Close Menu
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
Sitede Gezinin
  • ADALET MÜCADELELERİ (30)
  • EKOLOJİ/İKLİM HAREKETLERİ (71)
  • GÜNDEM (297)
    • ETKİNLİKLER (10)
  • MEDYA (13)
    • PODCAST (6)
    • VIDEO (7)
  • SÖYLEŞİ (45)
  • TEORİ (261)
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım (26)
    • Emekoloji (20)
    • Genel (1)
    • Gıda Egemenliği (20)
    • Hayvan Özgürlüğü (7)
    • İklim (25)
    • Kent Ekolojisi (26)
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi (27)
    • Marksist Ekoloji (22)
    • Mücadele ve Örgütlenme (25)
  • YAYINLAR (62)
    • Faaliyet Raporları (3)
    • Polen Bülten (26)
    • Polen Dergi Yazıları (8)
    • Polen Ekoloji Kitaplığı (9)
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
Home » Kirli İşler- Avrupa’nın Bozuk Geri Dönüşüm Ticaretinin Gizli Mekanizmaları Ve İnsan Bedeli

Kirli İşler- Avrupa’nın Bozuk Geri Dönüşüm Ticaretinin Gizli Mekanizmaları Ve İnsan Bedeli

By Adnan Khan4 Ocak 2026Updated:4 Ocak 202616 Mins Read
2020 yılında Türkiye'nin Adana kentinde kaçak çöplük. Sainsbury's ve Fransız dondurulmuş gıda perakendecisi Picard gibi popüler İngiliz süpermarketlerinden gelen plastik ambalajlar, yasadışı yollardan Türkiye kırsalına atılıyor. (Getty Images aracılığıyla Yasin Akgul/AFP)
Share
Twitter Facebook Bluesky Threads Copy Link

Adnan Khan | 11 Aralık 2025 | MERIP | Çeviri: Gözde Mavili

Adnan Khan’ın 2024’te yayımladığı rapor1Türkiye’deki atık ekonomisini ve sektörün, çoğu kayıtsız Afgan ve Suriyeli göçmen işçileri nasıl sömürdüğünü ayrıntılarıyla anlatıyordu. 2025 Aralık’ta çıkan bu yazıyla birlikte bu 2 yazı, Avrupa’nın plastik atıkları azaltma ve geri dönüştürme politikalarının dayandığı sahte düzenlemeler, sistematik yolsuzluk ve işçi sömürüsünün gerçek tablosunu ortaya koyuyor.


“Ölümü” – ya da “en azından ölümün gerçekleşme biçimini” – incelemek Aslı Odman’ın yaşam anlayışının merkezinde yer alıyor. İstanbul’daki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Aslı Odman, son on beş yıldır boş zamanlarının büyük bir kısmını yerel basını tarayarak ve profesyonel bilgi alışverişi yaptığı kaynaklarıyla konuşarak geçiriyor; iş kazalarında hayatını kaybeden insanların izini sürüyor.

Liste oldukça uzun. Türkiye, G20 üyesi ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) bir parçası olmasına rağmen, iş cinayetleri açısından dünyanın en kötü ülkeleri arasında yer alıyor. İSİG Meclisi’nin (Aslı Odman’ın kurucu üyeliğini yaptığı İstanbul merkezli kâr amacı gütmeyen bir örgütlenme) verilerine göre, 2024 yılında Türkiye’de işle bağlantılı faaliyetler sırasında 1.987 kişi hayatını kaybetti. Bu, günde ortalama beşten fazla ölüme karşılık geliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verileri de benzer derecede çarpıcı: 2024 yılında Türkiye’de her 100 bin çalışandan 11,2’si hayatını kaybetti. Bu oran, 2024 yılı için Birleşik Krallık’ta yalnızca 0,8 idi.

İstanbul’u ziyaret edenlerin çoğu kentin bu karanlık yüzünü görmez; ancak izleri şehrin her yanında mevcuttur: barlar, restoranlar ve butiklerle dolu tarihi Pera semtinin gürültülü sokaklarında, çöplerden plastik toplayan atık işçilerinde; şehrin dört bir yanına yayılmış, ucuz markaların üretildiği tekstil atölyelerinde; ya da biraz daha ötede, lüks yaşam vaatleriyle yükselen konut projelerinin vinçlerle dolu silüetinde.

