Close Menu
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
Sitede Gezinin
  • ADALET MÜCADELELERİ (30)
  • EKOLOJİ/İKLİM HAREKETLERİ (76)
  • English (24)
    • maın (5)
  • GÜNDEM (316)
    • ETKİNLİKLER (11)
  • MEDYA (5)
    • PODCAST (2)
    • VIDEO (3)
  • SÖYLEŞİ (53)
  • TEORİ (264)
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım (24)
    • Emekoloji (22)
    • Genel (1)
    • Gıda Egemenliği (22)
    • Hayvan Özgürlüğü (8)
    • İklim (25)
    • Kent Ekolojisi (26)
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi (27)
    • Marksist Ekoloji (24)
    • Mücadele ve Örgütlenme (26)
  • YAYINLAR (63)
    • Faaliyet Raporları (3)
    • Polen Bülten (26)
    • Polen Dergi Yazıları (8)
    • Polen Ekoloji Kitaplığı (10)
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
Home » Güneydoğu’da Sefalet

Güneydoğu’da Sefalet

By KATIK Dergisi25 Ağustos 2026Updated:25 Ağustos 20266 Mins Read
Share
Twitter Facebook Bluesky Threads Copy Link

KATIK Geri Dönüşüm İşçileri Gazetesi’nin 2010 yılındaki 9. Sayısında yayımlanan Güneydoğu’da Sefalet yazısı, Zonguldak ve Düzce’deki Kürt mevsimlik tarım işçilerine yönelik ırkçı saldırının uzun yıllara dayanan yapısal arkaplanını aktarıyor.


Yazar: Sessiz Fırtına

Güneydoğu’da açlık ve sefaletin başlıca nedenlerinden biri olan sağlıksız aile planlaması, önde gelen en büyük sorunlardan biridir. Şu an güneydoğu illerinde açlık ve sefaletle boğuşan milyonlarca insan var ve de bu ailelerin en az 6 veya 7 çocukları var. Güneydoğu’da çocuklar, özellikle de erkek çocuklar, gücün ve kuvvetin simgesi olarak görülüyorlar. Bu sorun beraberinde sefaleti ve de açlığı getiriyor. Bu nedenle her yıl yüz binlerce insanımız mevsimlik işçi olarak Türkiye’nin her bir tarafına çalışmak maksadıyla göç ediyorlar. İşte böylelikle yılın altı ayına yakınını sağlıksız ortamlarda yaşamaya kendilerini hazırlamaya başlıyorlar. Tek amaçları ve gayeleri kış aylarında kimseye muhtaç olmadan ailelerine bakabilmektir. Bu aileler için hazırlıklar nisan ayının yaklaşmasıyla başlıyor. Bu hazırlığın başlamasıyla dayıbaşı (elçi) dediğimiz adamlardan, başlıca gıda maddelerini satın almak için, işe başlamadan önce bir miktar para avans alınır.

Eşyalar tamamlandıktan sonra işe gidilecek gün beklenmeye başlanır ve nihayetinde o gün gelir. Eşya yüklenecek kamyonlar evlere tek tek yanaştırılıp eşyalar yüklenir. Bazen 10 aile bazen 12 aile eşyasını kamyona yükler. Neticede bu ailelerin fertleri bazen 50 kişiyi bulduğu da olur. Çocuklar hariç! Ve eşya yüklenen kamyonlara naylon brandalar çekilir. Bu insanlar birer eşya balyası gibi kamyonlara bindirilerek üst üste istiflenirler ve gidecekleri yere göre bazen 16 saat, bazen 1 gün süren ölüm yolculuğuna başlarlar. İnsanın nefes almaya bile zorlandığı bir ortamda, insanların birbirlerine yaslanıp yatışlarını izlemek bazen insana acı verse de hayatın acı bir gerçeği olarak kabullenilir.

