Kaynak: La Lucha* | 19 Ocak 2026 | Çeviri: Onur Yılmaz

ABD tarihinin çoğunda genel grevler nadir görülegelmiştir; bunun nedeni işçilerin mücadele iradesinden yoksun olmaları değil, egemen sınıfın bu güç ortaya çıktığında hızlı ve şiddetli bir şekilde harekete geçmesidir.
Bir şehrin tamamında işçiler topluca iş bırakma eylemi yaptıklarında, sadece taleplerde bulunmaktan daha fazlasını yaparlar. Toplumu aslında kimin ayakta tuttuğunu ortaya çıkarırlar ve bu ifşaat sayısız kez baskıyla karşılanmıştır: polis şiddeti, toplu tutuklamalar, mahkeme kararları, federal müdahale ve bu tür eylemlerin yayılmadan önce yasa dışı hale getirilmesi için yazılan yasalar.
Bu tarih artık soyut değil. 7 Ocak’ta, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı Jonathan Ross, Minneapolis’te yerleşim yerlerinin olduğu bir sokakta 37 yaşında lezbiyen bir anne ve ABD vatandaşı olan Renee Good’u vurarak öldürdü. Good, altı yaşındaki oğlunu okula bıraktıktan sonra evinin yakınlarında ICE operasyonlarını izliyordu.
Olayın ardından geçen günlerde, federal ekiplerin protestocuları ve çevredeki insanları şiddet kullanarak gözaltına aldıkları görüntüler kaydedildi. Buna karşılık, Minneapolis’teki halk örgütleri, göçmen hakları savunucuları ve sendikalardan oluşan bir koalisyon, 23 Ocak gününe ICE’ın şehri terk etmesini talep eden şehir çapında kitlesel bir eylem çağrısında bulundu; bu eylemde iş, okul ve alışverişe gidilmeyecek.
90’dan fazla örgüt, 23 Ocak cuma günü işe, okula ve alışverişe gitmeme çağrısıyla “ICE Minnesota’dan Defol: Hakikat ve Özgürlük Günü” etkinliğine katılacağını açıkladı.
Eylemin sendika destekçileri arasında: Minneapolis Bölgesel İşçi Federasyonu AFL-CIO, ATU Yerel 1005, SEIU Yerel 26, UNITE HERE Yerel 17, CWA Yerel 7250, St. Paul Eğitimciler Federasyonu Yerel 28, Minneapolis Eğitimciler Federasyonu AFT Yerel 59, IATSE Yerel 13, Lisansüstü İşçi Sendikası ve UE Yerel 1105 yer almaktadır.
Eğer o gün şehir genelinde çok sayıda işçi iş bırakırsa bu, genel grev düzeyine gelecektir.
Renee Good beyaz tenli ve ABD vatandaşıydı. Göçmenlik tutuklamasının hedefi değildi ve herhangi bir suçla suçlanmamıştı. Cinayeti, Trump yönetiminin ikinci döneminde göçmenlik uygulamalarına yönelik şiddetin keskin bir şekilde arttığı bir dönemde gerçekleşti; bu şiddet büyük ölçüde göçmenleri ve azınlıkları hedef aldı. Sadece 2025 yılında, ICE gözetiminde 31 kişi öldü; bu, son yirmi yıldan fazla bir süredir görülen en yüksek sayıydı. 2026’nın ilk günlerinde ise bir dizi insan daha hayatını kaybetti. Yıllarca yetkililer, bu tür bir federal baskıyı rutin bir uygulama olarak ele alırken, bu baskı göçmenleri ve azınlık topluluklarını hedef almaya devam etti.
Genel grev
Şehir veya bölge genelinde işçilerin aynı anda iş bırakması anlamına gelen genel grev, işçi sınıfının elindeki en güçlü silahlardan biridir. Aynı zamanda ABD tarihinde en nadir görülen grev türüdür.
