Close Menu
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
Sitede Gezinin
  • ADALET MÜCADELELERİ (30)
  • EKOLOJİ/İKLİM HAREKETLERİ (76)
  • English (24)
    • maın (5)
  • GÜNDEM (317)
    • ETKİNLİKLER (11)
  • MEDYA (5)
    • PODCAST (2)
    • VIDEO (3)
  • SÖYLEŞİ (53)
  • TEORİ (264)
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım (24)
    • Emekoloji (22)
    • Genel (1)
    • Gıda Egemenliği (22)
    • Hayvan Özgürlüğü (8)
    • İklim (25)
    • Kent Ekolojisi (26)
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi (27)
    • Marksist Ekoloji (24)
    • Mücadele ve Örgütlenme (26)
  • YAYINLAR (64)
    • Faaliyet Raporları (3)
    • Polen Bülten (26)
    • Polen Dergi Yazıları (8)
    • Polen Ekoloji Kitaplığı (11)
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
Home » Nepal’deki Kriz: İklim Krizi, Kapitalizm ve Himalayalar’ın Politik Ekonomisi

Nepal’deki Kriz: İklim Krizi, Kapitalizm ve Himalayalar’ın Politik Ekonomisi

By Kunal Chattopadhyay6 Eylül 2026Updated:6 Eylül 20268 Mins Read
Share
Twitter Facebook Bluesky Threads Copy Link

30 Ağustos 2026 | International Viewpoint | Çeviri: Damla Altunyurt


26 Ağustos’ta, Nepal-Tibet sınırındaki (Tibet bugün Çin’in bir “özerk bölgesidir”) Langtang Lirung zirvesinin kuzey yamacında bulunan bir buzul, altındaki taş katmanlarla birlikte çöktü. Neredeyse 7200 metrelik dağdan aşağı düşen bu buz ve kaya çığının etkisi o kadar büyüktü ki, Richter ölçeğinde 5.2 büyüklüğünde bir depreme eşdeğer bir sismik sinyal oluşturdu. Oluşan moloz akıntısı, Lende Khola Nehri üzerinden Bhote Koshi-Trishuli nehir sistemine kadar yaklaşık 100 kilometre boyunca ilerledi. Şimdiye kadar alınan haberlere göre köyler yerle bir oldu, Nepal’i Çin’e bağlayan ana yol ulaşıma kapandı ve en az 6 hidroelektrik santral hasar gördü. Nepal ve Tibet’te 500’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 2000 kişinin de kaybolduğu bildirildi.

Böylesine bir felaket, Langtang’ın tarihine hiç yabancı değil. Bölgede 2015 yılında Richter ölçeğine göre 7,8 büyüklüğünde bir deprem kaydedilmiş, aynı dağdan düşen buz ve kayalar sebebiyle Langtang köyünü kayalar kaplamış ve 300 kişi hayatını kaybetmişti. Ancak bu iki olay arasında önemli bir fark var. 2015 yılında yaşanan 7,8 büyüklüğündeki depremin doğrudan bir sebebi varken 2026’da böyle bir tektonik tetikleyicinin varlığına dair hiçbir kanıt bulamadık. Dağın bir kısmının kopmasıyla oluşan çığ, başta yanlışlıkla deprem sanıldı.

Ancak bu olayda “doğal” kelimesinin kendisi sorgulanmalı. Himalayalar’da geçmişte de buzullar kırıldı, yaşanan ani buzul selleri yeni olaylar değil. Yeni olan, bu “doğal” süreçlerin içinde gerçekleştiği sosyoekonomik sistem. Nepal dağları, son 30 yılda buzullarının neredeyse üçte birini kaybetti. Son on yılda buzulların erime hızı, geçmişe kıyasla neredeyse %65 arttı. Küresel ısınma sebebiyle buzullar eriyor, donmuş toprak zayıflıyor, donma-çözülme döngüsü değişiyor ve bütün bunların sonucunda dağların kayalarını bir arada tutan buz ve toprak eski sağlamlığını kaybediyor. Bilim insanları, 26 Ağustos’ta yaşanan bu buzul çöküşünün yalnızca ya da öncelikli olarak iklim değişikliğinden kaynaklandığını henüz söylemediler. Ancak böyle felaketlerin olasılığının ve şiddetinin arttığı bir durumda, bu felaketlerin insanlar tarafından yaratılan küresel ısınmayla ilişkisi şüphe götürmez.