Mola yeri bazen bir yol kenarı bazen de bir tesis olur. Bu yolculuğun en olumlu tarafı, yol kenarlarında verilen bu yarım saatlik molalardır. Tesisler genellikle bu kamyonları tesise sokmaz istemezler. Neden diye sorarsanız çünkü tesisler bu tür insanların müşterileri rahatsız ettikleri düşüncesinde olduklarından izin vermiyor. Nedeni her ailenin kendi hazırladıkları yollukları tesisin bir köşesinde oturup yemeleridir. Bu da tesis lokantalarını rahatsız ediyor. Nitekim ölüm yolculuğu selametle geçerse çalışacakları yere yani tarlaya ulaşıldığında -ne zaman ulaştıkları fark etmez, gece yarısı olur sabah ezanı olur- hemen çadır hazırlıkları başlar. Çadır işlemleri o kadar kolay bir işlem değildir. Çadırlar kurulduktan sonra, zaten uykusuzluktan gözleri kapanan çoluk çocuk herkes bir daha uyanmayacaklarmış gibi derin bir uykuya dalarlar.

Uyandıklarında acı gerçeklerin farkına varılır. Tarladadırlar. Eğer dayıbaşı ailelerin dağılmaması için milleti kandırıp getirmemişse, işe hemen başlanır. Evet “kandırma” diyorum çünkü bazen memlekette amelenin dağılmasını önlemek için 10 veya 15 gün önceden getirilip, tarlalarda başıboş oturtulur. Zaten bir gelen bir daha geri gidemez, geri dönüş parası yoktur çünkü. Nihayetinde çalışmaya başlanır. Amele günlük yevmiyesinin ne olduğunu bilmeden çalışmaya başlar. Bizlerin yaptığı soğan işçiliği gayet zahmet ve eziyet veren bir iştir. Öncelikle soğan tarladan tek tek toplandıktan sonra, bu soğan tanelerinin sap ve kökleri teneke bıçaklarla tek tek kesilir. Hava şartlarını da unutmayalım. Bazen insanın beynini durduran sıcaklar, bazen de sabah ezanının titreten soğuğu.

Soğanlar kesildikten sonra üç, bazen de dört bölüme ayrılıp 70’e 90 ebatlarındaki soğan çuvallarına konulup, ağızları bir tür örümcek ağına benzetilen bir yöntemle bağlanır. Sizler dikiş de diyebilirsiniz. Bazen bir yevmiye -evet yanlış yazmıyorum dikkat!- 7 veya 8 çuval olarak belirlenir. Kilo olarak da söylemek isterim: 350 veya 400 kilo soğan. Her çuval aşağı yukarı 50-55 kilo ağırlığındadır. Yevmiyeye gelince, evet bazıları için çok komik hatta gülünç gelen bir rakam 17,5 TL. Yaklaşık 2 lirasını dayıbaşı alır. Geriye kalan 15,5 TL ameleye kalır. Bir amele kendisini zorladığı takdirde 1 yevmiye alabilir. “Alabilir” diyorum, “alır” değil! Çünkü çalışanların çoğu okul çağındaki 9-10 yaşlarında çocuk işçilerdir.

Alınlarından dökülen ter tanelerinin parıltıları bazen gözlerinin içine damlayan bir zehir gibi gelir bana. Nedeni ise, bu yaştaki çocukların bunları hak etmediklerine inanıyorum. Bazen akşam paydosunda yorgunluktan yürüyemeyen çocukların, çadıra yetiştiklerinde, yemek pişirilmesini beklemeden uykuya daldıklarına şahit olmuşumdur. Yemeğin pişmesini nasıl beklesinler ki? Sabahın 5.30 sularında uykudan gözleri yarı açık yarı kapanık kaldırılıp, akşamın 7.30 sularına kadar çalıştırılan biri nasıl dayansın? Bazen bizler bile dayanamazken onlar nasıl dayansın? Zaten hastalanıp yorgun ve bitkin düşüyorlar. Sağlıksız beslenme de cabası. İçme suyu sorununun çözülmesi bile bir dert. Çadırların kurulduğu yerlerde şehir şebekesine denk gelmek çölde su bulmak gibi bir şey. Çoğu yerde kuyu suyu kullanılır. Kuyu suyunun içilme derecesi hep tartışılır. Zaten içinde kurt, solucan ne ararsanız bulabilirsiniz.