Bu nadirlik, militanlık eksikliğiyle ilgili değil. ABD’li işçiler defalarca bu düzeyde bir mücadele isteğini gösterdi. Genel grevleri istisnai kılan şey kapsamlarıdır: bunlar, aynı anda sektörler, iş yerleri ve mahallelerdeki işçileri bir araya getiren kitlesel eylemlerdir.
Bu ölçekte işgücü eylemlere çekilirse, yalnızca bireysel işverenleri değil, tüm bir şehrin veya bölgenin normal işleyişini de aksatır.
İşte tam da bu nedenle bu tür eylemler sert bir tepkiye yol açar. Amerika Birleşik Devletleri’nde grevler rutin olarak polis şiddeti, toplu tutuklamalar, ihtiyati tedbirler ve federal müdahale ile karşılanmaktadır. Destek grevleri ve ikincil eylemler de suç haline getirilmiş, hatta yasal olarak izin verilen grevler bile onları kontrol altına almak için tasarlanmış mahkeme kararları ve uygulama yetkileriyle sınırlandırılmıştır.
İşçi hakları söz konusu olduğunda, dünyanın en büyük sanayileşmiş emperyalist güçleri arasında ABD en anti-demokratik olanıdır; burada işçilerin çok az hakkı var ve bu az sayıdaki hak bile rutin olarak baskı altına alınır.
Seattle 1919: Zirve noktası
Şubat 1919’daki Seattle Genel Grevi, ABD tarihindeki en büyük genel grev olarak tarihe geçmiştir. Beş gün boyunca 65 bin işçi şehri felç etti. Tersane işçileri daha yüksek ücretler için greve gitmişti; birkaç gün içinde tüm Seattle işçi hareketi de onlara destek olmak için greve katıldı.
Eylemi sendikalar koordine etti, ancak kapsamı hızla tek bir örgütün kontrolünü aştı. Bunu takip eden olaylarla birlikte bu eylem hafızalarda genel grev olarak kaldı.
İşçiler sadece işi bırakmakla kalmadılar, şehri kendi şartlarına göre yönetmek için örgütlendiler. Sendika tarafından işletilen süt dağıtım istasyonları, hastanelere ve bebekli ailelere süt teslimatını sağladı. İşçi güvenlik görevlileri, polis olmadan düzeni sağladı. Kafeteryalar her gün binlerce işçiyi besledi.
Ancak grev, asıl taleplerini kazanamadan sona erdi. Grev komitesi, federal hükümetten, basından ve ulusal AFL yetkililerinden anında düşmanlıkla karşılaştı. Seattle belediye başkanı, Rus Devrimi’nin ardından grevcileri Bolşevik olarak nitelendirdi. Federal birlikler seferber edildi. İşe geri dönme baskısı arttı.
En önemlisi, grevde tersane işçileriyle dayanışmanın ötesinde somut, ulaşılabilir talepler yoktu. Tersane anlaşmazlığı çıkmaza girdiğinde, Genel Grev Komitesi eylemi sona erdirme kararı aldı. İşçiler taviz vermeden geri döndüler, ancak egemen sınıfı dehşete düşüren bir şeyi göstermişlerdi: Beş gün boyunca işçiler büyük bir ABD şehrini kapatıp kendileri yönettiler. Bu gösteri, ardından gelen baskıyı şekillendirdi.
San Francisco 1934: Polis şiddeti kitlesel eylemlere yol açtığında
15 yıl sonra, San Francisco farklı bir dinamik sergiledi. 1934 Genel Grevi, Pasifik limanlarını zaten felç etmiş olan iki aylık Batı Kıyısı liman işçileri grevinden doğdu. 5 Temmuz’da, “Kanlı Perşembe”de, polis grev gözcülerine ateş açarak iki işçiyi öldürdü.
Şehirde büyük bir öfke dalgası yaşandı. Birkaç gün içinde 150 bine yakın işçi iş bırakma eylemi yaptı.