Ekososyalist bir analiz tam da buradan başlamalıdır. İklim krizinin “insan kaynaklı” olduğu yönündeki yaygın kanı, yetersiz ve dolayısıyla da yanlıştır. Her insan eşit düzeyde fosil yakıt yakmaz, her toplum eşit karbon salımında bulunmaz ve her sınıf bu yıkımdan aynı şekilde kâr etmez. Kapitalist üretimin kalıcı birikim, pazar üretimi ve genişlemesi, doğanın bedava veya ucuz girdi olarak kullanılması gibi içsel zorunlulukları, bizi yaşamın sınırlarıyla sürekli ve doğrudan bir çatışmaya sürüklemiştir. Nepal, tarihsel olarak küresel ısınmanın yalnızca küçük bir kısmından sorumlu bir ülke olmasına rağmen zengin sanayileşmiş ülkelerin ve büyük karbona bağımlı ekonomilerin bedelini hayatlarıyla ödeyenler, Nepal’in tepelerinde yaşayan halklardır. Bu durum, iklim adaletsizliğinin sınıfsal ve emperyalist göstergesidir. İklim değişikliği sorunu da tam bu noktada dikkatli bir şekilde ele alınması gereken bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Nepal’deki bu çığın iklim değişikliğinden kaynaklandığı henüz kesin olarak kanıtlanmadı. Kaya ve buzul çığlarında jeoloji, eğim geometrisi, buzul dinamikleri, su, donmuş toprak ve başka birçok yerel faktör etkilidir.

Tek bir olayın derinlemesine analizi aylar, hatta yıllar sürebilir. 2021 yılında Uttarakhand’ın Chamoli bölgesinde yaşanan kriz, doğrudan iklim değişikliğine bağlanmamış olsa da küresel ısınmanın bu tür olayların olasılığını artırdığına dair uyarılar yapılmıştır. Yani ekososyalist eleştiri, bilimin bulgularının ötesine geçmek zorunda değildir. Ancak kesin olan gerçekler yeterince ölümcül. 1940’tan bu yana Langtang Lirung bölgesinin yaz sıcaklığı her on yılda 0,29 santigrat derece artmakta. 1996’dan 2025’e kadar olan dönemde ortalama sıcaklık, 1961’den 1990’a kadar olan dönemkinden neredeyse bir derece daha fazlaydı. 2022 ile 2025 yılları arasındaki dört yaz, son 86 yılın en sıcak beş yazı arasında yer aldı. Temmuz 2026, son 86 yılın en sıcak ikinci temmuzuydu ve Ağustos’un ilk 3 haftası, ortalama sıcaklığın önceki tüm Ağustos rekorlarının üzerine çıktığını gösterdi. 26 Ağustos’ta dağın kısmen çöküşü işte tam da bu koşullarda yaşandı.

Daha da önemli bir durum ise donmuş toprağın zayıflamasıdır. 1957’den günümüze kadar Doğu Himalayalar’daki buzullar, ortalama 30 metre kalınlığında buz kütlesi kaybetti. Bu kaybın yarısı, içinde bulunduğumuz yüzyılda yaşandı. Felaketin meydana geldiği yerden sadece 10 kilometre uzaktaki Yala buzulu, ilk kez incelendiği 1970’lerden bu yana %66 oranında küçüldü ve 784 metre geri çekildi. 2012-2025 yılları arasındaki yıllık ortalama kütle kaybı 0,92 metre suya eşdeğerdi. Bu miktar, 2024’te 1,9 metreye çıktı. Daha da önemlisi, Yala’nın denge çizgisi o kadar yükseldi ki buzulun tamamı artık fiilen erime bölgesi içinde kalıyor.