Kayıtlara geçen ölümler, ne kadar sarsıcı olursa olsun, Odman’a göre yalnızca “buzdağının görünen kısmı”. Bu rakamlar, kendisinin ve İSİG Meclisi’ndeki gönüllülerin kamuya açık kaynaklardan ya da kendi iletişim ağlarından derleyebildikleri bilgilerle sınırlı. En ağır vakalar zaman zaman medyaya yansıyor; örneğin 2023 yılında, Zonguldak’ta yasa dışı bir kömür ocağında çalışan Afgan göçmen Vezir Mohammad Nourtani’nin, işvereni ve beş kişi tarafından öldürülmesi gibi. Ancak çoğu ölüm kayıtlara bile geçmiyor – özellikle de Türkiye’de ailesi bulunmayan, hatta kimi zaman kimliği dahi olmayan belgesiz göçmen işçiler söz konusu olduğunda… Bunun çarpıcı bir örneği, 2022’nin sonlarında Türkiye’deki geri dönüşüm sektöründe göçmen emeğini araştırırken rastladığım Afgan işçi Arifullah Fazli’nin ölümüydü. Fazli, sanayi tipi bir pres makinesine sıkışan plastik atıkları çıkarmaya çalışırken hayatını kaybetti ve bugüne kadar bu ölümle ilgili herhangi bir hesap verilmedi. Bu tür ölümler, hukuki ve bürokratik bir labirentin içinde kayboluyor; cenazeler ise çoğu zaman ülke genelinde bulunan Kimsesizler Mezarlığı’na gömülüyor ya da sessizce ailelerine gönderiliyor.

Türkiye’nin son çeyrek yüzyılda Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı altında yaşadığı hızlı ekonomik büyüme, büyük ölçüde emek yoğun sektörlere dayanıyor: Madencilik, inşaat, tekstil ve geri dönüşüm. Bu sektörlerin tamamı, İSİG Meclisi’nin iş cinayetleri listesinde en üst sıralarda yer alıyor. Odman’a göre özellikle geri dönüşüm sektörü, ölüm oranları açısından çarpıcı rakamlara sahip. Gemi sökümünde olduğu gibi, ki Odman bu alandaki çalışmalarıyla tanınıyor, plastik geri dönüşümü de son derece tehlikeli, toksik atıklarla çalışan ve yüksek risk barındıran bir faaliyet alanıdır. Her iki sektörde de kâr marjlarını artırmanın yolu, kayıt dışı emeği sömürmek ve insan sağlığını korumaya yönelik düzenlemeleri esnetmekten geçiyor. Ancak gemi sökümünün aksine, plastik geri dönüşümü son yıllarda Türkiye’de özel olarak desteklenen bir sektör haline gelmiş durumdadır.

2017 yılında, Çin küresel plastik atık ticaretinden çekilmeye hazırlanırken, AKP Türkiye’de Sıfır Atık Projesini başlattı. Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen bu girişim, Türkiye’yi atık yönetimi ve geri dönüşüm alanında dünya lideri yapmayı amaçlıyordu. Hükümet, her iki sektöre de vergi muafiyetleri ve ucuz krediler dâhil olmak üzere çeşitli teşvikler sağladı. Çin’in piyasadan çekilmesiyle birlikte, Avrupa ülkeleri de dâhil olmak üzere birçok ülke çöplerini gönderecek yeni adresler aramaya başladı. Türkiye’ye yapılan atık ihracatı bu dönemde hızla arttı; 2017’de 100 milyon kilogramın altında olan miktar, 2024’te 425 milyon kilograma ulaştı. Sıfır Atık Projesi, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Gıda ve Tarım Örgütü tarafından övgüyle karşılandı. Projenin sekizinci yılında, hükümete yakın Daily Sabah gazetesi, projenin geri dönüşüm oranını yüzde 13’ten yüzde 36’ya çıkardığını ve Türkiye ekonomisine 7,5 milyar avro katkı sağladığını yazdı.

Ancak bu övgülerin ardında daha karanlık bir gerçek yatıyor. Geri dönüşüm sektörünü düzenlemeye yönelik girişimler başarısız oldu. Doğası gereği verimsiz olan geri dönüşüm sektörü, kırk yılı aşkın süredir üretilen plastik atıkların yalnızca yaklaşık yüzde 9’unu yeniden plastiğe dönüştürebildi; üstelik bu dönüşüm, malzemenin kalitesini düşürerek gerçekleşiyor ve tekrar tekrar geri dönüştürülmesine imkân tanımıyor. Çin’in yaşadığı sürece benzer şekilde, Türkiye de yasadışı plastik atık ticaretini kontrol altına almakta zorlandı; her yıl yüz binlerce ton kirli ve geri dönüştürülemez atık ülkeye girmeye devam etti. Kâr elde edebilmek için sektör, büyük ölçüde kayıt dışı göçmen emeğine dayandı; bu işçiler, atıkları ayrıştırmak, parçalamak, gömmek ya da yakmak gibi ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırıldı. Odman’ın verilerine göre, 2018’den itibaren Türkiye’ye plastik atık ithalatı arttıkça, geri dönüşüm sektöründe hayatını kaybeden göçmen işçilerin sayısı da yükseldi ve 2022 yılına gelindiğinde bu sayı iki katından fazla arttı.

