Kolektifimizden Cemre Nayir, Ankara’daki su sorununa ilişkin Polen Genç Hareket üyesi Medine Açıkgöz ile röportaj gerçekleştirdi. İlgili röportajı aşağıda size sunuyoruz.
Ankara’da ne zamandır su sorunu yaşıyorsunuz?
İklim değişikliğinin hızlanmasıyla/etkilerinin artmasıyla birlikte Türkiye’nin bulunduğu coğrafya nedeniyle kuraklık sorunu yaşayacak ülkelerden biri olduğu bilinmektedir. Ankara’da sadece kuraklık nedeniyle olmayan bir su sorunu özellikle 2024’ten itibaren daha çok gündeme gelse de uzun yıllardır bilinen bir durumdu. Bu sorun, 2025’in son iki ayında su kesintileri ile yeniden kent gündeminde öne çıktı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ASKİ’nin verilerine göre, Ankara’da 2025 yılı, hidrolojik veriler açısından son 50 yılın en kurak yılıydı. 2025’te barajlarda biriken toplam su miktarı tarihsel olarak en düşük seviyelere gerilemiş; artan nüfusla birlikte kişi başına düşen günlük su miktarı Gerede hariç 55 litreye kadar düşmüştür. 8 Ocak 2026 itibarıyla Ankara’daki barajların aktif doluluk oranı yüzde 1’e kadar gerilemiştir. Geçen yıl aynı tarihte bu oran yüzde 19,75 idi. Ankara’daki yağış miktarı 2023-2025 yılları arasında belirgin bir düşüş göstermiştir. 1990’lı ve 2000’li yıllarda kişi başına günlük 100–125 litre seviyelerinde olan su miktarı, 2025’te neredeyse yarı yarıya düşmüş durumdadır. Dolayısıyla su sorunu, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Ankara’da da endişe verici boyutlara ulaşmıştır.
Su sorunu hangi bölgelerde daha fazla?
Barajlardaki doluluk oranlarının kentin su ihtiyacını karşılamayacağı açığa çıktığında Belediye çözümü sonraki yılları tehlikeye atma pahasına yer altı sularının kullanılmasında buldu. Ancak bu çözüm için kullanılacak su pompaları kesintiler yaşanmadan önce tahsis edilmemiş ve geç kalınmıştır. Bu sebeple, kentin bazı bölgelerinde su depolarına yeterli su ulaşmamış ve basınç sorunu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla su sorunu, yüksek kotlardaki konutlar ve yerleşim yerlerinde daha fazla etkili oldu. Örneğin Mamak’ta Tuzluçayır’ın ve Çankaya’da Kızılay ve 100. Yıl Mahallesi’nin yüksek kesimleri ile Keçiören’in ve Yenimahalle’nin bazı bölgelerinde art arda su kesintileri gerçekleşti.
Yerel yönetimin su kriziyle ilgilenme kapasitesi yeterli mi?
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), artan hava sıcaklıkları nedeniyle buharlaşmanın arttığını, yağışların azaldığını, bu durumun da Ankara’nın suyunu tehlikeye attığını belirtiyor. Bu bilimsel olarak doğrudur. Ancak suyun yönetiminden, suya ulaşmak için gerekli materyallerin temininden, su şebekesinin sağlığından ve suyun dağıtımından, yani içme suyunun kaynağından halka getirilmesine kadarki tüm su organizasyonundan sorumlu iki kurum olan yerelde ABB’ye bağlı ASKİ ve merkezde Devlet Su İşleri’dir (DSİ). Bu iki kurum da su sorununun sorumlusu olarak birbirini işaret ederek kendini aklamaya çalışıyor. ABB, su sorunuyla ilgili DSİ ile “defalarca” iletişime geçildiğini ancak Ankara’ya yeni kaynak tahsisi ve bu konuda zamanında adım atılması için gereken hızın gösterilmediğini belirtirken DSİ, suyun halka ulaştırılmasının belediyelerin sorumluluğu olduğunu, Ankara’ya fazladan su tahsis edildiğini, çözüm önerilerinin tamamının ABB’ye iletildiğini söylemektedir.
