Close Menu
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
Sitede Gezinin
  • ADALET MÜCADELELERİ (31)
  • EKOLOJİ/İKLİM HAREKETLERİ (77)
  • English (24)
    • maın (5)
  • GÜNDEM (324)
    • ETKİNLİKLER (11)
  • MEDYA (5)
    • PODCAST (2)
    • VIDEO (3)
  • SÖYLEŞİ (57)
  • TEORİ (266)
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım (24)
    • Emekoloji (22)
    • Genel (2)
    • Gıda Egemenliği (22)
    • Hayvan Özgürlüğü (8)
    • İklim (25)
    • Kent Ekolojisi (26)
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi (28)
    • Marksist Ekoloji (24)
    • Mücadele ve Örgütlenme (26)
  • YAYINLAR (64)
    • Faaliyet Raporları (3)
    • Polen Bülten (26)
    • Polen Dergi Yazıları (8)
    • Polen Ekoloji Kitaplığı (11)
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH
X (Twitter) Instagram YouTube
polenekoloji.org
Home » Ekstraktivizm Haritası Üzerine

Ekstraktivizm Haritası Üzerine

By Derya Sever7 Kasım 202610 Mins Read
Share
Twitter Facebook Bluesky Threads Copy Link

Polen Ekoloji Kolektifi’nden Derya Sever, Ekstraktivizm Haritası çalışması üzerine ETHA’nın sorularını yanıtladı. – ETHA’dan okuyun


Polen Ekoloji Kolektifi, Türkiye genelinde maden ihale sahalarını ve taşınmaz/ruhsat kararlarını tek bir yerde görünür kılmak için bir harita hazırladı. Kamuya açık MAPEG verilerini filtrelenebilir, aranabilir ve karşılaştırılabilir bir biçimde bir araya Polen Ekoloji Kolektifi; madencilik faaliyetlerinin nerede, ne zaman ve hangi kararlarla genişlediğini ortaya koydu.

Antalya’da 9 Kasım’da COP31 toplanacak. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi, Polen Ekoloji Kolektifi Eş Sözcüsü Derya Sever ile hazırladıkları ekstraktivizm haritasını konuştuk. Doğayı ve işçileri katleden şirketlerin ve onlara alan açan burjuva STK’ların bir araya gelerek ekolojik krizden nasıl kâr elde edeceklerini konuşacakları bu yağma zirvesine işaret eden Sever, doğayı ve emeği birlikte savunmadan gerçek bir ekolojik dönüşümün mümkün olmayacağına vurgu yaptı. Sever, “Çözüm, sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenen bir yeşil kapitalizmde değil, bu düzeni karşısına alan örgütlü ve devrimci sosyalist birleşik mücadelededir” dedi.

Polen Ekoloji Kolektifi Eş Sözcüsü Derya Sever’in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

“BU ÇALIŞMA BİR UYARI NİTELİĞİNDE”

Polen Ekoloji Kolektifi olarak uzun soluklu bir araştırma sürecinin ardından kamuoyuna sunduğunuz Ekstraktivizm haritası ve rapor çalışmasıyla tam olarak neyi hedeflediniz? Ekstraktivizm haritası bize neyi gösteriyor?

Bugün Lice’den Aybastı’ya, İkizköy’den Diyadin’e, Arslanköy’den Pülümür’e, Karaköy’den Varto’ya, Karlıova’ya köylüler yaşam alanlarını, ormanlarını, geçimliklerini savunuyor ve şirketlere ve şirketlerin kârlarını gözeten tüm zor aygıtlarına karşı direniyorlar. Bu yıkım ve talan, yalnızca bir şirketin bir köyde yol açtığı tahribattan ibaret değil, kapitalist düzenin, sermaye ve emperyalist savaş politikalarının bir sonucu. Polen Ekoloji Kolektifi olarak hazırladığımız Ekstraktivizm haritasında ortaya koyduğumuz; bu parçalı gibi gözüken yıkımları bir bütün olarak göstererek, bu yıkımın arkasındaki finansal ve tedarik zinciri ağlarını ve kapitalist, faşist, erkek egemen ve emperyalist savaş politikaları ile ilişkisini bütünlüklü biçimde göstermeyi hedefledik. Bu harita ve çalışma, ekoloji ve emek mücadelesi açısından hem teknik bir izleme platformu ve bir uyarı niteliğinde hem de şirketlerin işgaline ve kapitalist düzenin talanına karşı birleşik sosyalist mücadele örgütlenmesi için bir kapı aralıyor.

“TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN COĞRAFYASININ NASIL CEHENNEME DÖNÜŞTÜRDÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR”

ÇED süreçlerinin içlerinin boşaltıldığı, “ÇED gerekli değildir” kararlarının yaygınlaştığı ve kazanılan hukuki davaların dahi şirketleri durdurmakta yetersiz kaldığı koşullarda harita; henüz şirketler sahaya inmeden, ruhsatlandırma ve ihale aşamasında yaklaşan işgal ve yıkımı gösteriyor. Bu sayede mücadeleyi şirketler sahaya indikten sonraki tepkisel ve tekil halden çıkarıp politik bir örgütlenme ve ortak bir direniş hattına taşıyabilir. Bir araya getirdiğimiz veriler, birbirine bitişik devasa ruhsat sahalarını, nehir havzalarını kuşatan maden projelerini, ihalesiz ruhsat devirlerini ve madencilik faaliyetlerinin Türkiye ve Kürdistan coğrafyasını nasıl bir “maden cehennemine” dönüştürdüğünü gösteriyor. Marx’ın deyimiyle, sermayenin gözden çıkardığı bu bölgeler birer “cehennem çukuru” haline getiriliyor.

Madenciliğin yarattığı yıkımın bir diğer boyutu da emek boyutu. İşçinin yaşamını ve sağlığını bir maliyet kalemi olarak gören bu düzende, madencilik faaliyetlerinin genişlemesiyle iş cinayetleri ve meslek hastalıklarının da artması kaçınılmaz hale gelecek ve daha da derinleşecek.

“KAPASİTE ARTIŞLARIYLA TAHRİBAT KATMERLENMEKTEDİR”

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ihalelerinde, madenin cinsi ve içeriği kamuoyuna açıklanmaksızın masa başında devasa sahalar satışa çıkarılmakta. 2023 başından 2026 Ekimi’ne kadar ihaleye açılan alan Antalya ilinden büyük bir saha kapsarken (2,098 milyon hektar), satışı yapılan alan Tokat il yüzölçümünü aşmıştır (1,007 milyon hektar). Taşınmaz Komisyonu’nun kararları doğrultusunda ormanlar, meralar, yaylalar ve tarım alanları, yüzde 87 oranında ihalesiz olarak şirketlerin talepleri doğrultusunda madenciliğe tahsis edilmektedir. e-ÇED veri tabanındaki projelerin ise yüzde 59,3’üne “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilerek halkların katılımı, bilimsel denetim ve çevresel etki değerlendirme süreçleri baypas edilmekte, ardından gelen kapasite artışlarıyla tahribat katmerlenmektedir.

Haritada yer alan hangi şirketin nerede ruhsat aldığına ve hangi madeni çıkardığına ilişkin bilgiler, şirketleri teşhir etmek ve sermaye ağlarını ortaya çıkarmak için de kullanılabilir. Bunun yanında, madencilik nedeniyle yok edilen tarım alanlarından hareketle bugün ve yakın gelecekte gıdaya ve suya erişim konusunda ne gibi tehditlerle karşılaşabileceğimizi de değerlendirebiliriz. Haritanın, küresel ve yerel sermaye ağlarını, hammaddenin kullanım amaçlarını ve yıkımın bedelini kimlerin ödediğini ortaya koymak, ekoloji hareketinin politik bir zeminde ve sınıfsal mücadele perspektifiyle yürütülmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.

“SÜRECİ YALNIZCA MADENCİLİK FAALİYETLERİNİN GENİŞLEMESİ ÜZERİNDEN DEĞERLENDİREMEYİZ”

Çalışmanızda ekstraktivizm ve mülksüzleştirme politikalarından bahsediyorsunuz. Sermayenin doğaya ve yaşam alanlarına el koyması üzerinden kurduğunuz bu kavramsal çerçeve neden önemli?