Her bir ölüm, iki farklı hikâyenin kesişimini temsil ediyor: Bir yanda, doğudan Türkiye’ye doğru, sınır muhafızları, kaçakçılar ve suç şebekeleri arasından geçerek gelen yoksul ve çaresiz insanlar; diğer yanda ise Batı’nın aşırı tüketiminin bir ürünü olan, limanlardan geçerek ülkeye giren, aracılar tarafından alınıp satılan ve yeniden dolaşıma sokulan devasa atık yığınları.

Kurallar ve Nasıl Delindikleri

Avrupa’dan yola çıkmadan önce, her bir plastik parçası iki kategoriden birine ayrılmak zorundadır: yeşil ya da sarı. En değerli olanı, kirlenmemiş, tek tür polimerden (ya da belirli bir polimer karışımından) oluşan plastiktir; bu tür atıklar yeşil listede tanımlanır. Daha az değerli olanlar ise kirlenmiş veya karışık atıklardır; yani toksik katkı maddeleri içeren ya da evsel veya endüstriyel ürünlerle temas etmiş plastiklerdir. “Karışık” terimi aynı zamanda ayrıştırılmamış atıkları da ifade eder; bu da ayrıştırma işleminin gerektirdiği emek nedeniyle değerini düşürür. Avrupa mevzuatına göre bu atıkların tamamı sarı liste kapsamında değerlendirilir.

Yeşil listedeki atıkların AB ve OECD ülkeleri arasındaki ticareti, en azından şimdilik, görece serbesttir. Ancak OECD üyesi olmayan ülkelere yapılacak ihracatlarda, yeşil listede yer alsa bile, alıcı ülkenin önceden bilgilendirilmesi ve onayının alınması gerekir. Bu süreçte ihracatçı – çoğunlukla atık yönetimi ve geri dönüşüm şirketleri – atığın izleyeceği güzergâhı, teslim edileceği firmayı ve söz konusu firmanın atığı çevreye zarar vermeden işleyebileceğini kanıtlamak zorundadır. Sarı listedeki atıkların OECD dışındaki ülkelere ihracı ise tamamen yasaktır; OECD ülkelerine yönelik ihracatlarda ise, OECD dışındaki ülkelere temiz atık ithalatında uygulanan uzun ve karmaşık bürokratik süreçlerin aynısı geçerlidir.

Kâr getirmeyen plastik atıklardan kurtulmak isteyen geri dönüşüm şirketleri, sistemi aşmak için çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Bunlar arasında, gerçekte sarı listede yer alan atıkları yeşil listede göstererek yanlış beyan etmek ve atığı kabul etmeleri için varış ülkesindeki şirketlere ödeme yapmak yer almaktadır. Bu tür uygulamalar özellikle Avrupa’dan çıkan atıklarda yaygındır; özellikle Birleşik Krallık ve Almanya menşeli atıklar, Avrupa’nın plastik atık ticaretindeki merkezi konumunda bulunan Rotterdam Limanı üzerinden taşınmaktadır. Bazı durumlarda, konteynerlerin ön kısmına “temiz” atıklar yerleştirilerek arkadaki karışık ya da kirli atıkların gizlenmesi sağlanır.

Bu yoğun ve büyük ölçüde yasa dışı ticaret, yeni bir aracı türünün ortaya çıkmasına yol açmıştır. Çoğu zaman elinde bir dizüstü bilgisayarla tek başına çalışan bu kişiler, ihracatçılar tarafından süreci kolaylaştırmak üzere görevlendirilir. Bu sözde “atık aracıları” başlangıçta plastik gibi metalaşmış atık akışlarını daha düzenli yönetmek amacıyla ortaya çıkmış olsalar da, zamanla mevzuatın etrafında dolanarak onu geçersiz kılmış ve temel aktörleri hâline gelmişlerdir. 2023 yılında, Birleşik Krallık merkezli Çevresel Araştırma Ajansı’nın (EIA) yayımladığı bir rapor, Hollandalı aracıların İngiltere’den Türkiye’ye yapılan yasa dışı plastik atık sevkiyatlarında kilit rol oynadığını ortaya koymuştur. Bir yıl sonra, Hollanda hükümetinin atık ihracatını izlemekle görevli birimi tarafından yıllık olarak yayımlanan Çevresel Suç Tehdidi Değerlendirmesi de aynı sonuca ulaşmıştır. Bu gizli soruşturmaya göre, söz konusu aracılar en düşük kaliteli atıkları düşük fiyatlarla satın almakta, “her bir parti atık bu şüpheli tüccarlar tarafından birkaç kez el değiştirerek diğer tüccarlar ve farklı ülkeler üzerinden dolaştırmakta ve akış izi sürülemez hale getirilmektedir.” Ve “nihayetinde düzgün bir şekilde işlenmedikleri Asya’ya ya da Türkiye’ye yasa dışı biçimde ihraç etmektedir.”

