Bu yazı, Peter Lippman’ın 13 Mayıs 2025 tarihli yazısının çevirisidir. Yazı Polen Dergi’nin 15. sayısında yayınlanmıştır.
Çeviren: Utku Canikli
Bosna-Hersek’te Çevresel Yıkıma Karşı Tabandan Direniş: Bir Yazı Dizisi
Uluslararası madencilik şirketleri, yozlaşmış yerel politikacıların iş birliği ile Bosna-Hersek’in dağlarını ve nehirlerini talan ediyor. Yerel ve bölgesel inşaat şirketleri onlarca mini hidroelektrik baraj inşa ederek nehirlerin tahribatına katkıda bulunuyor. Dünya genelindeki eğilimin aksine, ülkenin birçok yerinde yeni kömür madenleri kurularak Bosna’nın havası, toprağı ve suyu daha da kirletiliyor. Altı makaleden oluşan bu dizide, çevresel tahribata karşı yerel ve ülke çapındaki tepkilere odaklanılarak bu sorunlar derinlemesine incelenecektir.
Giriş niteliğindeki Bölüm I, bu sorunlara genel bir bakış sunmakta ve Bosna-Hersek’te çevreye yönelik saldırılara karşı direniş gösteren her topluluğun ortak yaşadığı problemleri ele almaktadır. Bu bölüm, Avrupa Birliği’nin bir tür “yeşil sömürgecilik” (1) yürütmedeki rolünü gündeme getiriyor ve uluslararası müdahaleleri kolaylaştıran yaygın yerel yolsuzluğu tartışıyor. Birinci bölüm ayrıca, halkın ülkenin doğal zenginliklerine duyduğu sevgiye ve yaşadıkları bölgeye dair kaygılarına dayanan, her türlü çevresel tahribata karşı yaygın ve giderek büyüyen yerel direnişi de ele alıyor.
Yazı dizisi, Bölüm II, Bölüm III, Bölüm IV, Bölüm V ve Bölüm VI ile devam edecektir.
Bosna-Hersek’in çeşitli bölgelerine dağılmış direnişçi yerel topluluklar bir araya gelerek bir hareket oluşturuyor. Uluslararası medyanın ilgisi, Bosnalı çevre aktivistlerinin cesaretini arttırmakta ve davalarını ilerletmekte önemli bir rol oynuyor. Bu yazı dizisinin, Avrupa’nın “yeşil dönüşüm” gündemi doğrultusunda Bosna’yı sömürmesinin yıkıcı etkilerinin uluslararası kamuoyunca daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamasını umuyoruz. Aslında Bosna için bu yeni sömürgecilik biçiminin “yeşil” hiçbir yanı yoktur.
Bölüm I: Giriş
Bosna’nın orta kesimindeki Šipovo kasabasına çok da uzak olmayan ormanda yürüyordum. Rehberim o kasabanın yerlisi Peđa’ydı. Uzun boylu, ince yapılı, gözlüklü, münzevi sakallı Peđa beni sessizce köpüren bir dere boyunca götürdü. Ekim sonunun tertemiz havasında titreyen yapraklar yeşilden altın sarısına dönüyordu. Alt kısmında kaya yığınlarının sıralandığı dik bir yamaca geldik. Otuz metrelik yosun tutmuş kayaların altından gür bir nehir fışkırıyordu. Burası Pliva Nehri’nin kaynaklarından biridir. Bölge halkı, Pliva’ya akan suların Avrupa’nın en içilebilir suları olduğunu söylüyor.

Pliva Nehri’nin kaynağı. Yazarın fotoğrafı.
2024 sonbaharında Bosna-Hersek ziyaretim sırasında, Peđa gibi aktivistler birkaç günlerini bana ayırarak korumak için mücadele ettikleri tepeleri, ormanları ve nehirleri gezdirdiler. Bu insanların benimle çok sevdikleri Mehorić Ormanı’nı, Majevica’nın tepelerini ve Pliva Nehri’nin görkemli kaynaklarını paylaşmak için ayırdıkları zaman, kalplerinin memleketi olan zavičaj’a duydukları sevginin bir ifadesiydi.