Ekstraktivizm, kapitalizmin doğayla ve emekle kurduğu sömürü ilişkisini, müştereklere devlet zoruyla el konulmasını ve mülksüzleştirmeyi ifade eden politik bir kavramdır. Bu politikanın amacı yerin altındaki ve üstündeki varlıkları en hızlı biçimde uluslararası ve yerli şirketlerin kâr döngüsüne aktarmaktır. Bu süreci yalnızca madencilik faaliyetlerinin genişlemesi üzerinden değerlendiremeyiz. Emperyalist güçlerin hammadde kaynaklarını, üretim merkezlerini ve ticaret yollarını denetim altına alma çabası, kapitalist birikimin ve emperyalist yeniden paylaşım rekabetinin güncel biçimlerinden biridir. Bu rekabeti hem derinleşen madencilik faaliyetlerinde hem de uluslararası anlaşmalarda ve zirvelerde görebiliyoruz. Kritik Mineral Güvenliği Ortaklığı (MSP) Forumu, Project Vault, FORGE İttifakı ve NATO Zirvesi kapsamında gündeme gelen Yüksek Görünürlüklü Proje (HVP) gibi girişimler, “Yeşil Dönüşüm” ve “Tedarik Güvenliği” söylemleri üzerinden Türkiye ve Kürdistan’ı kapitalist üretim ve küresel tedarik zincirleri için stratejik bir hammadde ve ucuz, güvencesiz emek havzasına dönüştürmeyi hedefliyor. Böylece doğa uluslararası sermayenin ihtiyaçlarına göre metalaştırılırken emek gücü de ucuz, güvencesiz ve esnek çalışma koşullarına mahkûm ediliyor.

7554 sayılı Süper İzin Yasası, 7584 sayılı Torba Kanun ve acele kamulaştırma uygulamaları aracılığıyla zeytinlikler, ormanlar ve tarım alanları üzerindeki koruyucu düzenlemeler, küresel birikim rejimine eklemlenebilmek adına ortadan kaldırılmakta, yaşam alanları sermayenin kullanımına sınırsız bir biçimde açılmaktadır. Süper İzin Yasası ve Taşınmaz Komisyonu uygulamalarıyla kamu kurumları, toplumsal ve kamusal çıkarı korumak yerine, şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda arazi tahsisini ve mülkiyetin sermaye lehine yeniden düzenlenmesini sağlayan mekanizmalara dönüştürülmektedir.

“KARŞIMIZDAKİ MESELE SADECE TAHRİBAT DEĞİL”

Dolayısıyla karşımızdaki mesele yalnızca madencilik faaliyetlerinin yarattığı çevresel tahribat değil. Bu, emperyalist sermayenin kaynaklar ve pazarlar üzerindeki hegemonya mücadelesiyle, yerli sermayenin bu birikim sürecine eklemlenmesinin, doğanın, emeğin ve yaşam alanlarının sermaye birikimine tabi kılınmasının bir sonucudur. Ekstraktivizme karşı mücadele de bu nedenle yalnızca belirli maden projelerine ve birkaç şirkete karşı değil, doğayı ve emeği metalaştıran, yaşamı sermayenin kar mantığına tabi kılan kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerine karşı yürütülen sınıfsal ve toplumsal bir mücadeledir.

Haritanızda 81 ilin 60’ında yer alan 266 ilçeyi “gözden çıkarılan bölge” olarak belirlediniz. Bir yanda toprakları gasp edilen köylüler varken, diğer yanda madenlerde iş cinayetleriyle katledilen veya meslek hastalıklarına terk edilen işçiler bulunuyor. “Emekoloji” perspektifi bu tabloyu nasıl açıklıyor?

İhale büyüklüğü, 1.000 hektardan büyük maden varlığı, 4. grup metalik maden ve siyanür yoğunluğu ve ÇED sürecindeki maden projelerinin sayısı gibi somut kriterlerle bu 266 ilçeyi saptadık. Haritada 81 ilin 60’ında saptadığımız 266 “gözden çıkarılan bölge”, sermayenin hem doğayı (inorganik bedeni) hem de işçi ve köylünün bedenini (organik bedeni) eş zamanlı olarak sakatladığı, mülksüzleştirdiği ve kurban ettiği somut kırım alanlarıdır. Örneğin, 1.000 hektardan büyük “mega madenler” ile siyanürlü altın ve 4. grup metalik maden projeleri Doğu Karadeniz, Ege ve İç Anadolu hattında yoğunlaşmaktadır; Gümüşhane, Balıkesir, Artvin, Giresun, Bayburt ve Erzincan altın projeleri ve ihalesiz ruhsatlarla çepeçevre kuşatılırken, yeraltı su kaynaklarını toksik kimyasallarla zehirleyen hidrolik kırma (fracking) yönteminde olduğu Amed, Şırnak, Batman ve Trakya havzalarında petrol ile kaya gazı arama projelerinde yoğunlaşmaktadır.

