İnşaat doğası gereği tek seferlik bir yatırımdır, inşaatı yaparsınız ve tetiklediği bir dizi diğer sektördeki sermaye döngüsünün ardından biter. Bu sektörde sürekliliğin sağlanması, dahası bir ülkenin ana büyüme kalemi olması için sürekli yeni bir şeyler inşa etmek gerekir. Türkiye’de de inşaatçılığın kötü şöhreti elbette 5’li çete (Limak, Cengiz, Kolin, Kalyon ve MNG)1 ile başlamadı. Emperyalist mâli oligarşinin yerli ayağını oluşturan Türk burjuvazisinin içinde inşaat sektöründe faaliyet yürütenler öteden beri var. Ancak AKP’nin dolaysız temsilciliğini yaptığı2, kendi döneminde yükselişe geçen bu 5’li çete varyantları ve orta burjuvaziyi oluşturan alt taşeron şirketlerin önünü memleketin altını üstüne getiren birçok “mega proje” yaparak açtı.…
Yazar: Polen Ekoloji
Kazdağları’ndan Kanal İstanbul’a, Lice’den Datça’ya, Aliağa’dan İkizdere’ye, İkizköy’den Salda’ya her yerde artık yasallığın göstermelik de olsa aranmadığı doğa tahribatının artış gösterdiği aylardan biri oldu 2021 yılının Nisan ayı. Bu yoğun ay ile birlikte iki ay ara verdiğimiz derlemelerimize geri dönüyoruz. Bu çalışmanın hem Polen Ekoloji Kolektifi’ni hem de buraya bakanları ülkede olan bitene dair güncel tuttuğunun, toplam resmin takibinde bir işlev gördüğünün farkındayız. Bu vesileyle haberlerin ülkedeki tüm ekoloji haberlerini kapsamadığını, bizim çalışmalarımıza yön verecek seçme haberlerden oluştuğunu da belirtmek isteriz. Doğayı rant anlayışıyla sermayeye “altın” tepside sunan iktidar, tüm canlıların yüzyıllarca etkisi altında kalacağı bu tahribatlara bizzat sponsor oluyor.…
Salgınla birlikte dünya küresel bir çalışma kampına dönüştü. Endüstriyel tarım ve hayvancılığın yok ettiği ekosistem bariyerleriyle küresel meta zincirine dahil olan bir virüs, tüm dünyada toplumsal yaşamın merkezine oturdu. Bir yılı aşkın süredir salgının yarattığı ‘fırsat’ ile yaşamlarımız sermaye tarafından yeni bir cendereye alındı: Ya çalışmak, hastalanmak ve ölüm ya da açlıkla sınanma. Evde kalamayanların da ötesine geçti yeni emek rejimi: emek gücünü yeniden üreten görünmez emeğin mekânı ev içi, geleneksel işyerinin ötesinde emek-sermaye ilişkisine doğrudan dahil oldu. Ve böyle geçen bir yılın ardından yüzümüzü yine güneşe dönüyoruz baharın gelişiyle. Güneşi fethedeceğimiz günlerin yakınlığını hissediyoruz bütün bu cendereye rağmen susmayan…
19 Mart 2021 Salgın koşullarının sokağı daralttığı koşulların ardından özgüvenini yeniden toparlayan toplumsal hareketler yönünü tekrar sokağa döndü. 25 Eylül’de 6. küresel iklim grevi günü başlayan Kazma Bırak kampanyası bileşenleri Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye’de bulundukları kentlerde yine iklim grevi eylemleri düzenlediler, ortak eylemlere katıldılar, sosyal medyadan döviz ve pankartlarla video ve görseller paylaştılar. Böylelikle, hem genç iklim eylemcileri hem de kampanya imzacısı olmayan çevre örgütleri tarafından kampanyanın daha fazla sahiplenmesini sağlayan eylemleri ortak örgütleme çabası gösterdiler. Eylemlerin insanları fiziksel olarak bir araya getirdiği yerlerde polisin 2911 sayılı kanunu gerekçe göstererek eylemleri yaptırmama çabasına karşı eylemciler dağılmama iradesi gösterdiler. İklim grevi…
Polen Ekoloji Kolektifi olarak 2020’de, tam da salgının Türkiye’de yayıldığının resmi olarak açıklandığı Mart ayınının ardından aylık olarak hazırlamaya başladığımız “Aylık Ekoloji Haberleri Bülteni” bize Türkiye’de kapitalizmin içinde bulunduğu krizi aşmada doğanın üzerindeki baskının artırılmasının faşizmin emek rejimini giderek daha esnek, daha kuralsız, daha sömürgen hale getirişiyle nasıl el ele gittiğini göstermesi açısından kullanışlı bir tarihe not düşme çalışması oldu. Kıyamet gibi bir yıl odu. Bitmesi için yalvaranlar 2021’de yeni bir Dünya’ya uyanmasa da ekolojik çöküşün belirli eşiklerinin toplumsal bilince çıkması açısından kritik bir yıl olduğu kesin 2020’nin. Bu sadece Covid-19 salgının yaşamın her alanında yarattığı büyük değişim, yeni alışkanlıklar,…