Diğer bir sorun, Batı halkının Kürt insanlarına olan soğukluğu. Nerede bir Kürt veya Zaza görürlerse, sanki bir hırsız, bir cani, bir ucube görüyorlarmış gibi dışlamalar ortaya çıkıyor. Bir örnek vermek gerekirse, cami avlusunda şarja takılan bir telefonun köylüler ve muhtar tarafından nasıl gasp edildiğine kendim şahit olmuşumdur. Diğer bir örnek ise, iki üç çocuğun yol kenarındaki nar ağaçlarından kopardıkları dört beş nar için köylülerin nasıl jandarmayla çadırları, cinayet zanlılarını ararmış gibi basmaları. Daha sayamadığım birçok örnek var. Tüm bunlara rağmen Güneydoğu insanı Batı insanına hep şefkat ve merhametle yaklaşmıştır.

Asıl meseleye gelelim. Sekiz nüfuslu bir ailenin 3 ay boyunca soğan işçiliği yaparak kazanacağı para miktarı 6-7 bin TL’yi geçmez. Bu para miktarından işe başlamadan önce erzak alımı için alınan avans kesilir. Nitekim ellerine 5-6 bin TL’ye yakın bir para kalır. Bu paradan da geri memleketlerine gidiş masrafları kendilerine aittir.

Bu geri dönüş yolculuğu zannettiğiniz gibi bir otobüs koltuğunda değil, tekrar bir kamyon kasasında devam eder ve çalışan insan yani aile fertlerine bağlı olarak değişir. Değişir, çünkü kamyon kasasına kaç çalışan bindirilirse ücret o kadar düşer. Bu sayı bazen memleketten gelişte hatırlarsanız 50 kişi demiştim. Ücret hafiflesin diye bu sefer alabildiğince kişi bindirilip yola çıkılır. Yolda trafik kontrol noktalarında trafik cezası ve ayrıca kiralanan otobüs fiyatı da ameleye aittir. Trafiğe yakalanan amele tekrar kamyonla yoluna devam edemez. Tabi olan hep ameleye olur ama nedeni bilinmeyen bir sebepten hiç kimse halinden şikayetçi olmaz. Aslında otobüs terminalinden bilet kesilip gidilirse daha ucuza ve daha rahat bir yolculuk yapabilirler. Tek sorunları çadır malzemeleri ve kışın erzak olsun diye yanlarında memlekete götürmek istedikleri üç beş çuval kuru soğan. Zaten kar kalan bu soğan çuvalları.

Kendi memleketlerine yetişene kadar tahminimce Ankara-Siverek arası kişi başına 40 TL yol parası ödenir. Bu fiyat kamyon kasasına binen insan sayısına göre farklılık gösterebilir. Bir kamyon 2.500 TL civarında Ankara-Siverek arası yol alır. Bu fiyatın yüksekliğine bakıp şaşırmayın, çünkü kamyoncular bunun yasak bir iş olduğunun farkındalar. Ama nitekim fırsatlar ülkesinde yaşıyoruz, yani alan memnun satan memnun.

İsterseniz bunları geçip 15,5 davasına geri dönelim. Öyle bir miktarı kazanmak soğan işçileri için çok kolay bir iş değil. Bu miktarı kazanmak için canlarını hiçe sayanları görmüşümdür. Mesela nasıl diye sorarsanız, bir telefonu şarj etmek için bin volt elektrik üreten sulama trafolarına çıplak elle dokunan insan gördüm. Hatta geçenlerde yine böyle talihsiz bir olaya şahit oldum. Elektrik trafosuna giden bir amele elektrik akımına kapıldı. Allah’tan sigortanın zamanında atmasıyla canını kurtardı, ama ne kurtarma. Sağ elinin tamamının dökülen et parçalarına kendim şahit oldum. Buna rağmen ertesi günü kolunun tamamı bandajlı olmasına rağmen sol eliyle ailesine katkıda bulunmak için tarlada kendisini gördüm, halen de çalışıyor.