San Francisco’da polis cinayetleri, acı dolu ancak kontrol altında tutulan bir mücadeleyi şehir çapında bir greve dönüştürdü. Polis ve hükümet güçlerinin şiddeti görmezden gelinemez hale geldiğinde, yıllardır biriken öfke açık, kolektif bir eyleme dönüşebilir.
Bu grev, Seattle’dakinden önemli noktalarda farklıydı. Açık talepleri olan süregelen bir mücadeleden doğmuştu: Liman işçileri için sendika hakkının tanınması ve sendika temsilcisinin o gün başvuran tersane işçisi grubundan bir kısmını seçerek işe aldığı “shape-up” işe alım sistemine son verilmesi. İşçiler zaten aylarca süren çatışmalara katlanmışlardı. Mücadelede sınanmış bir liderliğe ve tırmanmaya hazır, tabandan gelen bir desteğe sahiplerdi.
Ulusal Muhafızlar limanı işgal etti. Yüzlerce kişi tutuklandı. Ancak dört gün sonra işçiler kazandı. Tahkim, sendikanın tanınmasını sağladı ve işe alım merkezini kurarak limanlardaki güç dengesini nesiller boyu değiştirdi.
Minneapolis’in talebi de (ICE’nin şehirden çıkması) benzer şekilde açık. Ancak bu talep, bir işvereni değil, federal gücü hedef alıyor.
Teamsters[1] sendikasının en uzun süre görev yapan üst düzey yöneticisi ve Teamsters Ulusal Siyahlar Birliği’nin eski başkanı Chris Silvera’nın “1934: İyi Bir Sorun Yılı” başlıklı konuşmasında vurguladığı gibi, San Francisco Genel Grevi izole bir patlama anı değildi.
Bu, Büyük Buhran’ın en derin dönemlerinde yaşanan daha geniş çaptaki işçi sınıfı ayaklanmasının bir parçasıydı; Toledo Auto-Lite grevinden Minneapolis Kamyon Şoförleri grevlerine ve kıyı boyunca süren liman işçilerinin iş durdurmalarına kadar uzanıyordu. İşsizliğin hızla arttığı, bankaların çöktüğü ve tüm şehirlerin krize sürüklendiği bir dönemde, 1934’te polis ve federal yetkililer tarafından uygulanan şiddet bu mücadeleleri kontrol altına almak yerine hızlandırdı ve tek bir sektörde başlayan grevleri, işçi hareketine sonraki on yıllar boyunca şekil veren şehir çapında çatışmalara dönüştürdü.
1934’te Minneapolis, polis şiddetiyle kitlesel işçi ayaklanmasının merkezine dönüşmüştü; 2026’da ise polis ve federal baskının kolektif tepkiyi nasıl yeniden şekillendirdiği bir kez daha sınanıyor.
Oakland 1946: Grev yukarıdan nasıl bastırıldı?
Aralık 1946’daki Oakland Genel Grevi, kadın mağaza çalışanlarıyla başladı. Polis, haftalardır grevde olan kadın tezgahtarların bulunduğu şehir merkezindeki iki mağazanın önündeki grev alanlarında grev kırıcı kamyonlara eşlik etti. Öfke hızla yayıldı.
Oakland genelinde işçiler kendiliğinden iş bıraktı; yaklaşık 400 bin nüfuslu şehirde 130 bin kişi greve gitti. Şehir merkezi bir işçi festivali alanına dönüştü; sokaklara müzik kutuları taşındı ve grev alanlarında grevcilere ücretsiz içki ikram edildi.
Aralık 1946’daki Oakland Genel Grevi, yetkililer müdahale edip kitlesel eylemleri kontrol altına aldığında, bu eylemlerin ne kadar çabuk sona erdirilebileceğini gösterdi.
Bu grev, sıradan işçilerin dayanışmasının bir şehir genelinde ne kadar hızlı yayılabileceğini ve sendika yetkililerinin kendi otoritelerini ve konumlarını korumak için müdahale etmeleri durumunda, işçilerin kendilerinin başlattığı bir mücadeleyi sona erdirmek anlamına gelse bile, bu dayanışmanın ne kadar hızlı kesilebileceğini gösterdi.