“TABLONUN SINIFSAL BEDELİNİ HALKLAR VE İŞÇİLER AĞIR BİR ŞEKİLDE ÖDÜYOR”

Bu tablonun sınıfsal bedelini halklar ve işçiler ağır bir şekilde ödüyor. Kırsalda ormanlar, meralar ve tarım alanları maden sahasına çevrilince köylünün geçimliği ellerinden alınıyor. Toprağından koparılan köylüye iki seçenek bırakılıyor: Ya kendi köyünü zehirleyen madende işçi olacak ya da kent çeperine göçüp ucuz iş gücü ordusuna katılacak. Kadınlar için daha katmanlı bir sömürü ve şiddet; çünkü hem yerinden edilen, kimliksizleştirilmeye çalışılarak ekolojik yıkımın ağırlaştırdığı bakım emeğini yüklendikleri gibi hem de tarımsal üretimden koparılarak derinleşen yoksulluğun en ağır yükünü taşımakta, kentlerde güvencesiz ve kölelik koşullarında çalışmaya mahkûm bırakılmaktadırlar ve aynı zamanda erkek egemen düzenin şiddeti altında.

“EMEKOLOJİ EKOLOJİK TAHRİBATIN İŞÇİNİN BEDENİNDE CEREYAN ETTİĞİNİ GÖSTERİR”

Emekoloji, ekolojik tahribatın yalnızca ormanda ya da nehirde kalmadığını, bizzat işçinin bedeninde cereyan ettiğini gösterir. İSİG Meclisi verilerine göre madenlerde her yıl ortalama 100 işçi güvencesiz çalışma koşullarında katledilmektedir. Belgelenen bin 267 madenci iş cinayeti, kaza değil; sarp dağlara, deprem fay hatlarına atık barajı kuran, karı insan hayatının önüne koyan sermayenin bilinçli tercihidir ve yaşam alanlarını gözden çıkardığı gibi işçilerin yaşamlarını da gözden çıkarmaktadır. Bunun da ötesinde; açık ocaklardan yükselen kuvars ve asbest tozları, siyanür ve kimyasal buharlar, ağır metaller işçilerde silikozis, solunum yetmezliği ve kanser gibi meslek hastalıklarına yol açar. Tanı konulmayan, resmi istatistiklerde gizlenen bu durum, işçilere ve maden civarındaki köylülere zamana yayılan bir “yavaş ölüm” yaşatmaktadır.

Dolayısıyla bir yanda toprağı gasp edilen köylü ile diğer yanda maden çukurunda zehirlenen veya göçük altında kalan işçi, sermayenin aynı çarkı tarafından yıkıma uğratılmaktadır. Bunun en çarpıcı örneğini Doruk Maden İşçilerinin direnişinde gördük. Ortak fail Yıldızlar Holding bir taraftan Şebinkarahisar’da suyu, toprağı zehirleyen bakır-çinko-kurşun madenini işletirken, Gümüşhane’de binlerce hektar altın-bakır-gümüş ruhsat sahaları satın alırken bir taraftan da maden işçilerine güvencesiz koşullarda çalıştırıp, sağlıksız hava ve siyanür buharı ile yavaş ölüme terk ederken, emeklerinin sömürü payını dahi vermedi. Emekoloji tam da bu nedenle; ekoloji mücadelesinin bir “çevre korumacılığı” ya da bir “doğa sevgisi” olmadığını, doğrudan işçi sınıfının ve mülksüzleştirilenlerin kendi bedenini, yaşamını ve ortak geleceğini savunma kavgası, yani bir sınıf mücadelesi olduğunu ortaya koyar. Bu nedenle işçiler de kır emekçileri de kadınlar, gençler ve LGBTİ+lar da ekoloji mücadelesinin politik özneleri olmalılar.