Kuralların etrafında dolaşmak yalnızca kolay değil; aynı zamanda bedeli de oldukça düşük. Yasa dışı sevkiyatlar tespit edildiğinde, aracı firmalar genellikle yalnızca “kolaylaştırıcı” olduklarını iddia ederek sorumluluğu kuralları ihlal eden ihracatçı şirkete atmaktadır. Üstelik tespit edilen her bir yasa dışı sevkiyata karşılık, muhtemelen binlerce atık transferi de fark edilmeden ülkelere ulaştırılmaktadır. Atık ticareti sistemi büyük ölçüde, ihracatçının atığın niteliğine ilişkin beyanına ve alıcı şirketin bu atığı çevreye zarar vermeden işleyebileceğine dair verdiği teminatına dayanıyor. Bu bilgilerin doğruluğunu teyit etmenin tek yolu, konteynerlerin fiziksel olarak açılıp denetlenmesinden geçmektedir. Ancak Avrupa’dan Türkiye’ye giden plastik atıkların büyük bölümünden sorumlu olan Birleşik Krallık ve Hollanda’da, bu denetimi yapacak yalnızca beş ve on dört denetçi bulunmaktadır. Avrupa’nın plastik atık ticaretinin merkezi olan Rotterdam Limanı’ndan her yıl bir milyondan fazla konteyner geçmektedir. “Dolayısıyla, tahmin edebileceğiniz üzere, başka aktörlerin iş birliğine ihtiyaç duyuyoruz,” diyor Hollandalı denetçilerden biri olan Enno Christan.

Denetimlerin zayıflığından denetçileri sorumlu tutmak anlamsız. Sahip oldukları kaynaklar ve araçlar son derece sınırlı ve açıkçası, ilkel; örneğin denetçiler, kirli atıkların yanlış etiketlenip etiketlenmediğini konteyneri açıp koklayarak anlamaya çalışıyor. Yakın kızılötesi (NIR) spektroskopisi kullanan ileri teknoloji tarama cihazları bile sınırlı bir etkinliğe sahip: Yalnızca sensörün temas ettiği yüzeyi inceleyebiliyorlar; bu da konteynerin tamamını, aşırı zaman alan fiziksel bir işle açıp boşaltmaksızın kontrol etmeyi neredeyse imkânsız hâle getiriyor.

İstanbul’un Bayrampaşa ilçesindeki bir geri dönüşüm tesisinde çalışan ve işverenini korumak için adının açıklanmasını istemeyen bir kimya mühendisi, kendilerine Vanden’den düzenli olarak karışık plastik atıklar geldiğini anlattı. Türkiye’ye plastik atık ihraç eden en büyük firmalardan biri olan Vanden, geçtiğimiz yıl geri dönüşüm faaliyetlerini tamamen durdurduğunu ve zincirin en zahmetli ve kârsız kısmını müşterilerine bıraktığını duyurdu. Mühendis, büyük bir polipropilen çuvalın içindeki plastik parçalarını göstererek, “Bunlar birbirine çok benziyor; malzeme aynı, renkler benzer, sertlikleri de öyle,” dedi. Ancak poşetler açılıp tek tek incelendiğinde, atığın aslında karışık ve geri dönüştürülemez olduğu ortaya çıkıyordu. Böyle durumlarda sevkiyatın geri gönderilmesi gerekirken, mühendis bunun yerine şirketler arasında “içeride çözüldüğünü”, yani gelecekteki gönderiler için indirim gibi anlaşmalar yapıldığını söyledi. “Bunu İngiltere’ye ya da Avrupa’ya geri göndermek çok karmaşık,” dedi.

Ne Türkiye’deki ne de Birleşik Krallık’taki Vanden ofisleri bu iddialara yanıt verdi. Ancak 2025 yılında, benim de katkıda bulunduğum ve İngiltere merkezli çevre gazeteciliği kuruluşu ENDS Report ile birlikte yürütülen bir araştırma, İngiltere’den Türkiye’ye yapılan plastik atık sevkiyatlarında bazı büyük şirketlerin – özellikle Roydon Resource Recovery ve Monoworld – kuralları sistematik olarak ihlal ettiğini ortaya koydu. EIA’nın (Environmental Investigation Agency) hukuk ve politika uzmanı Amy Youngman’a göre, bu şirketler nadiren ciddi yaptırımlarla karşılaşıyor. “Çünkü kamuoyuna, hükümetlerin geri dönüşüm hedeflerine ulaşmasına yardımcı olan aktörler olarak sunuluyorlar,” diyor Youngman ve ekleyerek; “Bu yüzden de dokunulmaz kabul ediliyorlar.”

