinden, milyonlarca sayfalık raporlarda karbon emisyonu terimi kullanılmasına rağmen kömür, petrol sektörlerinin, şirketlerinin adı geçmedi, son birkaç COP zirvesine kadar.

“İklim Rantiyeciliği” ve Akademinin Modası

Saad-Filho’nun kitabına alt başlık olarak “İklim Değişikliği Sonrasında İktisadi Çeşitlendirme ve Toplumsal Kapsayıcılık”ı neden tercih ettiğini sormuştum. Bu da tam “iklim rantiyeciliği” denecek bir yaklaşım. Malum artık bütün dünya akademisi “iklim krizi” çalışıyor. Felsefecisinden psikoloğuna, iktisatçısına kadar moda konu “iklim krizi”. Bolca fon bulunabiliyor bu konuda. Modaya uyanlar, kendi “orijinal” fikirleri hangi konuda olursa olsun, “iklim krizi” ile bir bağını da kurmayı başararak yeteneklerini kanıtlamış oluyorlar. “Alıcısı” da bol, “iklim değişikliği” ya da “iklim krizi” üzerine bina edilen tezlerin. Koskoca bir yenilenebilir enerji, dijital teknolojiler, güvenlik teknolojileri, uzay araştırmaları şirketleri, yeşil fonlar veren finans şirketleri, STK’lar, siyasetçiler… Milyarlarca dolarlık bir piyasa bu! Kendisi de piyasa ilkelerine göre işleyen akademide de “işçiler” kazançlarını artırmak için hiç de serbest olmayan rekabet kurallarına uymaktadırlar. Madem moda bu, ne yazarsan yaz, iklimle bağını kur ki projen fon bulsun, senin de sözleşmen bir yıl daha uzatılsın.

Saad-Filho’nun böyle biri olduğunu söylemek gerçekten bir haksızlık olur. Üstelik ondan bu kitabı sayesinde haberdar oldum. Fakat “İlerici Kalkınma” ya da “Yoksuldan Yana Kalkınma” için liberal, Keynesçi de olsa bir şeyler yazarken “iklim değişikliği”ni araç olarak kullanmasına gerek olmadığını belirtmem lazım. Kaldı ki iklim değişikliği konusunda da Birleşmiş Milletler’in tamamen liberal iktisat ideolojisine göre yazılmış raporlarını, onun literatürünü veri olarak alıyor. Oysa bir marksist olarak önce konu hakkında onlarca çalışma yapan başka Marksistlerin eserlerine bakabilirdi.

Emperyalizmin Adı Dahi Anılmıyor

Dünyadaki “çoklu krizler”den neoliberalizmi sorumlu tutup post-Keynesçilikten kamulaştırmalara, küçülmeciliğe kadar bir dizi program önerenler o kadar çok ki! Bu noktada da iki sihirli kavram var: Biri “alternatif yok”, diğeri “sürdürülebilirlik”! Evet, şu anda kapitalizmin sonunu getirip alternatifini, sosyalizmi getirecek bir hareket yok. Ama egemenler “sürdürülebilir kapitalizm”i de istemiyor ya da onlar için sürdürülebilir kapitalizm, tam da “kriz”leri yeni teknolojiler, kârlı yatırım alanları, yeni pazarlar kurma ve buna bağlı yasal düzenlemelerle rakiplerini ekarte etmenin bir fırsatıdır. Yani sürdürülebilir kapitalizm, tepeden tırnağa buldozer gibi çalışan bir kapitalizmdir. Ve bunun için savaş çıkarıyorlar, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonraki en büyük savaş bütçelerini oluşturuyorlar, yeni faşist hareketleri pohpohluyorlar, tekno-oligarkların sahibi olduğu yapay zekâ ile kumanda edilen silahlar geliştirerek Rusya’ya, İran’a saldırıyorlar, Çin’e saldırmak için kuşatma stratejisi uyguluyorlar.

Ama zaten bizim “marksist iktisatçı” Saad-Filho’nun lügatında “emperyalizm” diye bir kavram yok! ABD emperyalizminin her türlü vahşetine maruz kalmış bir ülkenin, bir kıtanın marksistinin emperyalizmin varlığını es geçmesi inanılmaz bir şeydir. “Gelişmiş Kapitalist Ekonomiler” ve “Gelişmekte Olan Ekonomiler” var. Ve Saad-Filho, “İlerici Kalkınma Politikaları”nı da GOE ülkelerine öneriyor. Neden? Saad-Filho, “küresel ısınma ve neoliberalizmden kaynaklanan zorluklarla karşı karşıya gelen” GOE’lerden “orta gelirli ülkeler”in dünya ekonomisinin en dinamik merkezleri oldukları için küresel ekonomiyi de dönüştürme ve “küresel Kuzey’i de aynı yolu izlemeye zorlama konusunda örnek teşkil” edebilecek kaynak ve kabiliyete sahip olduklarını söylüyor! GOE için “düşük sermaye stokları, eskimiş teknolojiler, verimliliği daha düşük bir eğitim ve beceri kazandırma süreci gibi birçok olumsuzluğun yükü altında olması”ndan dolayı “düşük verimliliğe ve düşük gelirlere yol açar” diyor.