ABB, su sorununu çözmek amacıyla bazı adımlar attı ve ASKİ, bu adımları açıklamalarında belirtti:
“Park ve bahçelerin sayaçlarını söktük. Konut ve iş yerlerinde aşırı su tüketen aboneleri caydırıcı tarifeler devreye aldık. Az su tüketen tarifelerin bedelini ise azalttık ve onları teşvik ettik. Hobi bahçelerine verilen su miktarını azalttık. Büyük tüketimli abonelere denetimleri artırdık. Kritik noktalarda basınç ve debi kontrollerini artırarak fiziki kayıpları azaltma çalışmalarımız devam ediyor. Sulamaya verilen suyun azaltılması için merkezi otoritelere gerekli yazıları yazdık. Kuru tarıma geçilmesi, kuru peyzaja geçilmesi konularında hem belediyeye hem de merkezi otoritelere gerekli yazıları yazdık. Bu şekilde şu an itibarıyla ayda 3 milyon metreküpe yaklaşan seviyelerde su tasarrufu sağladık.”
Bu adımların yetersiz olduğu yaşanarak görüldü. Su sorunu, Ankara da dahil olmak üzere çok sayıda kentin ciddi bir sorunudur. Ankara için kısa vadede önümüzdeki günler, haftalar, aylar için su sağlansa bile su sorunu uzun vadeli planlanması gereken başat bir sorundur.
Halkın günlük yaşamda suyu kesilirken yüksek miktarda su tüketen OSB’lerin, santrallerin, fabrikaların, madenlerin suyu kesilmedi. Tarımda şeker pancarı, havuç gibi yüksek miktarda su gerektiren ürünler ekilmeye devam etti. Ayrıca, tarımda yeraltı suyunun sulamada yoğun kullanımı ve vahşi sulama yöntemleri de devam etti. Ankara’daki su kayıp-kaçak oranı %37 olmasına rağmen gerekli tedbirler alınmadı.
Sular ne kadar sık kesiliyor, günlük yaşamı nasıl etkiliyor?
Sular, özellikle yüksek kotlardaki konutlar ve yerleşim yerlerinde genellikle akşam saat 17.00’den sonra ya da gece yarısı sularında kesiliyordu. Bazı bölgelerde, art arda birkaç gün gündüz su kullanılabilirken gece boyu tamamen kesinti oldu. Su kesintisi özellikle su deposu olmayan yerleşim yerlerinde, işyerlerinde ve su depolamakta zorluk çeken hanelerde hijyen açısından problemler yarattı. Özellikle küçük esnaf ve işletmeler, bu işletmelerde çalışan emekçiler durumdan olumsuz etkilendi. Yurtlarda ve okullardaki su kesintisi öğrencileri zor durumda bıraktı. Hijyen gibi temel ihtiyaçları karşılamak için dahi şişeyle su almak gerekti. Bu durum, yoksul halkın maddi yükünü ağırlaştırdı. Ancak bu sırada su tüketen sektörlerde üretim devam etti. Dolayısıyla günlük yaşam üretim alanında devam ederken işçi-emekçi ve diğer toplumsal kesimlerin günlük faaliyetlerini etkiledi.
Su sorunundan en çok etkilenen gruplar kimler?
Suyun kullanımını gerektiren alanlarda emek veren kişiler en çok etkilenen kesim olarak göze çarpıyor. Örneğin temizlik, yemek, çocuk bakımı gibi ev içi emeği üstlenen kadınlar oldukça zorluk çekiyor. Kafe, AVM vb. alanlarda hizmet sektöründe çalışanlar, su kesintileri sebebiyle fazla mesai yapmak zorunda kalıyor. Su kesintisi nedeniyle yurtlarda kalan öğrenciler mağdur oluyor. Su deposu olmayan emekçi semtlerdeki evlerde yaşayan yoksullar, damacana veya şişeyle su almak durumunda kalıyor, bu durum yoksulların bütçelerini zorluyor. Emekçi semtlerde halihazırda var olan hijyen sorunu susuzluk ile artıyor. Bu durum hastalıklara karşı daha hassas olan çocuklar ve yaşlılar için risk oluşturuyor.