Hollanda’da atık ihracatını denetlemekle görevli bir kamu kurumunda çalışan bir araştırmacı, isminin gizli kalması şartıyla, bu durumun neden bu kadar zor çözüldüğünü şöyle açıklıyor: Plastik atık ticareti, “beyaz yakalı çevre suçlarının” bir türü hâline gelmiş durumda. Kuralları ihlal edenler genellikle yerleşik, güçlü şirketler; karmaşık bürokratik boşluklardan, sahte belgelerden ve yetersiz denetimden faydalanıyorlar. Bunun bedelini ise, sistemin en alt basamağındaki insanlar – Arifullah Fazli gibi – ödüyor. Bu insanlar, plastik atıkların yarattığı kâr zincirinin en altında, görünmez ve korunmasız bir şekilde hayatlarını kaybediyorlar.

“Bu Ölümler Her Gün Yaşanıyor”

1 Temmuz 2025’te Aslı Odman’dan bir video aldım. Video, Antalya’daki devlet destekli bir Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana gelen bir olayı gösteriyordu. 10’lu yaşlarında olduğu anlaşılan bir işçi, plastik atıkları ayaklarıyla itmeye çalışırken endüstriyel bir parçalayıcının içine düşmüş, bacaklarını kaybetmişti; sağlık görevlileri tarafından çıkarıldığında hâlâ hayattaydı. İşçi, Türkiye’de çalışan ve büyük bölümü kayıt dışı olan Özbek işçilerden biriydi. Fazli’nin İstanbul’un sanayi çeperlerinde, gözlerden uzak bir tesiste hayatını kaybetmesinin aksine, bu olay Türkiye’nin “yeni sanayileşmiş” yüzünü temsil eden bir bölgede meydana gelmişti ve bu nedenle kamuoyunun dikkatini çekmişti.

Organize Sanayi Bölgeleri, devlet destekli alanlar olup sanayi yatırımlarını teşvik etmek amacıyla kurulmuş. Antalya’daki bölge de geri dönüşüm tesislerinin yoğunlaştığı alanlardan biri. Ancak medyada çıkan haberlerde olayın yaşandığı tesisin adı yer almadı; işçinin yasal statüsüne dair de herhangi bir bilgi paylaşılmadı.

Bu sessizlik şaşırtıcı değildi. Geri dönüşüm sektörünün ayrıcalıklı konumu, Emine Erdoğan’ın Sıfır Atık Projesi ile bağlantısı dahil olmak üzere, faaliyet gösteren firmaların güçlü siyasi bağlantılara sahip olması anlamına geliyor. Çukurova Üniversitesi’nden deniz biyoloğu ve plastik kirliliği uzmanı Sedat Gündoğdu’ya göre, sektördeki büyük aktörlerin önemli bir kısmı siyasi iktidarla doğrudan ilişkili. “Örneğin Adana’daki büyük geri dönüşüm şirketlerinden biri olan Adanus Plastik’in sahibi iktidar partisinin Yüreğir ilçe başkanı olarak görev yapmış. Ama bazı ithalatçılar muhalefet partisiyle de ilişkili, mesela en büyük polyester üreticilerinden biri olan ve aynı zamanda atık PET de ithal eden SASA grubunun yöneticisi eski bir muhalefet milletvekili.

Endüstrinin arkasındaki bu güçlü yapılara dayanan sektör temsilcilerinin de eleştirilere karşı tahammülü çok az. Geçen Nisan’da görüştüğüm İstanbul Geri Dönüşümcüler Derneği Başkanı Yüksel Yılmaz, sektörde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını iddia etmektedir. “Türkiye’de hiçbir yasa dışı faaliyet yok,” demişti. “Aksine, bizim sektörümüz Avrupa’dakinden daha ileri; makinelerimiz, ekipmanlarımız, organizasyon yapımız ve iş güvenliği uygulamalarımız çok daha iyi.”

Yılmaz gibi sektör temsilcileri, Türkiye’nin atık ticaretindeki yasa dışı faaliyetleri ve geri dönüşüm sektöründeki karmaşık bir yumağa dönmüş çıkar ilişkilerini çözdüğünü, hatta bunu Çin gibi yükselen bir süper gücün bile başaramadığını öne sürüyor. Bu iddialarını, Türkiye’nin ithal atıkların ülkeye girişinden nihai işleme tesisine ulaşana kadar izlenmesini sağlayan MoTAT adlı mobil tehlikeli atık takip sistemine dayandırıyorlar. Bu sistem sayesinde, atıkların hedeflenen tesise ulaşıp ulaşmadığının takip edilebildiği iddia ediliyor. Yılmaz, sistemin, atıkların hedeflenen yere gittiğini sağladığında ve yanıltılamayacağında ısrarcı.