Bosna-Hersek’te 200’ün üzerinde nehir var; her biri, kıyısında yürüyerek, yüzerek, balık tutarak büyüyen, ilk aşklarını onun yanında yaşayan insanlara kendi dilinde konuşur. Bir yabancı için nehirlerin zenginliği göz kamaştırıcı olabilir ve bunları yerel halkın gözünden görmek nadir bir ayrıcalıktır. Nehirlerle birlikte büyüyenler için, doğrudan sularından içmek basit bir zevktir, bu suları yok etmeye çalışan duyarsız çıkarcılara şahit olmak ise büyük bir öfke kaynağı.
Šipovo yakınlarında birleşen beş nehir vardır. Bölge sakinleri, yakınlardaki ormanlarda yaşayan su samurları, gri balıkçıllar ve kekliklerden bahsederler. Size kendi nehirlerinin “dünyanın en güzel yeri” olduğunu söyleyeceklerdir. Kendi yaşlarındaki insanların ortalama sağlık durumlarını hiçe sayarak, her gün “kanoya bindikleri” için hala canlı ve aktif olan yaşlı insanlarla tanışacaksınız.
Bu tür doğal güzelliklerin bolca bulunduğu bir yer olan Bosna, hem içerideki hem de dışarıdaki vurguncuların ciddi tehdidi altındadır. Dağların, nehirlerin ve vadilerin sevenleri, her türlü yıkıcı sömürüye karşı harekete geçmek zorunda kalmıştır. Uluslararası madencilik şirketleri Bosna’nın maden zenginliklerine göz dikmiş durumda. Yerli şirketler, az bir kazanç uğruna nehirleri barajlarla kapatmaya kararlı. Kontrolsüz kömür çıkarımı, pervasız uygulamalar tablosunu tamamlıyor.
Uluslararası Madencilik Şirketleri ve Sömürü Ağı
Uluslararası şirketler Bosna-Hersek’in maden kaynaklarına saldırıyor; bu saldırı, dünya ekonomisinin sallantılı “yeşil dönüşüm” girişimi bağlamında gerçekleşiyor. Bu geçişin savunanları fosil yakıtları geride bırakarak iklim değişikliğini engellemeyi amaçlarken, Bosna gibi hedef ülkeler bu kurumsal saldırıyı “yeşil sömürgecilik” olarak deneyimliyor. Bu senaryoda, güçlü ekonomilere sahip ülkelerdeki şirketler, madenciliğin çevre üzerindeki yıkıcı etkilerini umursamadan, yoksul ve daha denetimsiz ülkelerden lityum, nikel ve kobalt gibi değerli madenleri çıkarmaya kararlıdır.
Bu sömürünün hizmetinde, baştan aşağıya uzanan bir işbirlikçiler ağı bulunmaktadır. Bu zincirin en tepesinde, Avustralya, Birleşik Krallık, İsviçre ve diğer zengin ülkelerde merkezi bulunan uluslararası madencilik şirketleri yer alıyor. Bu şirketler -çoğu zaman büyükelçilerin ve Avrupa Birliği yetkililerinin desteğiyle- kendi topraklarının talan edilmesini kolaylaştırmaya hevesli yerli yöneticiler bulurlar. Parçalanmış Bosna-Hersek’te, her iki “entite”deki (Sırp kontrolündeki Sırp Cumhuriyeti ile Hırvat ve Boşnakların kontrolündeki Federasyon) yetkililer, arama ve çıkarma faaliyetlerinin önünü açmak için bakanlar, belediye başkanları ve diğer yetkililerle iş birliği yapmaktadır. Ağın içerisinde çok sayıda yasama organı ve çeşitli hükümet kuruluşları yer almaktadır. Belediyeler, kantonlar ve tüzel kişilerin her birinin arazi ve su kullanımını, inşaat ve madenciliği düzenleyen denetleyici kurumları vardır. Örneğin, kanton ve işletme düzeyindeki su kontrol kurumları su kullanımını düzenler ve teoride suyun kalitesini korurlar. Bazı yerlerde bu kurumlar, madenciliğin yol açtığı zehirlenmelere karşı yerel halkı korumak için gerçekten çaba göstermiştir. Ancak suyun bu şekilde korunması genellikle istisnadır; mevcut koruyucu yasalar çoğunlukla uygulanmaktan çok görmezden gelinmektedir.