Tüm Langtang havzasında buzulların kapladığı alan, Küçük Buzul Çağı’ndaki haline kıyasla neredeyse %42 oranında azaldı. Buzul kaybı oranı, 1815 ile 1964 yılları arasında %0,11 iken 1964 ile 2023 arasında %0,49’a yükseldi. Bu orandaki en hızlı artış, 2000 yılından sonra gerçekleşti. Buz örtüsü kalktıkça büyük buzullar daha küçük, izole buzullara ayrılıyor. Böylelikle buzul sayıları 58’den 115’e yükseldi. Bu durumun, sözde “insan kaynaklı” (ama asıl kaynağı hoyratça karbon tüketen büyük sermaye olan) iklim değişikliği ile arasındaki bağlantı spekülasyon konusu değildir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 1990’lardan bu yana bütün dünyada buzulların geri çekilmesinin öncelikli olarak insan etkisinden kaynaklandığı sonucuna varmıştır. Ancak bu, her insanın yarattığı bir etki değil. Bir avuç şirketin, aşırı karbon salan ülkelerin ve hem bu ülkelerin hem de başka ülkelerin elitlerinin yarattığı bir etki. Ancak genel olarak dünya genelinde buzulların geri çekilmesinden bahsetmek, 26 Ağustos’ta yaşanan bu çığ felaketinin nedenlerini belirlemekten farklıdır. Politik olarak da bu ayrım önemlidir. Geçmişte yaşanan çığları örnek gösterip küresel ısınmanın rolünü reddetmek, tamamen bilim dışıdır.

Tehlikenin derecesi yalnızca dağdaki buz miktarına bağlı değildir, aynı zamanda bu buzun ve altındaki donmuş zeminin ne kadar hızlı değiştiğine de bağlıdır. Buzul incelirse dik kaya yüzlerini destekleyen buzlar da incelir, kayaların desteği azalır. Eriyen su, yeni çatlaklara ve kırılma düzlemlerine girer. Donmuş toprak ısınır ve erirse kırık kayaların üzerini kapatma görevi gören buz, zayıflar. Başka bir deyişle, nispeten hızlı değişen bir buzul kaya sistemi, sabit ve soğuk bir buzul sistemine göre çok daha tehlikeli olabilir.

Ancak, yalnızca dış etkenleri sorumlu tutarsak Nepal’in kendi politik ekonomisini gizlemiş oluruz. Son birkaç on yılda hidroelektrik enerji, Nepal’in kalkınmasının başlıca yolu olarak yüceltildi. Amaç, üretilen elektriği ihraç edip ülkenin ekonomik temelini geliştirmek, böylelikle de modernleşmeyi sağlamaktı. Hidroelektrik enerji kömüre ve petrole hiç benzemez, fosil yakıtların pençesinden kurtulmak için hidroelektriğe ihtiyaç vardır. Ancak bir proje, sırf yenilenebilir olduğu için sosyal ve çevresel olarak adil olmak zorunda değildir. Yollar inşa etmek için dağları patlatarak, nehirlerin yönlerini değiştirerek veya önlerini barajlarla kapatarak, büyük hidroelektrik santralleri ve iletim hatları inşa ederek, sınır ötesi ticaret altyapısını böylesine istikrarsız bir jeolojik yapı üzerinde geliştirerek Nepal, riskleri sürekli olarak artırmıştır. Araştırmalar, Nepal’de hidroelektriğin çoğunlukla teknik bir ekonomik sorun olarak görüldüğünü ve nehirlere bağımlı yaşayan yerel toplulukların ihtiyaçlarının ve bilgilerinin karar alma süreçlerinin dışında tutulduğunu çoktan göstermiştir.