Ankara’nın su krizi nasıl çözülebilir, yerel ve merkezi yönetim nasıl bir çalışma yapmalı?
Su sorununun çözümü için kısa vadede uygulanabilecek çözümler vardır. Bunlar; ölü hacimden faydalanmak için su pompalarının kullanılması, suyun kayıp-kaçak kullanımının takip edilmesi, tarımda suyun kullanımının kontrol edilmesi, mevcut su kaynaklarının verimli kullanması olabilir. Bu uygulamaların ötesinde en çok su harcayan sektörlerde üretimin düşürülmesi ve bu sektörlerde çalışan işçilere ücretli izinlerin sağlanması gerçekleştirilebilir.
Bugün su sorunu olarak karşımıza çıkan durum, yüksek miktarda su tüketen madencilik, turizm, enerji gibi sektörlerin insanların, hayvanların refahı göz ardı edilerek sırf şirketlerin kârı için desteklenmesidir. Polen Ekoloji Kolektifi, ekstraktivizmin Türkiye’deki durumu üzerine yürüttüğü çalışmada tüm illerdeki son 5 yılda ilan edilen maden ruhsat alanlarını ve ÇED aşamasındaki maden projelerini incelemiştir. Ankara bu çalışmada maden işletilmesi planlanan alanların genişliğiyle “gözden çıkarılan kent” olarak nitelenmiştir. Buna göre, 2023 yılından bugüne Ankara’da 11 mega madeni de içeren 22.403 hektar alan satışa çıkarılmış. ÇED aşamasındaki projelerde 4 proje için ÇED gerekli değil/ÇED olumlu kararı verilmiş. 3 proje için ise ÇED süreci devam etmektedir. Bu ihalelerin yanı sıra şirketlere ihalesiz tahsisler de mevcut. Örneğin, 2022-2025 yıllarında 203 adet ruhsat sahası ihalesiz olarak satılmış. Ankara bir mega maden memleketi haline getirilmek istenmektedir. Su sorunu yaşayan bir kentte daha çok maden açılmak istenmesi yaşam düşmanlığıdır. Kaldı ki Ankara’daki mevcut maden ocaklarının su kullanımı tartışılmıyor, bu madenlerin sudan daha acil hangi toplumsal ihtiyaca yanıt olduğu gündeme bile gelmiyor. Şirketlerin çarkı döndüğü sürece evlerin musluklarının akmamasını sorun etmiyor bu düzen.
Türkiye’de 2024 yılında madenlerin tükettiği toplam su miktarı 393.662.000 m³’tür. Ankara’da 23 Ocak 2026’da ÇED olumlu kararı verilen Mamak ve Elmadağ’daki 67862 ruhsat numaralı kil ocağı kapasite artışı projesi yıllık 2.880 m³ su harcayacaktır. Yine 30 Aralık 2025’te ÇED olumlu kararı verilen Elmadağ’daki kırma eleme tesisi projesi, inşaat ve işletme aşamasında toplam günlük 41 m³ su harcayacaktır. Madenlerin yanı sıra termik santraller de yüksek miktarda su tüketmektedir. Örneğin Türkiye’de 2024 yılında termik santraller 9.037.590.000 m³ su tüketmiştir. Ankara’da, 2 Mayıs 2025’te ÇED Gerekli Değil/ÇED olumlu kararı verilen Çankaya’daki Nexus Tower turizm projesi, günlük 127 m³ su harcayacaktır. Bunun dışında su kullanımı yoğun tüm üretim ve hizmet sektörlerinde benzer bir büyüme hali, kentin su varlıklarını şirketlerin kullanımına sunmaktadır.