Ancak bu iddialara kuşkuyla yaklaşmak için güçlü nedenler var. Tehlikeli (sarı listedeki) atıkların Türkiye’ye ulaştığında doğru şekilde sınıflandırıldığı – ki çoğu zaman böyle olmuyor – ve hedeflenen tesise kesintisiz biçimde taşındığı varsayılsa bile, söz konusu tesise ulaşıldığı anda denetim fiilen sona eriyor. Gündoğdu’ya göre, ithalatçı firmalar genellikle kâğıt üzerinde atığın tüm işleme sürecini gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olduklarını beyan ediyor; ancak gerçekte temizlik, ayrıştırma ve parçalama gibi en zahmetli aşamaları başka tesislere -çoğu zaman ruhsatsız olanlara – devrediyorlar, Fazli’nin öldüğü tesis gibi. “Atık, MoTAT etiketli konteynerden çıkarılıp başka bir kamyona yükleniyor,” diyor Gündoğdu ve ekliyor; “O andan sonra sistem tarafından izlenmiyor. Nereye giderse gitsin. Türkiye’de yollarda atık dolu kamyonları sürekli görüyorum.”

Avrupa’da Kasım 2026’da yürürlüğe girecek yeni düzenlemeler, Türkiye’yi Avrupa’nın atık yönetimi stratejisinin merkezine daha da yerleştirecek. OECD üyesi bir ülke olarak Türkiye, Avrupa ülkelerinden atık ithalatına izin verilen az sayıdaki AB dışı ülkeden biri olacak. Yeni düzenlemeler ayrıca Avrupa’dan yapılan plastik atık ihracatına yönelik denetimleri sıkılaştırmayı amaçlıyor. Örneğin, AB dışındaki OECD ülkelerine yapılacak yeşil listeli atık ihracatında dahi, alıcı ülkenin önceden onayı gerekecek. Türkiye’deki geri dönüşüm şirketlerinin ithal atık kabul edebilmesi için bağımsız denetimlerden geçmesi gerekecek. Ancak Gündoğdu’ya göre bu önlemler de ihlalleri engellemeye yetmeyecek. Zira bu tür denetimler hâlihazırda Türkiye’de ruhsatlandırma sistemi aracılığıyla uygulanıyor; ancak rüşvet, siyasi bağlantılar ve denetim zafiyetleri nedeniyle bu süreçler kolayca aşılabiliyor.

Çoğu uzmanın hemfikir olduğu üzere, sorun yeni düzenlemelerin halihazırdaki içinden çıkılmaz hale gelmiş meseleleri ele almaması: Geri dönüşüm, mümkün olduğunda, kirlidir ve pahalıdır. Ekonomik olarak makul olması için ucuz, kullanıp atılabilir bedenler gerektirir. Pek çok Türk geri dönüşüm firması göçmen emeği kullanmadan sektörde kâr elde etmenin imkansız olduğunu söyledi. Gittiğim her tesiste, ister Cebeci’deki ruhsatsız küçük işletmeler olsun ister Gebze, Adana ve Antalya gibi sanayi merkezlerindeki büyük tesisler, çalışanların önemli bir kısmının göçmenlerden oluştuğunu gördüm. Bu durum sektörde bir istisna değil, norm haline gelmiş durumda.

Bu arada plastik atık miktarı hızla artmaya devam ediyor. Kullanılmamış plastik üretimini ciddi biçimde azaltmaya yönelik yasal düzenlemeler olmadığı sürece, daha fazla atığın ihraç edilmesi yönündeki baskı da artacaktır. Bu da Türkiye’de daha fazla sömürüye ve daha fazla ölüme yol açacaktır. Nitekim bu ölümler artık o kadar yaygın hale gelmiştir ki, İstanbul’daki Afganistan Konsolosluğu’nda görevli bir yetkili, bu konuyu araştırdığımı söylediğimde şaşırmış ve “Bu ölümler her gün oluyor,” demişti. “Bu artık bir haber bile değil.”

“Türkiye’nin En Fazla Sömürülen İşçileri”

Aslı Odman’a göre her ölüm, anlamlı bir şeyleri açığa çıkarıyor. Türkiye’nin ekonomik yükselişine dair anlatı, ona göre, trajik hikâyelerle örülmüş karanlık bir yamalı bohçayı andırıyor; büyüme uğruna hayatların göz göre göre feda edildiği bir düzen. Kayıt dışı işçiler, Odman’a göre, Türkiye ekonomisinin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiş durumda.