Dolayısıyla bu felaketin acı ironisi, iklim değişikliğine karşı yeşil bir alternatif olarak sunulan hidroelektrik gücün kendisinin iklim değişikliğinden zarar görmesidir. Yaşanan sel, birçok hidroelektrik santraline zarar verdi. Daha önce 2015’te yaşanan sel esnasında aynı bölgede birçok hidroelektrik projesi ve Çin-Nepal ticaretinin önemli altyapıları yok olmuştu. Yani, aynı anda hem ekolojik bir krizle hem de dağların, nehirlerin, buzulların mübadele edilebilir kaynaklar olarak görüldüğü belirli bir kalkınma modelinin kriziyle karşı karşıyayız.

Sınıf sorunu da bütün bunlardan ayrı düşünülemez. Sellerden herkes aynı şekilde etkilenmez. Düzgün evleri, birikimleri, arabaları, sigortaları, siyasi bağlantıları olan ve başka bir yere sığınabilecek durumdaki kişilere kıyasla, tepelerin yamaçlarında tarım yapan köylüler, işçiler, küçük esnaf, nakliye işçileri ve genel olarak daha fakir aileler çok daha savunmasızdırlar. 2015 yılında aynı bölgede yaşanan seller, sınır ötesi ticaretin durması nedeniyle işçilerin, kamyon şoförlerinin, küçük esnafın ve yerel geçim kaynaklarına bağımlı insanların uzun vadeli zararlarla karşılaştığını göstermişti. Yani bu ekolojik felaket aynı zamanda bir sınıf felaketi.

Bu bağlamda, Nepal’de yakın zamanda yaşanan siyasi gerilimler de konuyla alakalı. 2025’te görülen yolsuzluk karşıtı gençlik hareketi, eski siyasal düzeni derinden sarsmıştı. Eylemciler polis kurşunuyla can vermişti, büyük bir öfke oluşmuştu ve nihayetinde KP Sharma Oli hükümeti düşmüştü. 2026 seçimlerinden sonra yeni bir hükümet kurulsa da merkezi karar alma süreçlerindeki yolsuzluk, toplumsal ayrımcılık ve devletin hesap verebilirliği konularındaki sorular ortadan kalkmadı. Bu nedenle ekososyalist bir bakış açısından, ekolojik demokrasi ile siyasal demokrasi arasında keskin bir ayrım yapmak mümkün değildir. Sıradan insanların devletin kararları üzerinde etkili demokratik kontrole sahip olmadıkları bir toplumda, yerel toplulukların nehirler, ormanlar, dağlar ve enerji altyapıları üzerindeki kontrolü de zayıf kalacaktır.

Yani ekososyalist program, yalnızca bir karbon azaltımı programı değildir. Himalayalara özgü ekolojik planlamaya ihtiyacımız var. Buzulların, donmuş toprağın, yamaçların uzun vadede gözetlenmesine ihtiyacımız var. Etkili erken uyarı ve tahliye sistemlerine, riskli nehir hatlarındaki inşaatlar üzerinde sıkı bir kontrole ihtiyacımız var. Yerel toplulukların, hidroelektrik ve yol projeleri üzerinde demokratik bir karar alma gücüne sahip olmasına ihtiyacımız var. İklim uyumunun öncelikli olarak özel yatırımların savunulması değil, insan hayatının ve geçiminin korunması olmasını sağlamaya ihtiyacımız var. Tarihsel olarak büyük karbon emisyonlarından sorumlu devletlerden ve şirketlerden iklim finansmanı için bağış yapmaları, teknoloji transferi sağlamaları, kayıp ve zarar tazminatı ödemeleri talep edilmelidir. Ancak eğer o para yerel elitlerin, inşaat lobisinin ve büyük altyapı sermayedarlarının eline geçerse sorun yalnızca yeniden üretilecektir.