Medna köyünde açık ocak kömür madeni. Yazarın fotoğrafı.
Her kanton ve entitenin, arazi, kaynaklar ve altyapı kullanımını öngören çok yıllık bir plan olan prostorni planı bulunmaktadır. Bu mekânsal planlarda; pastoral ortamların, güzel manzaraların ve geleneksel dinlenme alanlarının korunması gereken Ozren ve Majevica gibi bölgelerde bir doğa koruma alanı (park prirode) kurulması sıkça öngörülür. Ancak ekonomik cazibe ve vurguncuların baskısı nedeniyle yerel yönetimler çoğu zaman bu yönergeyi ihlal ediyor.
Parti siyasetinin egemen olduğunu belirtmek önemlidir. Sırp Cumhuriyeti’nde belediyelerin çoğuna Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in köklü partisi SNSD hakimdir. Mrkonjić Grad veya Ugljevik gibi bir yerin belediye başkanı, entiteye bağlı Enerji ve Madencilik Bakanı Petar Đokić ile yakın temas halinde olacaktır. Đokić, maden kaynaklarının sömürülmesini teşvik etme konusunda Dodik’le yakın iş birliği içinde çalışmaktadır. Federasyondaki güçlü partiler de madencilik veya mini baraj inşaatına yol açacak anlaşmalar yapmaya oldukça hazırlar. Bu yazı dizisinde de görüleceği üzere, kanton ve entite düzeyinde, kömür yataklarının sömürülmesinde yerel ve bölgesel suç unsurlarıyla pek de gizli olmayan bir iş birliği geçmişi vardır. Yerel yetkililer ile çok sayıda yıkıcı -ama hiçbir işe yaramayan- mini barajlar inşa eden şirketler arasında da benzer samimi anlaşmalar bulunmaktadır.
Çevresel direnişin olduğu yerde, yetkililer ve onların destekçileri tarafından aktivistlere karşı yıldırıcı, asılsız “Kamu Katılımına Karşı Stratejik Davalar” (SLAPP) açılması ve zaman zaman aktivistleri karalamak için karanlık internet siteleri kurulması gibi baskılar da vardır. Güç sahibi yetkililer, kendilerini uzman gibi göstererek, kendi çevreleri hakkında söz sahibi olan yerel toplulukları sık sık “cahil” görerek küçümserler. Ormanlar, çok sayıda tarım arazisi, nehirler ve askeri mülkleri de içeren devlete ait mülklerin elden çıkarılmasına ilişkin uzun süredir devam eden anlaşmazlık ciddi bir sorundur. Entite liderleri uygun gördüklerinde, devlet mülklerini satarak ya da madencilik şirketleriyle bu mülklerin kullanımına dair “geçici” anlaşmalar yaparak düzenlemeleri hiçe saydılar.
Avrupa Birliği: Madencilik Sömürüsünün Ana Sponsoru
Avrupa Birliği gözünü Bosna-Hersek’e dikti. AB’nin Çin’den ve diğer uzak kaynaklardan kritik hammadde alımını azaltmaya yönelik kampanyası, onun yakın çevresine, özellikle de AB’ye katılmayı bekleyen Batı Balkan ülkelerine odaklanmasına yol açıyor. Bosna’nın, bu grup içindeki en yolsuz ve denetimsiz devlet olması, yabancı ve yerli şirketlerin kuralları esnetmesini çok daha kolay hale getiriyor.
Avrupa Birliği’nin 2024 baharında nihai hale getirilen Kritik Hammaddeler Yasası (CRM), belirli stratejik metallerin tedariki için hedefler ve zaman sınırları belirledi. Belge, önümüzdeki on ila otuz yıl içinde bu minerallere olan talepte önemli artışlar öngörmekte ve Avrupa içindeki kaynaklara dair hedefler koymaktadır. Sürdürülebilirlik konusunda zımni bir endişe olsa da, AB direktifleri çevrenin korunmasına odaklanmamıştır. “AB’nin ‘demo-kritik’ versiyonunda kritik hammaddeler” başlıklı bir makalede analist Majda Ibraković, AB’nin yaklaşımının tüketimi azaltmaya odaklanmadığını, madencilik faaliyetlerinin hızlandırılmasında ısrar ettiğini ve yerel toplulukların bilgi edinme ve rıza haklarını göz ardı ettiğini belirtmektedir. Bu yaklaşım, yolsuz ve fırsatçı yerel işletmecilerle anlaşmalar yapan uluslararası madencilik şirketleri tarafından da bütünüyle benimsenmektedir.