Genel grevler neden ortadan kayboldu?
1930’lar ve 1940’lardaki grev dalgası, egemen sınıfı dehşete düşürdü. Onların yanıtı sistematik oldu.
1947 tarihli Taft-Hartley Yasası, genel grevleri mümkün kılan taktikler olarak rol oynayan dayanışma grevlerini, ikincil boykotları ve kitlesel grev gözcülüğünü yasakladı. Sendika yetkililerinin komünizm karşıtı yeminli ifadeler imzalamasını zorunlu kılarak militanları ve solcu örgütleyicileri sendikalardan uzaklaştırdı.
Soğuk Savaş bu süreci tamamladı. Sınıf mücadelesine dayalı sendikacılığın yerini “işletme sendikacılığı” aldı: Sendikalar, işçileri patronlara ve hükümete karşı bir sınıf olarak harekete geçirmek yerine, sözleşme müzakere etmek, kendi üyelerini denetlemek ve kurumsal istikrarı korumakla görevlendirildi.
Sonuç olarak, ABD’deki hiçbir şehirde yetmiş yılı aşkın bir süre genel grev yaşanmadı.
2006: Yapısız kitlesel eylem
2006’daki “Göçmensiz Geçen Bir Gün” eylemi, Amerika Birleşik Devletleri’nde kitlesel iş bırakma eylemlerinin hâlâ mümkün olduğunu ve aynı zamanda kalıcı bir örgütlenmeyle desteklenmedikleri zaman karşılaştıkları sınırlarını gösterdi.
1 Mayıs 2006’da, milyonlarca göçmen işçi ve onları destekleyenler, belgesiz göçmenleri ve onlara yardım edenleri suçlu sayacak olan Sensenbrenner yasa tasarısını protesto etmek için ülke genelinde işe gitmedi veya iş bırakma eylemi yaptı. Orta Batı’daki et işleme tesisleri kapandı veya üretim yavaşladı. Güneybatı ve Kaliforniya’daki inşaat alanları ıssız kaldı. Restoranlar, oteller, giyim mağazaları ve gıda işleme tesisleri kapandı veya asgari personel ile çalıştı. Los Angeles, Chicago, Dallas ve Denver gibi şehirlerde, yürüyüşlere yüz binlerce, bazı durumlarda bir milyondan fazla insan katıldı.
Bu eylem, tek bir günlüğüne de olsa, tartışmasız bir gerçeği ortaya koydu: Göçmen işgücü ABD ekonomisi için hayati önem taşıyor ve bu işgücü çekildiğinde, tüm sektörler bunu anında hissediyor.
Ancak bu eylem, işyeri örgütlenmesi veya grev komitelerine dayanmıyordu. Büyük ölçüde göçmen hakları grupları, kiliseler ve İspanyolca yayın yapan medya kuruluşlarından oluşan koalisyonlar tarafından çağrılmıştı; iş bırakma eylemini sürdürmeye hazır sendikalar tarafından değil. 1 Mayıs sona erdiğinde, katılımcıların çoğu ertesi gün işe döndü. Eylemi koordineli bir şekilde tırmandırma, eyleme katılanların işyerlerinde patronlar tarafından hedef alınacağı misillemelerden koruyacak bir mekanizma ve günübirlik iş bırakma eylemini sürekli bir baskıya dönüştürebilecek bir örgütlenme yoktu.
Sensenbrenner tasarısı sonunda geri çekildi, ancak daha geniş kapsamlı talepler –yasallaştırma, baskınların sona erdirilmesi ve göçmen işçiler için tam haklar– hiçbir zaman güvence altına alınmadı.