Çevre davalarının tıkandığı, bürokrasinin şirketlerin önünü açtığı bu tabloda yerel direnişlerin sınırları da çok tartışılıyor. Ekstraktivizm Haritası direnişler için nasıl bir imkan sağlıyor ve proje bazlı direnişleri aşan devrimci bir hat nasıl örülebilir?

Bugüne kadar ekoloji hareketinin en büyük çıkmazlarından biri tek bir maden ocağına veya termik santrale odaklanan parçalı, kendiliğinden ve tepkisel yapısıdır. Şirketler küresel tedarik ağlarıyla saldırırken, hareket tek bir mahkeme kararına ya da proje sınırına hapsoluyor.. Bu harita, şirketlerin çoklu bölgelerdeki kümülatif saldırısını deşifre ederek parçalı mücadele tarzının yetersizliğini ortaya koyuyor.

“SINIFSAL VE POLİTİK HATTA BİRLEŞTİRMEK ZORUNDAYIZ”

Sol sosyalist örgütler ve ekoloji örgütleri, sendikalar bu haritayı önüne alıp henüz ihale aşamasındaki köylere ve emek mekânlarına gitmeli, ektarktivizmle mücadeleyi çalışmalarına dahil etmeliler. Bu mücadelenin birleşik mücadelede önemli bir eksen olduğunu unutmamalıyız. Doğayı savunan köylü ile tersanede asbest soluyan, madende göçük altında kalan işçiyi; geçiminden koparılan kadınları ve kent hakkı savunucularını antikapitalist ve antifaşist ortak bir sınıfsal ve politik hatta birleştirmek zorundayız.

“COP31 KAPİTALİZMİN KENDİNİ YENİDEN VAR ETME ALANIDIR”

Türkiye, kasım ayında Antalya’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Sahadaki maden talanı ile uluslararası zirve masaları arasındaki bu derin çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz ve mesajınız nedir?

COP31, devletlerin ve uluslararası sermayenin sahnelediği devasa bir “yeşil aklama” (greenwashing), rıza üretme ve kapitalizmin kendini yeniden var etme alanıdır. Bir yanda Antalya masalarında “sıfır karbon”, “Yeşil Enerji”, “Adil Dönüşüm”, “İklim Finansmanı” ve “Sıfır Atık” gibi söylemler yer alırken, diğer yanda Antalya da dahil olmak üzere yaşam alanları maden şirketlerine satılmakta, dağlar, ovalar, yaylalar delik deşik edilmektedir. Merkez kapitalist ülkelerin AB’nin “İkiz Dönüşüm” ve ABD’nin “Yeşil Yeni Düzen” politikalarıyla şekillenen stratejileri, emperyalist rekabet ve savaş politikalarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Fosil yakıtlara bağımlılığı azaltma iddiasıyla yürütülen bu dönüşüm, enerji ve teknoloji üretimi için gerekli hammaddelere olan talebi artırırken yeni bir sömürü ve mülksüzleştirme dalgası yaratıyor. Yaşam alanları maden şantiyelerine çevriliyor, işçiler ucuz ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm ediliyor. Böylece fosil yakıt sömürgeciliğinin yerini, hammadde kaynakları ve tedarik zincirleri üzerinden işleyen bir yeşil sömürgecilik alıyor. Kritik ve stratejik mineral güvenliği politikaları ile ekstraktivist faaliyetler bu sürecin temel araçları arasında yer alıyor.

COP zirveleri, iklim krizinin nedenlerini ve sorumlularını ortadan kaldırmaya yönelik gerçek çözümler üretmek yerine, çoğu zaman sermayenin kirlilik haklarını alıp sattığı ve yeni piyasa mekanizmaları geliştirdiği alanlara dönüşüyor. Oysa iklim krizinin kaynağı, doğayı ve emeği sınırsız sermaye birikimine tabi kılan kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkileridir.

“DOĞAYI VE EMEĞİ BİRLİKTE SAVUNMADAN GERÇEK BİR EKOLOJİK DÖNÜŞÜM MÜMKÜN DEĞİLDİR”

Bizim mesajımız açık: İklim krizinin çözümü emperyalistlerin müzakere masalarında, şirketlerin yeşil dönüşüm vaatlerinde değil; yaşam alanlarını savunan halkların, işçilerin ve emekçilerin birleşik mücadelesindedir. Doğayı ve emeği birlikte savunmadan gerçek bir ekolojik dönüşüm mümkün değildir. Çözüm, sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenen bir yeşil kapitalizmde değil, düzeni karşısına alan örgütlü ve devrimci sosyalist birleşik mücadelededir.