Kritik Hammaddeler Yasası (CRM)’nda kullanılan dil ve Avrupa Birliği’nin tutumu, AB üyesi olmayan çevre ülkelerdeki doğanın, AB’nin kendi doğası kadar önemli olmadığı izlenimini veriyor. Nitekim, Portekiz ve Almanya da dahil olmak üzere AB içinde lityum gibi stratejik metal kaynakları bulunmakta. Ancak, hukukun üstünlüğünün görece daha güçlü olduğu bu toplumlarda, bu maddelerin tehlikeli madenciliğine karşı toplumsal direniş daha etkili. Bu durum göz önüne alındığında, Bosna’da direniş gösteren topluluklar, güçlü devletlerin kendi çıkarları uğruna üzerlerinde deney yapmaya hevesli oldukları sonucuna varıyor.
Ekstraktivizm zincirinin tüm halkalarında, kâr uğruna sahtekârlık, insan onuru ve çevrenin korunması pahasına küstahlık hakim. Uzun vadeli gelir beklentisi Adriatic Metals ve Lykos gibi şirketlerin hisselerinin değerini artırırken, yerel topluluklara sağlanan gelir oldukça cüzidir. Yeşil aklama ve madencilik tekniklerinin güvenliği hakkındaki abartılı kurgular kural haline geldi. Gerçekten de, uluslararası şirketler ve çoğu AB yetkilisi için sıradan Boşnakların refahı, yerel halkın deyimiyle, zadnja rupa na svirali-yani flütün son deliği kadar önemsizdir.
Mini Hidroelektrik Baraj Tehdidi
Uluslararası madencilik şirketlerinin akını, Bosna-Hersek’te çevreye karşı tek ciddi tehdit değil. Tehlikeli faaliyetlerden oluşan geniş bir katalog söz konusu; yerel şirketlerin, otoyolların hemen yanı başındaki tepelerin yamaçlarına taş ocakları açması ve bazen bunları bakımsız ve dengesiz şekilde bırakarak altında yaşayan nüfus için sürekli bir tehdit oluşturması yaygındır. Diğer “yeşil” enerji üretim biçimleri de toplulukları tehlikeye atabilir; yanlış konumlandırılmış bir rüzgar enerjisi santrali veya güneş enerjisi tesisi, yerel halk için önemli bir tehdit oluşturabilir. Özellikle zararlı uygulamalardan biri de ülke genelinde düzinelerce nehir üzerine inşa edilen, on megawatt’a kadar elektrik üreten “mini barajlar”dır. Yerel yetkililer, genellikle yerel topluluklarla istişare etmeden ve mini hidroelektrik barajların yaban hayatı, biyolojik çeşitlilik ve bölgedeki turizm üzerindeki yıkıcı etkilerini göz ardı ederek bu barajlar için imtiyazlar veriyor. Aktivistler, muhteşem Neretva Nehri’nin kolları üzerine yapılmak istenen birkaç skandal baraj inşaatını ancak yıllarca süren direniş sayesinde engelleyebildiler.
Yerel, bölgesel ve uluslararası vurguncular, nehrin doğal akışını bozan barajlar inşa ediyorlar. Nehir kaynağının hemen yanı başına ya da şelalelerin yukarısına bile mini barajlar kuruyorlar. Artan direnişe rağmen, yerel ve bölgesel inşaat şirketleri ülkenin birçok yerinde bu yıkıcı tesislerden yüzün üzerinde inşa edildi. Bu şekilde, Bosna’nın nehirleri sadece madencilikten kaynaklanan kirlilikle değil, aynı zamanda baraj inşaatlarının da tehdidi altında.
İş birliğinin Önündeki Engeller
Ozren’in pastoral manzarası. Yazarın fotoğrafı.