“İşverenler – ister küçük olsun ister büyük – kayıt dışı çalışan bir işçinin ölmesine göz yumabiliyor,” diyor. “Biz buna kan parası diyoruz. Aile Türkiye’deyse, onlara bir miktar para veriliyor ve mesele kapanıyor. Dava açılmıyor. İşveren, kaç işçinin ölmesini göze alabileceğini hesaplayabiliyor ve buna göre kârını sürdürüyor.”

Arifullah Fazli’nin ailesinin böyle bir ‘kan parası’ alıp almadığı ise belirsiz. Ailesine ulaşmak mümkün olmadı; zira Afganistan’daki köyleri son derece uzak bir bölgede bulunuyor. Ölümünden üç yıl sonra bile dosyada ilerleme kaydedilememesinin temel nedeni de bu: Türkiye’de davayı takip edecek bir yakını yok, diye açıklıyor İstanbul’daki avukatlar. Onu tanıyanlara göre sessiz, kendi halinde biriydi. Amacı, Avrupa’ya ulaşmak ve Taliban’ın Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından çöken ekonomi karşısında ailesine destek olabilmekti.

Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle savaş, çevresel yıkım ve ekonomik çöküşten kaçan insanlar için bir geçiş ülkesi olmaktan kaçamıyor. Bu nedenle Fazli gibi insanlar için de doğal bir durak hâline gelmiştir. Kasım 2025 itibarıyla 2,7 milyonu bulan geniş mülteci havuzu ucuz emek için bariz bir kaynak sağlıyor. Gayriresmî sayının ise bunun çok üzerinde olduğu düşünülüyor. Türkiye’nin 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekince nedeniyle, mültecilerin büyük bölümü “şartlı” statüde kabul edilmektedir. Bu durum, onların uluslararası koruma rejiminden tam olarak yararlanamamasına ve büyük ölçüde iç politik dengelere bağlı bir yaşam sürmelerine yol açmaktadır. Pek çok düzensiz göçmen, uzun ve yıpratıcı başvuru süreçleri nedeniyle kayıt altına girmekten kaçınmakta; zaten travmatize olmuş bu insanlar, Türkiye’nin iç kesimlerindeki taşra kentlerinde yaşamak zorunda kalmaktadır. Bu da onları hem hukuki korumadan hem de çalışma ve sosyal destek olanaklarından, yeniden yerleştirilme ya da çalışma izni için önlerinde bir rota olmaksızın ve onları psikolojik ve finansal olarak destekleyecek ağlara erişimden mahrum bırakmaktadır.

Bu nedenle, kayıt dışı göçmenler Türkiye’deki en kırılgan ve en çok sömürülen iş gücünü oluşturmaktadır. “Afganlar, işverenler için Suriyelilerden daha uygundur,” diyor Odman. “Çünkü çok daha yoksuldurlar. Bu yüzden de sömürüye en açık grubu oluştururlar.”

Gazeteci ve eski Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Türkiye’deki göçmen emeğinin hiyerarşik bir yapıya sahip olduğunu söylüyor. Suriyeliler, 2016 Türkiye-AB Mutabakatı nedeniyle belirli sosyal yardımlardan faydalanabiliyor. İranlılar genellikle eğitimli olup öğretmenlik, mühendislik gibi nitelikli işlerde çalışıyor. Sahra Altı Afrikalılar daha çok depolama ve lojistik sektörlerinde istihdam ediliyor. Özbek ve Türkmenler ise dil avantajları nedeniyle eğlence, turizm ve hizmet sektörlerinde çalışıyor. Akdeniz’e göre Afganlar ise çoğunlukla tarım, inşaat, tekstil gibi ağır işlerde yer alıyor. Atık kâğıt ve plastik geri dönüşümü alanında ise en yaygın iş gücünü Pakistanlılar oluşturuyor, onları Afganlar, Suriyeliler ve diğerleri takip ediyor.

Ancak tablo giderek değişiyor. 2022 yılında Türkiye’de geri dönüşüm sektörünü incelemeye başladığımda, Afganlar kitlesel sınır dışı edilmelere maruz kalıyordu. Birçok Afgan işçi, gözaltına alınmamak için çalıştıkları tesislerin içinde yaşamaya başlamıştı. 2025 yılına gelindiğinde ise İstanbul’daki geri dönüşüm bölgelerinde Afgan işçilerin büyük ölçüde ortadan kaybolduğu, yerlerini Suriyeliler ile Sahra Altı Afrikalı genç erkeklerin aldığı görülüyordu. Pakistanlılar ise hâlâ sektörde varlığını sürdürüyor, ancak Avrupa’ya kaçmanın bir yolunu aramaya devam ediyorlardı.