Okunma sayısı: 1
Derya Sever Ekstraktivizm Ekstraktivizm Haritası ETHA
Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin Bizi Takip Edin
Share. Twitter Facebook Email Telegram Threads

Öne Çıkan Yazılar

COP31: İklim Krizine Çözüm Değil, Sermayeye Pazar Alanı

Medine Açıkgöz

COP31 ve HİZ’e Bakış ve İmkanlar

Onur Yılmaz

Bajarê kapîtalîst hilweşîna ekolojiyê ye

Cemil Aksu

Militarizasyon Ekstraktivisttir: Madenlerden Füzelere

Yes To Life No To Mining

Doğa ve Halka Karşı Suç İşleyenlerin Aceleleri Var

Polen Ekoloji

“Düzenle Bağlarını Koparmaya Hazır Kadrolar Yetişiyor”

Cemre Nayir
Son Yazılar

Ekstraktivizm Haritası Üzerine

7 Kasım 2026

Azerbaycanlı Veganlardan Çağrı: Aytaç ve Khayala’ya Özgürlük

7 Kasım 2026

TMMOB COP31 Raporu Üzerine

2 Kasım 2026

COP31: İklim Krizine Çözüm Değil, Sermayeye Pazar Alanı

1 Kasım 2026

İklim Krizinin Yegane Alternatifi Devrim ve Sosyalizmdir

31 Ekim 2026
SİTE TAKVİMİ
Kasım 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30 
« Eki    
POLEN EKOLOJİ KİTAPLIĞI

Yaşam Ağında Emperyalizm

5 Eylül 2026

Tabiata Tahakküm ve Direniş: Türkiye’de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi

13 Ocak 2026

Cüret

18 Kasım 2025

Tek İstediğimiz Dünya

4 Ağustos 2025

Kızıl Ekolojik Devrim

13 Mayıs 2025
Hakkımızda
Hakkımızda

POLEN EKOLOJİ KOLEKTİFİ olarak, ekolojik mücadelenin kapitalizme karşı toplumsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak örgütlü sürdürülmesi gerektiğini düşünen bir stratejinin hayata geçirilmesinde yol arkadaşlığı yapmak isteyen herkesi kolektifimize ortak olmaya çağırıyoruz.

As the POLEN ECOLOGY COLLECTIVE, we call on everyone who wishes to be a fellow traveler in implementing a strategy in the direction of an well-organized ecological struggle as part of the broader struggle for social liberation against capitalism, to join our collective.

[email protected]
[email protected]

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Bluesky
İçerikler

Ekstraktivizm Haritası Üzerine

7 Kasım 2026

Azerbaycanlı Veganlardan Çağrı: Aytaç ve Khayala’ya Özgürlük

7 Kasım 2026

TMMOB COP31 Raporu Üzerine

2 Kasım 2026

COP31: İklim Krizine Çözüm Değil, Sermayeye Pazar Alanı

1 Kasım 2026
1 2 3 … 135 Next
Polen Ekoloji’ye Katıl


Kolektif’e Katıl

Destek Ol

Hızlı Destek

Enstitü Seminerlerine Katıl

Bize yaz

  • BİZ KİMİZ
    • Polen Ekoloji Manifestosu
    • Amaç ve İşleyiş
    • Faaliyet Raporları
  • KATIL
  • ENSTİTÜ
  • POLEN BÜLTEN
  • POLEN DERGİ
  • GÜNDEM
  • TEORİ
    • Emekoloji
    • Gıda Egemenliği
    • Hayvan Özgürlüğü
    • İklim
    • Kent Ekolojisi
    • Mücadele ve Örgütlenme
    • Marksist Ekoloji
    • Dosya: Kapitalizm ve Ekolojik Yıkım
    • Madenciliğin Politik Ekolojisi
  • ENGLISH

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

Polen'e Destek Ol!

Yaşamı Birlikte Savunalım!

 

Polen Ekoloji Enstitüsü’nün çalışmalarına destek olun.

Tek seferlik veya düzenli bağışlarınızla dayanışmayı büyütün.

Bağış Yap

Dövizle Bağış

Enstitü’ye Destek Ol