Bosna-Hersek’in güzel dağları ve nehirleri, bir dizi “kalkınmacı” tarafından tahrip edilmeden savunulmalıdır. Her bir çevre aktivisti size Bosna-Hersek’in endüstriyel sömürüye karşı korunan topraklarının %3 civarında olduğunu söyleyecektir-bu, Avrupa Birliği ile karşılaştırıldığında çok az bir miktardır; bir kaynağa göre AB’de korunan toprak oranı yaklaşık %26’dır.
1992–1995 savaşının sonrasında Dayton Barış Anlaşması, farklı etnik topluluklar arasındaki iş birliği önünde yapısal engeller oluşturdu. Bosna-Hersek’in iki entiteye bölünmesi, etnik ayrışmayı sürdürmek için güçlerini kullanan savaş dönemi liderlerinin ve onların siyasi haleflerinin gücünü artırdı. Siyasi manipülasyonlarla sürekli tırmandırılan etnik gerilim, insanları birbirinden ayrı tutup, iş birliği yapmalarını ve gerçek düşmanlarını tanımalarını çok daha zor hale getiriyor.
Bosna’da çevre hareketinin gelişme olanaklarını analiz eden sosyal psikolog Srđan Puhalo, Bosna’yı komşu Sırbistan ile karşılaştırarak şöyle diyor: “Bosna-Hersek, örgütsel olarak Sırbistan’dan çok daha karmaşık. Bu nedenle ortak hedefler doğrultusunda birleşik bir protesto düzenlemek daha zor. Ayrıca etnik temelde kalıcı bir bölünme var; Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar arasında dayanışma çok az… Toplumumuz parçalanmış ve bölünmüş durumda, bunun nedeni halk değil, aktif olarak bunun için uğraşan siyasi elitlerdir.”
Mobilizasyonun önündeki bir diğer engel de çok sayıda insanın şehir ve kasabalardan göç etmesidir. Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar, hukukun üstünlüğünün bir hayal olmadığı, yolsuzluk ve adam kayırmanın sıradan hale gelmediği ve Bosnalı göçmenlerin çocuklarının daha iyi bir yaşam sürebileceğini umdukları yerlerde yaşamak için ülkeyi terk ediyorlar. Göç edenler sadece gençler ve mavi yakalı işçiler değil. Eğitimli kişiler ve profesyoneller de göçün bir parçası; bu durum, 1990 ile 2017 yılları arasında nüfusun %22 azalmasına neden oldu. Maden kaynaklarının bulunduğu bazı kilit noktalar böylece insansızlaştırılıyor ve bir aktivistin bana söylediği gibi, “Şirketler direnişin en az olduğu yere gidiyor.”
Çevre Mücadeleleri: Nehirler ve Dağlar Aktivistleri Birleştiriyor

Ozren’in panoramik görünümü. Yazarın fotoğrafı.
Çevreye yönelik amansız endüstriyel saldırılar karşısında Bosna-Hersek’teki yerel topluluklarda doğal liderler ortaya çıktı. Ozren ve Majevica Dağları’nda, Zoran Poljašević ve Andrijana Pekić gibi insanlar geçimlerini sağlayan tarla ve meyve bahçelerini savunmak için bir direniş hareketine öncülük ederek yoğun çaba harcıyorlar. Zoran ve Andrijana, ülke genelinde liderlik rolü üstlenen onlarca yetenekli insandan sadece ikisi.
Çevre hareketinin tohumları son birkaç on yılda, diğer şeylerin yanı sıra, turistlerin ve çevre aktivistlerinin ağırlandığı ziyaretçi merkezlerinin kurulmasıyla atıldı. Mrkonjić Grad, Majevica’daki Lopare ve Ozren’deki Petrovo belediyelerinde bu tür merkezler güzel kırsal ortamlarda oluşturulmuştur. Birçok durumda, bu ziyaretçi merkezlerinin sahipleri, doğanın güzelliğine olan bağımlılıkları sayesinde çok etnikli çevre aktivizmini destekler hale geldiler. Ziyaretçi merkezleri aynı zamanda bir anlamda doğa korumacılığın ön saflarında yer alan biyologlara da ev sahipliği yapıyor. Bir eko-sistemin korunmasını savunmak için, örneğin bir doğa koruma alanının kurulmasını savunmak için, belirli bir habitattaki bitkileri ve hayvanları, özellikle de nesli tükenmekte olan türleri tanımlamak gerekir. Bu ihtiyaç biyologlara çevre savunma mücadelesinde önemli bir rol yüklemektedir.