Odman’a göre, bu tür sömürüye dayalı emek düzeninin Türkiye’de yakın zamanda sona ermesi pek olası değil. Sınır dışı etme yaygarasına rağmen, ucuz ve kayıtsız iş gücü birçok sanayi kolunun temel dayanağı olmaya devam ediyor. Avrupa sınırlarını giderek daha da sıkılaştırdıkça, çok sayıda insan Türkiye’de sıkışıp kalıyor ve sömürücü patronların insafına terk ediliyor. Ve ölümler sürüyor. Odman, kendisinin ve İSİG Meclisi’ndeki meslektaşlarının bu insanların kim olduklarını belgelemeyi hayatlarının işi hâline getirdiklerini söylüyor. Bu onlar için elzem.

Odman şöyle diyor: “Bunu her şeyden önce şunu söylemek için yapıyoruz: Siz varsınız. Ölerek de olsa varsınız. İsimlerinizi, yaşlarınızı, nereli olduğunuzu, ölümünüze yol açan koşulları, bazen öldüğünüz saati bile kaydediyoruz. Bu, onların ardından yapılan bir saygı duruşu. Ama aynı zamanda yaşamı savunmak için yapıyoruz.”

—
Adnan Khan, Hollanda ve Türkiye arasında çalışan serbest gazeteci. (https://x.com/AdnanRafiqKhan)

1https://www.polenekoloji.org/olumcul-bir-is-turkiyede-gocmen-emegi-ve-avrupanin-plastik-atigi/

Ölümcül Bir İş: Türkiye’de Göçmen Emeği ve Avrupa’nın Plastik Atığı

Adana Adanus Plastik Adnan Khan Çöp Yakma Geri Dönüşüm Geri Dönüşüm Tesisleri MERIP SASA Yeşil Yıkama
Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin
Share. Twitter Facebook Email Telegram Threads

Öne Çıkan Yazılar

ORÇEV’den Çağrı: Türkiye’de Bir Nehir Ağzı Ekosistemi Yok Olma Tehdidi Altında

Ordu Çevre Derneği

Paris İklim Anlaşması’nın 10. Yılı

Polen Ekoloji

Kitap İncelemesi: Barışçıl Sabotaj ve Çöküş Arasında

Mustafa Keseroğlu

Mexico City’nin UTOPIA’ları: Kentsel Ekososyalizm Modelinin Hayata Geçirilmesi

Ashwin Ravikumar

COP30’a Karşı Halklar Zirvesi Deklarasyonu

Polen Ekoloji

“İklim İçin Say” Yetmez

Gizem Sema
Son Yazılar

Kirli İşler- Avrupa’nın Bozuk Geri Dönüşüm Ticaretinin Gizli Mekanizmaları Ve İnsan Bedeli

4 Ocak 2026

ORÇEV’den Çağrı: Türkiye’de Bir Nehir Ağzı Ekosistemi Yok Olma Tehdidi Altında

3 Ocak 2026

Söyleşi: Polonyalı Yönetmenlerden Hasankeyf Belgeseli

7 Aralık 2025

Paris İklim Anlaşması’nın 10. Yılı

7 Aralık 2025

Kitap İncelemesi: Barışçıl Sabotaj ve Çöküş Arasında

24 Kasım 2025
SİTE TAKVİMİ
Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 
« Ara    
POLEN EKOLOJİ KİTAPLIĞI

Cüret

18 Kasım 2025

Tek İstediğimiz Dünya

4 Ağustos 2025

Kızıl Ekolojik Devrim

13 Mayıs 2025

Çoklu Krizler Çağında İktisadi Kalkınma, Büyüme ve Ekoloji

8 Nisan 2025

Çernobil

10 Şubat 2024
Hakkımızda
Hakkımızda

POLEN Ekoloji olarak, ekolojik mücadelenin kapitalizme karşı toplumsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası ve onun tümüne sirayet edecek biçimde, örgütlü olarak sürdürülmesi gerektiğini düşünen, bu doğrultuda yeni bir program ve stratejinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesinde yol arkadaşlığı yapmak isteyen herkesi kolektifimize ortak olmaya çağırıyoruz.
iletişim: bilgi@polenekoloji.org - polenekoloji@gmail.com

X (Twitter) Facebook YouTube Instagram
İçerikler

Kirli İşler- Avrupa’nın Bozuk Geri Dönüşüm Ticaretinin Gizli Mekanizmaları Ve İnsan Bedeli

4 Ocak 2026

ORÇEV’den Çağrı: Türkiye’de Bir Nehir Ağzı Ekosistemi Yok Olma Tehdidi Altında

3 Ocak 2026

Kapitalizmde İklim Krizi

2 Ocak 2026

Söyleşi: Polonyalı Yönetmenlerden Hasankeyf Belgeseli

7 Aralık 2025
1 2 3 … 124 Next
Polen Ekoloji’ye Katıl


Kolektif’e Katıl

Destek Ol

Hızlı Destek

Enstitü Seminerlerine Katıl

Bize yaz

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.