Geçtiğimiz hafta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıkladığı iklim sonuç bildirgesinde de geçen gündemlerden biri olan mecliste “İklim Kanunu” ve iklim krizine dair atılacak adımlar üzerine görüşmeler 25 Şubat’ta başladı. Bakanlığın hiçbir somut veriye, politikaya, atılan adıma dayanmayan iyi niyet beyanları ve iktidarın ekonominin farklı sektörlerinde tam tersi yönde attığı adımlar aslında bize alışkın olmadığımız bir durumu göstermiyordu. Türkiye’de söz çürüyeli çok olmuştu, hele de burjuva siyasetçilerin ağzından çıkıyorsa. Meclisteki tüm partilerden söz alıp konuşan milletvekilleri adeta BM raporuna taş çıkarırcasına iklim krizinin Türkiye’deki sonuçlarını güzelce sıraladılar. Semptomları konuşmanın hafifliği içinde “milli su kanunu”ndan “sürdürülebilir temiz enerji” mavrasına hiçbir derde deva…
Glasgow Anlaşması’nın Türkçe çevirisini ve yazdığımız kısa sunuşu sizlerle paylaşıyoruz. – 25 Şubat 2021 23 Şubat 2021’de Güney Sudan’ın da meclisinde onaylamasıyla Paris Anlaşması’nı imzalamış ama onaylamamış ülke sayısı dünyada 6’ya indi ve Türkiye kalan bu son 6 ülkeden biri. 2015’te imzalanan Paris İklim Anlaşması gereği ülkelerin kendilerinin belirledikleri ulusal katkı beyanlarına göre hazırladıkları eylem planlarının 2020’de başlaması gerekiyordu. ABD’nin Anlaşma’dan çekilmesinin ardından Paris’in tamamen bir fiyaskoya dönüşmemesi için 2020’nin son günlerine doğru aralarında Çin ve Güney Kore gibi sera gazı salımlarını sıfıra indirmeyi taahhüt eden bir planı ilk kez açıklayan ülkelerin yanı sıra AB gibi sera gazı sıfırlama hedefini…
Yaşam için Yasa İnisiyatifi’nin uluslararası mevzuatlara dayanarak tanımladığı gibi mal veya kaynak değil, doğuştan gelen haklara sahip, duyguları olan ve hissedebilen canlılar olan hayvanların haklarının savunulmasını aynı ekosistemin paydaşları olarak bir sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bu canlıların sahipli/sahipsiz tanımlamasına bakılmaksızın, gerek mezbahalar, gerek “çiftlikler”, gerekse gösterilerde kullanmak, sergilemek, yarıştırmak, dövüştürmek amacıyla ömürlerini esaret altında geçirmek zorunda kalmalarını, işkence ve kötü muameleye maruz bırakılarak üzerlerinden kazanç elde edilmesini kesinlikle reddediyoruz. Hayvanların göz yumulamaz şiddet biçimlerine çeşitli biçimlerde maruz kalmasına ve katledilmelerinin, pazarlanmalarının meşrulaşmasına seyirci kalmayacağız. Hayvanlarla birlikte yaşadığımız bu dünyada, ülkelerde, şehirlerde, mahallelerde, sokaklarda onların da birer sakin olduğunu bilerek; – hem…
Özgürlüğe susadık. Özlemlerimiz birikti. Bizi, yani sömürücü sınıf ve onun etrafında kümelenmiş mafyatik güruhun dışında kalan herkesi, kuşatmaya, başeğdirmeye çalışan bir rejimle karşı karşıyayız. Biat etmeyen tüm kolektif alanlar, kişiler yoğun bir baskı altında. Ancak tüm bu yoğun baskı ve şiddete rağmen bu rejim emeline ulaşamadı; ülkede bir mezar sessizliği istiyorlardı, başaramadılar. Demokratik toplumsal güçler direndi, yenilmedi, her fırsatını bulduğunda hücuma geçti. İşte o anlardan birindeyiz. Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan, iktidarın vasat bir kadrosundan başka bir şey olmayan kayyuma karşı üniversite öğrencilerinin cesaretle başlattıkları eylemler öfkemizi dört bir yanda isyana dönüştürdü. Biz bu topraklarda kayyumları ve bu zihniyeti iyi tanıyoruz. Belediyelere…
Aylık Ekoloji Haberleri Bülteni Ocak 2021 | Sayı: 10 3-5 ağaç meselesi… İklim Krizi Burdur Gölü’nün suyu çekildi, iskele ortada kaldı Büyüklük olarak Türkiye’de yedinci sırada olan ve bilim insanlarının yaptığı son ölçümlere göre su seviyesinde son 50 yılda 17 metre düşüş saptanan Burdur Gölü’nün su hacminde yüzde 40’a varan kayıp belirlendi. Etrafındaki tarım arazilerinde aşırı su tüketimine neden olan mısır, yonca gibi bitki üretimleri yapılan, yer altı su kaynaklarının da yüzde 70’i tarımda kullanılan Burdur Gölü’nün en büyük sorunlarından biri de kaçak sondajlar. Jeoloji Mühendisleri Odası Burdur Şubesi: “Göller Bölgesi, çöller bölgesi olmasın” Jeoloji Mühendisleri Odası Burdur Şubesi Yönetim…