Nepal’de yaşanan trajedi, işte bu nedenlerle gelecek için de bir uyarıdır. Sorulması gereken soru, buzulun neden kırıldığı değil. Asıl soru, hangi sosyal sistemin dünyayı böylesine bir hızda ısıttığı, bu durumdan kimlerin kâr ettiği, bedeli kimlerin ödediği ve insanlarla doğa arasındaki ilişki üzerinde karar verme gücünün kimin elinde olması gerektiği. Ekososyalizmin cevabı şudur: Ekolojik varoluş, sermaye birikiminin dayattığı zorunluluklara tâbi tutulduğu sürece bu kriz çözülemez. Üretim, enerji, arazi ve altyapı üzerinde demokratik toplumsal kontrolün kurulması gereklidir. Kalkınmanın ölçütünün kâr amacı ya da doğanın sınırlarının yeniden üretilmesine olan ihtiyaç değil, insan ihtiyaçları olduğu bir planlı dönüşüme ihtiyacımız var. Bu uyarı, özellikle Hindistan için önem taşıyor. Çünkü Sikkim eyaleti ve Batı Bengal’deki Darjeeling bölgesi de aynı türde bir “kalkınma” yaşamakta ve Sikkim’de çoktan ekolojik kriz uyarıları yapılmaya başlandı.

Okunma sayısı: 6
Himalayalar İklim Krizi Langtang Lirung Nepal
Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin
Share. Twitter Facebook Email Telegram Threads

Öne Çıkan Yazılar

Güneydoğu’da Sefalet

KATIK Dergisi

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

Polen Ekoloji

Ekolojik Mücadelede Yerellik, Yerel Direniş ve Ekolojik Bütünlük

Muammer Bilgiç

Çevresel Dönüşüm ve Kırımcılıkla Mücadele

Georges Gastaud

Doğa ve Halka Karşı Suç İşleyenlerin Aceleleri Var

Polen Ekoloji

“Düzenle Bağlarını Koparmaya Hazır Kadrolar Yetişiyor”

Cemre Nayir
Son Yazılar

Nepal’deki Kriz: İklim Krizi, Kapitalizm ve Himalayalar’ın Politik Ekonomisi

6 Eylül 2026

Güneydoğu’da Sefalet

25 Ağustos 2026

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

20 Ağustos 2026

Ekolojik Mücadelede Yerellik, Yerel Direniş ve Ekolojik Bütünlük

18 Ağustos 2026

Çevresel Dönüşüm ve Kırımcılıkla Mücadele

16 Ağustos 2026
SİTE TAKVİMİ
Eylül 2026
PSÇPCCP
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930 
« Ağu    
POLEN EKOLOJİ KİTAPLIĞI

Yaşam Ağında Emperyalizm

5 Eylül 2026

Tabiata Tahakküm ve Direniş: Türkiye’de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi

13 Ocak 2026

Cüret

18 Kasım 2025

Tek İstediğimiz Dünya

4 Ağustos 2025

Kızıl Ekolojik Devrim

13 Mayıs 2025
Hakkımızda
Hakkımızda

POLEN EKOLOJİ KOLEKTİFİ olarak, ekolojik mücadelenin kapitalizme karşı toplumsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak örgütlü sürdürülmesi gerektiğini düşünen bir stratejinin hayata geçirilmesinde yol arkadaşlığı yapmak isteyen herkesi kolektifimize ortak olmaya çağırıyoruz.

As the POLEN ECOLOGY COLLECTIVE, we call on everyone who wishes to be a fellow traveler in implementing a strategy in the direction of an well-organized ecological struggle as part of the broader struggle for social liberation against capitalism, to join our collective.

bilgi@polenekoloji.org
polenekoloji@gmail.com

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
İçerikler

Nepal’deki Kriz: İklim Krizi, Kapitalizm ve Himalayalar’ın Politik Ekonomisi

6 Eylül 2026

Güneydoğu’da Sefalet

25 Ağustos 2026

Akkuyu’dan Bugüne Bir Mücadelenin Hafızası

21 Ağustos 2026

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

20 Ağustos 2026
1 2 3 … 132 Next
Polen Ekoloji’ye Katıl


Kolektif’e Katıl

Destek Ol

Hızlı Destek

Enstitü Seminerlerine Katıl

Bize yaz

  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.