Ankara’nın su sorununda önemli faktörlerden bir diğeri, işlenen kent suçlarıdır. Ankara, birçok dere ve küçük akarsuya sahip bir kentti. Ancak 1950’lerden itibaren bu derelerin üstü “taşkın kontrolü”, “koku”, “lüks konut ve yol projeleri” gerekçeleriyle ve plansız kentleşmeden doğan sorunlar bahane edilerek kapatıldı. Dereler, yağmur suyunu toplayıp toprağa karışmasına yardımcı olarak yeraltı suyu seviyesini dengelemektedir. Bugün dereler kapatıldığı için yağmur suyunun, barajlara ve yeraltı sularına katkısı sınırlı kalmaktadır. Bunun yanı sıra dereler, Ankara’nın sürekli su kaynaklarından biriyken kapatılmaları sonrası Ankara, kuraklık karşısında daha savunmasız olan barajlara bağımlı hale gelmiştir.
Yani, halk içecek, yıkanacak su bulamazken mevcut su kaynakları sermayeye ayrılmaktadır. Bunu dile getirdiğimizde kimi zaman kalkınma düşmanı olmakla itham ediliyoruz. Burada işaret ettiğimiz nokta, bütün bu faaliyetlerde halk yararının gözetilmemesidir. Kalkınma olarak adlandırılan süreçlerde kalkınan yalnızca belirli sermaye gruplarıdır. Su kaynakları, halkın kullanımına değil sermayeye ayrıldığı sürece halkın temiz suya erişimi her yıl gittikçe zorlaşmaktadır ve zorlaşacaktır.
Bunun yanı sıra kısa vadede çözüm olarak sunulan uygulamalarda dahi sermaye grupları arasındaki çıkar çatışmalarından dolayı Ankara’da bu farklı sermaye gruplarının çıkarlarını temsil eden siyasi yapılar olan yerel ve merkezi yönetimin iş birliği yapmasını beklemek gerçekçi değildir. Bugün yerel ve merkezi yönetim su sorununun müsebbibi olarak birbirlerini göstermekte ve sorumluluğu üstlerinden atmaya çalışmaktadır. Sosyal medyanın meşhurlarından olan “birbirini işaret eden örümcek adam” görseli bu tabloyu anımsatırken suyu kesilmiş emekçi halk günlük yaşamda gerçek kahramanlıkları sergilemektedir.
Su sorunuyla ilgili halkın taleplerine dair neler söyleyebilirsiniz?
Halkın talepleri şu şekildedir:
- Temel bir insan hakkı olan su hakkının, sağlıklı bir yaşam için gerekli asgari günlük miktarı tüm halka ücretsiz sağlanmalıdır.
- Yukarıda değindiğimiz sektörlerde gerekli denetim mekanizmaları oluşturulmalı ve yaptırımlar uygulanmalıdır.
- Suya erişimde eşitliğin sağlanması için sokaklara, okullara, işyerlerine ücretsiz sebiller konulmalıdır.
- Kapatılan dereler, uygun bir planlama ile kente yeniden kazandırılmalıdır.
- Tarımda daha az su gerektiren ürünlere yer verilmeli ve sulama yöntemleri değiştirilmelidir.
- Bilimsel veriler ve kamu yararı gözetilerek su planlaması yenilenmelidir. Bu planlama halk ile şeffaf şekilde paylaşılmalıdır.
- Suyla ilişkili politikalarda halkın yerel yönetime katılımı artırılmalı ve halka denetim yetkisi sağlanmalıdır.
Özetlemek gerekirse, Ankara’daki su sorununun çözümü, bu sorunun esas kaynağına karşı örgütlü bir halk mücadelesinden geçmektedir. Biz, Polen Genç Hareket olarak bu mücadeleyi örmeye niyetliyiz. Bu sebeple, doğadan ve halktan yana çizgimizi sahiplenerek “Ankara’nın Suyu Nerede?” kampanyasını başlatacağımızı bu röportaj vesilesiyle duyuruyoruz. Bu kampanya kapsamında su sorununun yıllar içerisinde nasıl ilerlediği, bu sorunun temel kaynaklarının neler olduğu, suya erişimdeki adaletsizliği, suyun sermaye için ayrılırken halktan nasıl esirgendiğini duyurmak, birlikte öğrenmek, su hakkımız için örgütlenmek ve harekete geçmek istiyoruz. Önümüzdeki günlerde sokaklarda, kampüslerde görüşmek dileğiyle!