“Devrim İmkânsız” mı?

Bahsi kapatırken, kitabında Alfredo Saad-Filho’nun “devrimci bir eko-sosyalist toplum yaratma” senaryosu uygulanabilir değildir ve bütünüyle gerçek dışıdır, dediğini hatırlatalım. Bu anlayışında maalesef Saad-Filho yalnız değil; kendine marksist diyen birçok kişi, hatta parti de onun gibi düşünüyor ve “acil durum” olarak “iklim krizi”nin çözümü olarak “ilerici kalkınma”dan “adil geçiş”e, enerji, ulaşım gibi kritik sektörlerde kamulaştırma, küçülme gibi bir sürü liberal görüşü savunmaktalar. Hepsi de bugün devrimin imkânsız olduğu konusunda hemfikirler. Bu yüzden “karar vericiler”i ikna edecek “geçiş” formülleri, alternatifleri geliştirmek için o kadar canla başla çalışıyorlar ki!

Benim onlara cevabım şu: Velev ki “devrim imkânsız” olsun! Sizin bu “ilerici kalkınma”, “kamulaştırma”, “adil geçiş” vb. “realist” önerilerinizi Trump’a ya da Erdoğan’a ya da dünya savaşı için habire bütçelerini yükseltenlere kabul ettirmeniz için de çok güçlü bir işçi sınıfı hareketine, toplumsal desteğe ihtiyacınız yok mu? Saad-Filho da “DİS” için sendikaların harekete geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu kadar güçlü bir işçi sınıfı veya halk hareketinin nasıl yaratılacağını sormayacağım ama farz edelim ki böyle bir güçlü halk hareketi oluştu; neden “ilerici kalkınma” vs. ile kendini sınırlasın, neden daha fazlasını istemesin? Kaldı ki bugünün emperyalizminde bağımsız ulusal kalkınmanın aşırı sınırlı olacağı açık değil mi? Hakeza “iklim krizi” ve ekolojik çöküşe karşı ekolojik bir restorasyonun çok katmanlı olması gerektiği ve bunun için de sadece kamulaştırma, devletçiliğin asla yetmeyeceğinin altını çizmek gerekir. Bizzat devletin bir şirket gibi ekonomiyi ve kamusal hizmetleri yönettiği bir dünyada halkın seçimlerle sınırlı olmayan bir denetim ve yaptırma gücü olarak siyaset sahnesinde yer edinmesini sağlayacak bir örgütlenmeye gerek var. Halkın, işçilerin fabrikalardan, üretimin ve yeniden üretimin tamamına nüfuz edecek şekilde denetiminin örgütlenmesi sınıf mücadelesinin kurucu bir uğrağıdır. Bu, mücadelede reform talepleri ileri sürmemek anlamına gelmiyor; reform talepleri etrafından ideolojik haleler örmemek gerektiği anlamına geliyor. Kısacası “ilerici neoliberalizm”den sonra şimdi de “ilerici kalkınma”ya fit olmamak demektir.

Sonuç Yerine

Saad-Filho’nun kitabı baştan sona bir fecaat. Kitap üzerine yazmaya devam edeceğim, zira egemenlerin emrindeki milyonlarca ideolog, akademisyen, gazetecinin kapitalist emperyalist sistemin yarattığı “acil durum”dan yine kapitalizm dışında bir çıkış olmadığına ikna etmeye çalışırken bir de içimizden birilerinin bu koroya katılması kabul edilebilir bir şey değil. Bu yüzden Saad-Filho’nun (ve hayatımızı cehenneme çeviren kapitalist barbarlığa karşı devrimci seçenekleri kategorik olarak dışlayan) yaklaşımı ve önerileri üzerinde titizlikle durulması gerekir.

Kitabı okurken Son Moda Saçmalar kitabı aklıma geldi. Hatırlamayanlar için: Bir matematikçi olan Alan Sokal, Amerikan kültür çalışmaları dergisi Social Text’e, dönemin postmodernist olarak bilinen meşhur bazı düşünürlerden alıntılarla bezediği saçma sapan bir yazı gönderir ve yazı yayımlanır.[1] Sokal daha sonra kendi yazdığı yazıdaki görüşlerin ne kadar saçma sapan olduğunu gösteren bir yazı daha yayımlar ve bilim dergisi olma iddiasındaki derginin de aslında hiç de bilimsel ilkelere, düşünceye göre hareket etmediğini teşhir eder. Sokal, bu “deney”inden sonra da (Jean Bricmont ile birlikte) ünlü Fransız ve Amerikan entelektüellerin fizik ile matematik kavramlarını nasıl bağlamından kopuk bir şekilde gelişigüzel kullanarak saçma sapan teoriler geliştirdiklerini anlattıkları Son Moda Saçmalar kitabını yazar.