Direniş pratikleri dünya genelinde ortak bir repertuara sahiptir. Bosna’daki aktivistler köprüleri işgal ediyor, inşaat makinelerini engelliyor, harekete geçmek için iletişim ağlarını kullanıyor. Bu yerel taktiklere ek olarak, aktivistler medya görünürlüğünü en iyi şekilde kullanıyor. Son olarak, iftira ve baskıcı davalarla mücadele etmek için avukatlarla birlikte çalışıyor ve kendi hukuki süreçlerini başlatıyorlar.
Son yıllarda çevre aktivizminin büyümesiyle birlikte, bir zamanlar kelimenin tam anlamıyla savaş halinde olan insanlar arasında iş birliği arttı. Örneğin, Avustralyalı şirket Lykos’un Ozren Dağı’nda nikel ve kobalt madeni çıkarma girişimine karşı Ozren’i koruma mücadelesinde, Hırvatların, Boşnakların ve Sırpların, hepsine zarar verecek çevresel yıkımı önlemek için birlikte çalıştıklarını görüyoruz. Nehirler, etnik toplulukları birbirinden ayıran coğrafi olarak anlamsız entite sınırlarına aldırmazlar. Sırp Cumhuriyeti’nde meydana gelen kirlilik, Federasyon’daki çiftçilere zarar verecektir. Coğrafyanın birleştirici doğası ve çevreye yönelik potansiyel zarar, bu şekilde, siyasi olarak ayrılmış toplulukları bir araya getiren bir güce dönüşmektedir. Majevica Dağı’ndaki lityum madenciliği tehdidi söz konusu olduğunda, hava, su ve toprağın zehirlenmesi her yöne yayılacak; Brčko, Bijeljina, Ugljevik, Zvornik ve Tuzla’ya kadar ulaşacaktır. Böylelikle, tüm bu yerlerden aktivistlerin ve bazı siyasi liderlerin çevreyi savunmak için birlikte harekete geçtiğini gördük.
Aktivistlerin bir vizyonu var. Öncelikle, yolsuzluğun kontrol altına alındığı bir devlet yaratmak istiyorlar. Transparency International’ın yakın tarihli bir raporu, Bosna-Hersek’i Belarus ile birlikte Avrupa’nın en çok yolsuzluk yapılan ülkesinden biri olarak tanımlamaktadır. Yaygın yolsuzluk üzerinde kontrol sağlanması, Bosna’nın halkın özlemini duyduğu gibi işleyen bir devlet olmasına yardımcı olacaktır. Bu senaryoda, endüstriyel ölçekte vandalizm, “doğal” felaketler yoluyla düşüncesizce tehlikeye atma ve doğanın kalıcı olarak zehirlenmesi yerine, mekânsal planların öngördüğü doğa koruma alanları oluşturulacaktır. Turizme öncelik verilecektir. Yolsuzluk üzerinde denetim sağlanması, strankokratija’nın (partilerin yönetimi) sona ermesini ön koşul olarak gerektirir; bu sistemde siyasi partiler, farklı politikalar üretmek için değil, yalnızca siyasi üstünlük sağlamak ve bunun getirdiği ayrıcalıklardan yararlanmak amacıyla birbirleriyle rekabet etmektedir. Aktivistlerin vizyonunda, bu mevcut yapının yerine tabandan gelen demokratik katılımı teşvik eden bir sistemin getirilmesi de yer almaktadır. Bu değişim, toplulukların çevrelerinin sağlığını belirleyen kararlara katılmalarını mümkün kılacaktır.