2018-2019: Öğretmenler başka bir yol gösteriyor
2018’de Batı Virginia’daki öğretmenler yasadışı bir greve gitti. Oradaki kamu sektörü çalışanlarının toplu pazarlık hakları yoktu ve eyalet on yıllardır büyük bir grev görmemişti. Eğitimciler eyaletteki tüm devlet okullarını dokuz gün boyunca kapattı. Geniş halk desteği ve baskı koşullarına geri dönmeyi reddeden çalışanlar sayesinde, yasama organı sadece öğretmenler için değil, tüm devlet çalışanları için %5’lik bir maaş zammını onayladı.
Ertesi yıl, Los Angeles’taki öğretmenler dokuz gün boyunca grev yaparak ücretlerin ötesine geçen taleplerde bulundular. Daha küçük sınıf mevcudu, daha fazla hemşire ve rehberlik uzmanı ve özel okulların genişlemesine sınırlama getirilmesini istediler. Chicago’da ise eğitimciler 11 gün boyunca iş bırakarak makul sınıf mevcudu sınırı, personel artışı ve barınma güvencesizliği ve hukuksuz göçmenlik uygulamalarıyla karşı karşıya kalan öğrenciler için koruma sağladılar.
Bunlar, iş hukuku ve siyasi tehditlere meydan okuyarak, yasadışı bir şekilde gerçekleştirilen uzun süreli iş bırakma eylemleriydi. Okul sistemlerini kapattılar, günlük hayatı aksattılar ve devletin taviz vermesini sağladılar. Ancak şehir çapında bir iş kesintisine genişlemediler, tek bir sektörle sınırlı kaldılar.
Şimdi farklı olan ne ve 23 Ocak ne anlama gelebilir?
Günümüzde şehir çapında yapılacak herhangi bir iş bırakma eylemi, aşılması zor engellerle karşı karşıya olacaktır. Sendika üyeliği bugün çok daha az. Yasal baskı daha sert. İşyerleri parçalı. Birçok işçinin resmi toplu pazarlık hakkı yok.
Ancak Minneapolis çağrısı dikkat çekici güçlü yönlerle ortaya çıktı. Başından beri geniş kapsamlıydı. İşçiler eylemlerini polis ve federal baskıya karşı direnişle ilişkilendiriyordu. Ve resmi grev prosedürleriyle sınırlı kalmadan sendikaların desteğini almıştı.
23 Ocak’taki eylemin tek günlük bir olay olarak kalıp kalmayacağı veya daha büyük bir şeye dönüşüp dönüşmeyeceği, bundan sonra olacaklara bağlı olacak.
Tarih şu noktayı doğruluyor: Bir şehirdeki işçiler topluca iş bıraktıklarında, başka hiçbir protesto biçiminin gösteremeyeceği bir güç sergilerler. Bu güç, işçilerin bölünmüşlüğünden fayda sağlayanları dehşete düşürür.
Renee Good, 7 Ocak’ta federal bir operasyon sırasında ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak öldürüldü ve bu olay geniş çaplı protestolara ve kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Minneapolis işçileri birlikte iş bırakma eylemi yaparlarsa, egemen sınıfın uzun zamandır bastırmaya çalıştığı bir soruyla karşı karşıya kalacaklar: Çalışan insanlar artık yeter dediklerinde ne olacak?
*Yazının orijinal başlığı: 80 yıl boyunca genel grev yaşanmadı. Sonra ICE Minneapolis’e geldi
[1] International Brotherhood of Teamsters (IBT), Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada‘da mavi ve beyaz yakaları kapsayan bir işçi sendikasıdır. 1903 yılında Team Drivers International Union ve Teamsters National Union’ın birleşmesiyle kurulan sendika, şu anda hem kamu hem de özel sektördeki mavi ve beyaz yakalı işçilerden oluşan çeşitli bir üyeliği temsil ediyor ve 2015 yılında toplamda yaklaşık 1,3 milyon üyeye ulaşmıştır.Sendikanın eski adı International Brotherhood of Teamsters, Chauffeurs, Warehousemen and Helpers of America’ydı. (Wikipedia)