Abartıya kaçmayayım ama Saad-Filho’nun bu kitabını yayımlamakla Yordam Yayınları Social Text’in durumuna düşmüş! Ve bence Saad-Filho’nun yine Yordam’dan yayımlanan Marx’ın Kapital’i ve diğer kitaplarının da bu açıdan incelenmesi gerekiyor. Hâlihazırda teorik gerilikle malul bir sosyalist hareketin üyeleri olarak bir de marksist iddialı akademisyenlerin çarpıtılmış görüşlerine bulanmasın aklımız.

Bu yüzden kitap üzerinde daha fazla durmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Üzerinde durulması gereken, böyle bir anti-marksist, anti-bilimsel, düpedüz liberal bir kitabın marksist eserler yayınlamakla bilinen Yordam Yayınları tarafından neden yayımlandığı!

Son not: Biliyorsunuz, Gezi isyanı sonrasında Beşiktaş’ın Çarşı Grubu, darbe yapmaya teşebbüsten yargılandı. Suçlama karşısında Çarşı grubu üyeleri, “darbe yapacak kadar gücümüz olsaydı, Beşiktaş’ı şampiyon yapardık” diye kendilerini savunmuşlardı. Ben de “adil geçiş”i yapacak kadar gücümüz varsa neden devrimi yapmayalım, diye soruyorum. Yine bir gençlik isyanının içindeyken, onların sloganını hatırlayalım: “Gerçekçi ol, imkânsızı iste!”

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Sokal_Olayı

Okunma sayısı: 1
Alfred Saad-Filho İklim Krizi İlerici Klakınma Politikaları Yeni Reformizm Yordam Yayınları
Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin
Share. Twitter Facebook Email Telegram Threads

Öne Çıkan Yazılar

Polen Ekoloji Kolektifi Uluslararası Çevre Stratejisi Konferansına Katıldı

Polen Ekoloji

Bajarê kapîtalîst hilweşîna ekolojiyê ye

Cemil Aksu

Nepal’deki Kriz: İklim Krizi, Kapitalizm ve Himalayalar’ın Politik Ekonomisi

Kunal Chattopadhyay

Güneydoğu’da Sefalet

KATIK Dergisi

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

Polen Ekoloji

Ekolojik Mücadelede Yerellik, Yerel Direniş ve Ekolojik Bütünlük

Muammer Bilgiç
Son Yazılar

Yazar “Marksist”, Yayıncı “Marksist” Ama Kitap Anti-Marksist!

29 Ekim 2026

Polen Ekoloji Kolektifi Uluslararası Çevre Stratejisi Konferansına Katıldı

28 Ekim 2026

Eğitim Sen Kurultayından Ekolojik Eğitim Belgesi

22 Ekim 2026

Bajarê kapîtalîst hilweşîna ekolojiyê ye

18 Ekim 2026

Militarizasyon Ekstraktivisttir: Madenlerden Füzelere

11 Ekim 2026
SİTE TAKVİMİ
Ekim 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 
« Eyl    
POLEN EKOLOJİ KİTAPLIĞI

Yaşam Ağında Emperyalizm

5 Eylül 2026

Tabiata Tahakküm ve Direniş: Türkiye’de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi

13 Ocak 2026

Cüret

18 Kasım 2025

Tek İstediğimiz Dünya

4 Ağustos 2025

Kızıl Ekolojik Devrim

13 Mayıs 2025
Hakkımızda
Hakkımızda

POLEN EKOLOJİ KOLEKTİFİ olarak, ekolojik mücadelenin kapitalizme karşı toplumsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak örgütlü sürdürülmesi gerektiğini düşünen bir stratejinin hayata geçirilmesinde yol arkadaşlığı yapmak isteyen herkesi kolektifimize ortak olmaya çağırıyoruz.

As the POLEN ECOLOGY COLLECTIVE, we call on everyone who wishes to be a fellow traveler in implementing a strategy in the direction of an well-organized ecological struggle as part of the broader struggle for social liberation against capitalism, to join our collective.

[email protected]
[email protected]

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
İçerikler

Yazar “Marksist”, Yayıncı “Marksist” Ama Kitap Anti-Marksist!

29 Ekim 2026

Polen Ekoloji Kolektifi Uluslararası Çevre Stratejisi Konferansına Katıldı

28 Ekim 2026

Eğitim Sen Kurultayından Ekolojik Eğitim Belgesi

22 Ekim 2026

Bajarê kapîtalîst hilweşîna ekolojiyê ye

18 Ekim 2026
1 2 3 … 134 Next
Polen Ekoloji’ye Katıl


Kolektif’e Katıl

Destek Ol

Hızlı Destek

Enstitü Seminerlerine Katıl

Bize yaz

  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

Polen'e Destek Ol!

Yaşamı Birlikte Savunalım!

 

Polen Ekoloji Enstitüsü’nün çalışmalarına destek olun.

Tek seferlik veya düzenli bağışlarınızla dayanışmayı büyütün.

Bağış Yap

Dövizle Bağış

Enstitü’ye Destek Ol