Bir de geçen gün bir ailenin daha kundak sayılabilecek bir bebeği 6-7 yaşlarındaki çocuklara teslim ederek çalışmaya başladıkları esnada, çocukların hazır mama kutusundaki mamayı hazırlamak için kaynattıkları bir çaydanlık kaynar suyu bebenin göğüs kafesine nasıl döktüklerine şahit olmuşumdur. Bebenin göğüs kafesi kısmı tamamen yandı. İçler acısı bir durum. Bebe hemen hastaneye kaldırıldı. İnşallah iyidir, sormadım.

Amelenin çektikleri sayılarak bitecek gibi değil. Ancak insan kendisi böyle bir ortamda kalır da yaşarsa anlayabilir.

Okunma sayısı: 2
Dayıbaşı Geri Dönüşüm Mevsimlik İşçilik
Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin
Share. Twitter Facebook Email Telegram Threads

Öne Çıkan Yazılar

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

Polen Ekoloji

Ekolojik Mücadelede Yerellik, Yerel Direniş ve Ekolojik Bütünlük

Muammer Bilgiç

Çevresel Dönüşüm ve Kırımcılıkla Mücadele

Georges Gastaud

Doğa ve Halka Karşı Suç İşleyenlerin Aceleleri Var

Polen Ekoloji

“Yasallık Krizi Var. Bu Dosyanın Yasadışı Olduğunu İleri Sürebilirim”

Cemil Aksu

“Madenci” İşçiler ve “Çevreci” Köylüler

Polen Ekoloji
Son Yazılar

Güneydoğu’da Sefalet

25 Ağustos 2026

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

20 Ağustos 2026

Ekolojik Mücadelede Yerellik, Yerel Direniş ve Ekolojik Bütünlük

18 Ağustos 2026

Çevresel Dönüşüm ve Kırımcılıkla Mücadele

16 Ağustos 2026

Doğa ve Halka Karşı Suç İşleyenlerin Aceleleri Var

28 Temmuz 2026
SİTE TAKVİMİ
Ağustos 2026
PSÇPCCP
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31 
« Tem    
POLEN EKOLOJİ KİTAPLIĞI

Tabiata Tahakküm ve Direniş: Türkiye’de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi

13 Ocak 2026

Cüret

18 Kasım 2025

Tek İstediğimiz Dünya

4 Ağustos 2025

Kızıl Ekolojik Devrim

13 Mayıs 2025

Çoklu Krizler Çağında İktisadi Kalkınma, Büyüme ve Ekoloji

8 Nisan 2025
Hakkımızda
Hakkımızda

POLEN EKOLOJİ KOLEKTİFİ olarak, ekolojik mücadelenin kapitalizme karşı toplumsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak örgütlü sürdürülmesi gerektiğini düşünen bir stratejinin hayata geçirilmesinde yol arkadaşlığı yapmak isteyen herkesi kolektifimize ortak olmaya çağırıyoruz.

As the POLEN ECOLOGY COLLECTIVE, we call on everyone who wishes to be a fellow traveler in implementing a strategy in the direction of an well-organized ecological struggle as part of the broader struggle for social liberation against capitalism, to join our collective.

bilgi@polenekoloji.org
polenekoloji@gmail.com

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
İçerikler

Güneydoğu’da Sefalet

25 Ağustos 2026

Akkuyu’dan Bugüne Bir Mücadelenin Hafızası

21 Ağustos 2026

Kolombiya Halklar Kongresi’nden Dayanışma Çağrısı

20 Ağustos 2026

Ekolojik Mücadelede Yerellik, Yerel Direniş ve Ekolojik Bütünlük

18 Ağustos 2026
1 2 3 … 132 Next
Polen Ekoloji’ye Katıl


Kolektif’e Katıl

Destek Ol

Hızlı Destek

Enstitü Seminerlerine Katıl

Bize yaz

  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.