Ayrıca, çevre hareketini yakınlardaki ülkelerdeki-özellikle madenciliğin bazı bölgelerde korkunç sonuçlar doğurduğu Sırbistan’daki-hareketlerle birleştirmeyi uzun vadeli hedef olarak benimseyen çevre aktivistleri de bulunmaktadır. Öte yandan, Sırbistan’da son birkaç yılda Rio Tinto’nun lityum madenciliği yapma ihtimaline karşı direniş yoğun bir şekilde harekete geçirilmiştir. Daha yakın zamanlarda, yolsuzluğa karşı güçlü bir hareket bölgedeki insanlara ilham vermiştir. Rio Tinto’ya karşı henüz kesin bir zafer kazanılamamış olsa da, son birkaç yılda Sırp aktivistler gerçek ve yaygın bir hareketi yönettiklerini göstermiştir. Sırbistan, Bosna-Hersek aktivistlerine örnek teşkil etmektedir.
Harekette kişisel ilgi alanları ve bağlar da rol oynuyor. Zaman zaman komşuları, okul arkadaşlarını ve hatta akrabaları cephenin karşı tarafına yerleştiren korkunç tarihe rağmen savaş öncesi dostlukların yeniden canlandığı zamanlar oluyor. Farklı kesimlerden çevre aktivistleri ortaya çıkıyor; avcılar ve balıkçılar yaşam alanlarını korumak istiyor; kadın örgütleri de dahil oluyor.
Birçok aktivist, 1990’lardaki savaşa savaşçı olarak sürüklenemeyecek kadar erken doğmuş; savaş sonrasında doğanlar ise o korkunç savaş anılarına sahip değiller. Elbette, kuşaktan kuşağa aktarılan travma ve yapay etno-milliyetçilik var, ancak bu etkilerden daha az etkilenen genç bir kuşak da mevcut. Bir de eskiden etnik kökenin nasıl düşünmeye değmeyecek kadar önemsiz bir şey olduğunu hatırlayan yaşlı aktivistler var. 1990’larda birbirleriyle savaşan pek çok kişi şimdi eski düşmanlarıyla birleşerek yeni bir savaş vermeleri gerektiğini anladı. Kilise ve cami cemaatleri bazı durumlarda etnik-milliyetçi üstünlüğün ateşli savunucularıydı; şimdi ise ortak mücadelede birbirlerinin mücadelesini destekleyen rahipler ve imamlar var.
Etnik gruplar arasındaki duvarlarda çatlaklar oluşmaya başladı; aktivistler ve sıradan insanlar, atalarının dini ne olursa olsun bir araya gelip birlikte çalışıyorlar. Gelecek hikayeler bu çalışmaları ayrıntılarıyla anlatacaktır.
(1) Saraybosnalı yazar ve aktivist Svjetlana Nedimović’e teşekkürler.
Peter Lippman, Surviving the Peace: The Struggle for Postwar Recovery in Bosnia-Herzegovina (Vanderbilt University Press, 2019) adlı kitabın yazarıdır. Washington eyaletinin Seattle kentinde dogan yazar, yaşamı boyunca insan hakları savunuculuğu yapmıştir. 1980’lerin başından bu yana uzun yıllarını eski Yugoslavya’yı, özellikle de Bosna-Hersek’i ziyaret ederek ve orada yaşayarak geçirdi.
Kaynakça
- https://tol.org/client/article/water-foul.html
- https://reform-support.ec.europa.eu/what-we-do/green-transition_en
- https://single-market-economy.ec.europa.eu/sectors/raw-materials/areas-specific-interest/critical-raw-materials/critical-raw-materials-act_en
- https://ekobih.net/kriticne-sirovine-u-demokriticnoj-verziji-eu/
- https://www.gerila.info/ekoloski-aktivisti-traze-hitno-uskladjivanje-zastite-prirode-u-bih-s-eu-standardima/?fbclid=IwY2xjawIQzwZleHRuA2FlbQIxMQABHXhLqCS3iGMj4cRahLDrPR-MjAi25YQ37c9TclwpjKAzf8fQV2-Do0TrLQ_aem_eurlAKzjS6Ar4J8-ZHAq_A
- https://www.oslobodjenje.ba/vijesti/bih/mogu-li-se-protesti-iz-srbije-preliti-u-bih-evo-sta-kaze-i-na-sta-upozorava-puhalo-1016224/
- https://www.nytimes.com/2024/02/28/world/europe/bosnia-population-emigration-birthrate.html
- https://www.oslobodjenje.ba/vijesti/bih/bosna-i-hercegovina-uz-bjelorusiju-najkorumpiranija-zemlja-evrope-1020430/

